Kitapları milyonlar satan Amerikalı yazar Karen Kingsbury ‘Şans’ isimli romanında şöyle diyor: Affetmek, affedeni özgür kılar.

Yaşamı boyunca yanında bir not defteri ile dolaşıp özlü sözler kaleme alan Amerikalı Paul Boese ise “Affetmek geçmişi değiştirmez ama geleceği genişletir” diyor.

Affetmek insan psikolojisinde önemli, yazılmış cilt cilt kitaplar var. Affedenin ruhu yükten kurtulup rahatlıyormuş.

Gerçekten affetme ve sözde affetme diye başka bir af türü daha var, insanın kendini affetmesi. Kendimizi gerçekten affettiğimizde hatamızın farkına varıyormuşuz. Sözde affetmede ise hatalarımızla yüzleşmek yerine mış gibi yapıp burnumuzun dikine gitmeye devam ediyormuşuz.

İster affeden ol ister affedilen psikolojide olduğu gibi hukuk sistemlerinde de önemli bir konu af...

Dünyada grace (pardon) denilen af türünün bizdeki karşılığı (lütuf) olan özel af. Genellikle devlet başkanlarının yetkisinde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan işte bu yetkisine dayanarak dün sabaha karşı iddianamesini FETÖ hükümlüsü eski Ankara Cumhuriyet savcısı Mustafa Bilgili’nin hazırladığı 28 Şubat Davası’nın tutuklu komutanlarından Çetin Doğan (84), Fevzi Türkeri (83), Yıldırım Türker (83), Cevat Temel Özkaynak (79), Erol Özkasnak (78) ile daha önce sağlık sorunları nedeniyle infazları ertelenen Çevik Bir (85) ve Aydan Erol’un (84) rütbelerinin de sökülerek aldıkları müebbet hapis cezalarını affetti!

Emekli Korgeneral Vural Avar’ı affedemedi ama!

Çünkü ilerleyen demans yüzünden ilaçlarını bile alamayacak hale gelen Türk Ordusu’nun ‘er’ statüsüne düşürülen şerefli komutanı Sincan Cezaevi’nde önce kaburgalarını kırmış, 22 Aralık 2022’de de hücresinde yaşamını yitirmişti!

*

Erbakan’ın başbakan Çiller’in yardımcısı olduğu 28 Şubat 1997’de Sincan’da aslında neyin denemesinin yapılmak istendiğini aklı olan herkes biliyor. Sonrasında neler olduğunu ise dün affedilen ve o dönem Genelkurmay Harekat Başkanı olan Orgeneral Çetin Doğan duruşmalarda söylediklerini 28 Şubat 2019’da BBC’ye özetledi:

“Silahlı Kuvvetler’de irticadan her dönem personel atılmıştır. Ama o dönemde atılanların çok önemli bir bölümü Gülencidir! Bizim davamızda mesela CD’yi veren kişinin atılış sebebi de cemaat üyesi olmaktır! Bir kere kesinlikle üst kademelere çıkma olanakları yoktu. Bu, 28 Şubat’tan önce de böyleydi. Orduda Gülencilere tasfiyelerle yer açan mevcut iktidar olmuştur! 2003’ten itibaren, hükümet irtica vesilesiyle atılmalara şerh koydu! Harp okullarına senede 800 civarında öğrenci alınır. Bunların kaynağı askeri liselerdir. Ama dışarıdan da yüzde 5’i geçmeyen oranda sivilden personel alınır. 15 Temmuz darbe girişimine iştirak eden, cumhurbaşkanının yaveri olan falan hepsi o dönemlerde sivillerden gelenler! Askerlerden de vardır, genç olanlar. Mevcut hükümet bu tür adamların atılmasını engelledi. Atılmaları engellenen adamlar 15 Temmuz’da darbeyi yapanlar. Süreç devam etseydi Silahlı Kuvvetler’de irticai yapılanmaya geçit verilmez, 15 Temmuz gibi alçakça bir kalkışma hareketi olmazdı!”

*

Bunları yazdıktan sonra ekrandaki harf kaosuna dalıp kaldım!

Sonra kendime sordum... Türkiye Cumhuriyeti adına cumhurbaşkanı aslında kimi affetti, Türkiye Cumhuriyeti bu afla ‘sırtındaki ağır sorumluluk yükünden’ kurtuldu mu ve affetmek iddia edildiği gibi her zaman iyileştirici mi?

Mesela ‘kocama halleri’ göz önünde bulundurularak affedildikleri söylenen 84 yaşındaki Doğan, 83 yaşındaki Türkeri, 83 yaşındaki Türker, 79 yaşındaki Özkaynak ve 78 yaşındaki Özkasnak Paşalar ağır ağır yürüyerek dün günışığına çıktıklarında affedilen mi yoksa affedecek tarafta mıydı?

Sorunun yanıtı ne bende, ne salıverilen paşalarda değil. 28 Şubat 1997 ile 15 Temmuz 2016 arasındaki 19 yılda Türkiye’de yaşananlarda!

Dün özgürlüklerine kavuşanlara sağlıklı uzun ömürler dileriz, elbet bir gün affedilen mi affeden tarafta mı olduklarını açıklarlar, öğreniriz.

Ama...

Son duruşmada “sayın başkan, kumpasla dolu olduğunu belirtmeye çalıştığım bu ortam içerisinde, adaletin haklının yanında olacağı inancı ile savunmamı bitiriyor, beraatimi talep ediyorum” demesine rağmen müebbet verilerek Sincan Cezaevi’ne atılan ve son nefesini orada veren Korgeneral Vural Avar’ın, ‘er’ kişi olarak toprağa verilirken korkudan cenazesine bile gelmeyenleri, kendisini cezaevine tıkanları, unutup unutturmaya çalışanları affedip affetmediğini hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz!

Ne ağır yük değil mi?