Teğmenlik yıldızını takmışlar, mezuniyet ve sancak devir teslim töreninden sonra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve protokol üyeleri tören alanından ayrıldı. Teğmenlerin 1995 yılından bu yana okunan “Subay andı” törende okumasına izin verilmemişti. Tören sonrası ant içtiler, kılıçlarını çatıp “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” dediler. İşte, suç sayılan, “okunmasın” denilen andın, tören sonrası okunmasıydı.

Oysa, andın tören sonrası okunmayacağına ilişkin herhangi bir emir yoktu. Yaklaşık 500 teğmenin katıldığı anttan sonra, okul birincisi Ebru Eroğlu ile birlikte İzzet Talip Akarsu, Serhat Gündar, Batuhan Gazi Kılıç ve Deniz Demirtaş, bir oy farkıyla Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla TSK’dan ihraç edildiler. Kararın iptali için dava açtılar. Deniz Demirtaş mahkeme kararıyla görevine döndü. Ebru Eroğlu’nun başvurusu ise reddedildi. Aynı olayda ihraç edilen üç teğmen için ise henüz karar verilmedi.

Ebru Eroğlu

VİCDANIMIZ ATILMALARINA EL VERMEDİ

Yüksek Disiplin Kurulu’nun 9 üyesinden 7’si teğmenlerin ihraç edilmemesi, 2’si ise ihraç edilmesi yönünde oy kullandı. Bu iddia gazeteci Ersin Eroğlu’nun teğmenlerle ilgili kitabında, gazeteci Barış Terkoğlu da aynı iddiayı gazetedeki köşesinde yazmıştı. Baskı sonucu oyların değiştiği o günlerde sıkça konuşuldu, ancak resmi bir yalanlama da olmadı. Daha sonra yapılan oylamada ise 4’e karşı 5 oyla teğmenler ihraç edildi.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı ve Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Korgeneral Tevfik Algan, Lojistik Başkanı Tuğgeneral Hakan Tutucu, Hakim Albay Hukuk Hizmetleri Başkanı Murat Gündoğan, Personel Albay Mehmet Akif Türkyılmaz “teğmenlerin atılmaması” yönünde oy kullandı. Ancak, bir oy fazlasıyla teğmenlerin atılmasına karar verildiğinde, 4 komutan karara niçin muhalefet şerhi koyduklarını yasal gerekçeleri sıraladıktan sonra şöyle yazdılar:

ATILMAYI GEREKTİRMEZ

“Resmi törenin bitiminde söylenen ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ söylemi ile okunan andın içeriği; hukuka aykırılık teşkil etmemektedir. Törenden bir önceki gece yapılan kutlamada bir kısım Harbiyelilerce söz konusu andın plansız şekilde de olsa okunması hususları birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde; personelin eyleminin devletin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranış veya ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiil olarak kabul edilemeyeceği ve buna bağlı olarak Silahlı Kuvvetleri’den ayırma cezasını gerektirir ‘Hizmete engel davranışlarda bulunmak’ disiplinsizliğini de oluşturmaz.

Aksi yöndeki kabulün orantılılık, gereklilik ve elverişlilik alt ilkelerini içeren ‘ölçülülük’ ilkesine uygun olmayacağı gibi hakkaniyete de uygun düşmeyeceği bu nedenle personel hakkında Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği vicdani kanaatinde olduğumuzdan aksi yöndeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmadık.”

DAVA İLE İLGİLİ ÖNEMLİ İDDİALAR

Ebru Eroğlu’nun avukatları, soruşturma raporunun kendilerine verilen örneğinde soruşturma heyetinde bulunan kişilerin isimlerinin karartıldığı, raporun 32. sayfasından sonrasının kendilerine verilmediğini, davacının, dava konusu işlem tesis edilmeden önce hazırlanan amir kanaat teklif formlarının değiştirildiğini de öne sürdü. Önemli iddialardan birisi de, Ebru Eroğlu, soruşturma sırasında alınan ifadelerine soruşturma heyeti tarafından müdahale edildiği iddiasıydı. Mahkeme, bu konuda somut bilgi ve belge ortaya konulamadığını, bunların iddiadan öteye geçmeyeceğini gerekçe gösterip itibar etmediğini karara yazdı.

Avukatların üzerinde durduğu en önemli konu, söz konusu iddiaların bir kısmının doğrudan tanığının Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri olduğunu, teğmenlerin atılmaması yönünde oy kullanan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı ve Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Korgeneral Tevfik Algan, Lojistik Başkanı Tuğgeneral Hakan Tutucu, Hakim Albay Hukuk Hizmetleri Başkanı Murat Gündoğan, Personel Albay Mehmet Akif Türkyılmaz’ın, mahkemenin belirleyeceği bir günde tanık olarak dinlenmesini talep etti.

NOTER ONAYLI İFADE GETİRİN

Bu başvuru üzerine, mahkeme, davacı vekilinden; “Tanık olarak dinlenilmesi talep edilen kişilerin, davacı vekilince noter huzurunda beyanları alındıktan sonra söz konusu yazılı beyanların mahkemeye sunulabileceğini, bu şekilde alınmış beyanlarının dosyaya ibraz edilmesi halinde uyuşmazlığın çözümünde tanık beyanlarının da göz önünde bulundurulacağı  avukatlara bildirildi.

Eroğlu’nun avukatları, 12 Şubat 2026 tarihinde mahkemeye sundukları dilekçede “Tanıkların kendilerine mahkemenizce resmi bir tebligat/çağrı yapılmadan böyle bir usulle beyanda bulunmalarının uygun olmayacağını” belirtiklerini kaydetti ve mahkemeden şu istemde bulunuldu:

“Beyanlarının alınması için tanık olarak gösterdiğimiz kişilere tanıklık yapmaları yönünde mahkemenizce müzekkere yazılıp dinlenmeleri sağlanmalı.”

MAHKEMENİN GEREKÇESİ

Ebru Eroğlu’nun tanık olarak gösterdiği komutanların ifadeye çağrılmasını mahkeme şu gerekçeyle kabul etmedi:

“Tanık olarak dinlenmesi istenilen kişilere mahkememiz tarafından müzekkere yazılması talep edilmiştir. İdari Yargılama Usulü Kanununda İdare Mahkemelerinde gerçekleştirilen yargılama sırasında tanık dinlenilmesine yönelik herhangi bir kurala yer verilmediği gibi anılan Kanunun Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun uygulanacağı hallere atıf yaptığı 31. maddesinde de tanık dinlenilmesi hususunda yasaya atıf yapılmadığı, buradan hareketle İdare Mahkemelerinde gerçekleştirilen yargılamalarda tanık dinlenilmesine imkan bulunmamaktadır.

Davacının tanık olarak beyanına başvurulmasını talep ettiği kişilerin noter huzurunda alınan beyanlarını Mahkememize delil olarak sunmasının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Mahkememizce de bu hususta davacı tarafa süre de tanınmıştır. Ancak davacı tarafça söz konusu beyanların Mahkememize sunulmadığı görüldüğünden davacının istemi hakkında Mahkememizce yapılacak herhangi bir işlem/tasarruf bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

Kuşkusuz, avukatlar bunların yanı sıra, başka bazı iddiaları da Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıyacak. Oradan nasıl bir karar çıkacağını bekleyelim, görelim...