Yine bir seçim maratonu başladı. Önceki seçimlerde Erdoğan muhalefete “şuraya gidemiyorsunuz; buraya giremiyorsunuz” diyordu. Bu kez Ekmel Bey’e memleketi Yozgat’tan yanıt verdi: “Kaç kez Bozok Yaylası’na geldin?” Eh! Madem tartışmayı yine Erdoğan açtı; devamını getirelim! Kendi nereye adım atamaz hale geldi, yazalım...
Tarih: 23 Mart 2013
“Nisan’da Gazze’ye gideceğim.”
Tarih: 14 Nisan 2013
“Tarih kesinleşti mayıs sonu gibi Gazze’ye gideceğim.”
Tarih: 21 Nisan 2013
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry:”Erdoğan’a ‘Gazze’ye gitme’ dedim.”
Tarih: 14 Mayıs 2013.
Erdoğan: “Kerry’nin demeci hiç şık değil, Haziran’da Gazze’ye gideceğim.”
Tarih: 18 Mayıs 2013
“Haziran’da Gazze’deyim.”
Bir yıl geçti; Erdoğan hâlâ Gazze’ye gidecek!..
Soma‘da bakkalda kıstırdığı çocuğa yumruk atıp, “İsrail dölü” demeyi biliyor!
Hadi “akranınla” dövüşsene!
Öyle samimiyetsizler ki...
Yalancı “Uzun Adam”
İsrail yine Gazze’yi vurdu.
Hamas liderliği, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘ndan operasyonların durdurulması için İsrail’den ricacı olmasını istedi.
Kamuoyunun önünde esip gürleyenler ne yapıyor dersiniz?
Bakan Davutoğlu, “Bizim de İsrail’le ilişkimiz kötü” diyerek, sadece Dışişleri Bakanlığı resmi sitesinden sönük bir kınama mesajı yayınladı.
Peki, bu sırada ne oldu: Mersin ve Dörtyol limanlarından kalkan gemiler İsrail jetlerine yakıt taşıdı!
Başbakan Erdoğan’la aynı kabinede yer alan eski Bakan Abdüllatif Şener bu durumu zamanında iyi özetledi: “Başbakan’ın (Erdoğan) İsrail’le arasında anlaşma vardır; bağırma iznini Başbakan’a veriyorlar ama iş yaparken Başbakan İsrail politikalarını uyguluyor!”
Şener yaşadığı olayı anlattı: “(Erdoğan) Hamas’ın lideri Halid Meşal‘i Türkiye’ye davet etti. ‘Türkiye’nin Amerika ve İsrail ile arası açılacak, Türkiye bundan zarar görecek’ diye basın gürültü yaptı. Meşal geldi, hükümetle görüştü. Fakat tam Meşal’in geleceği gün Bakanlar Kurulu’nda Başbakan (Erdoğan), Dışişleri Bakanı’na dönerek, ‘Basın çok gürültü çıkarıyor, belki bazı arkadaşlarımızın tereddütleri vardır; şu Meşal’in Türkiye’ye gelişini bir anlat’ dedi. Ve Bakanlar Kurulu’nda hangi bilgi verildi biliyor musunuz? Denildi ki; ‘İsrail, Hamas’a ve başta Meşal olmak üzere liderlerine ‘terörist’ diyor. Onun için de bunlarla doğrudan temas kuramıyor. Ancak Filistin halkını onlar temsil ettiği için bunlarla ilişkiye girmek istiyor, görüşmek istiyor. Bunu da yapamıyor ve zor durumda. Bizden rica ettiler. Meşal’i İsrail’le görüşmek suretiyle anlaşarak davet ettik!’ Bakanlar Kurulu’nda bu söylenirken Türkiye’ye hangi imaj verildi: ‘İsrail’e rağmen Türkiye Meşal’i davet etmiştir!’ Yani görünenler başka gerçekler başka...” (30.08.2012, CNNTürk)
Erdoğan buydu işte...
Filistin davası iki yüzlü politikalarla, samimiyetsiz siyasetçilerle, Hamas gibi amacı belirsiz örgütlerle böyle iğdiş edildi.
Gazze aşkının sebebi
Erdoğan’ın Gazze sevdası nereden geliyor?
Gazze’yi de Erdoğan’ı da aynı güç yarattı. Nasıl mı?
30 yıl önce...
ABD için, Filistin’de tehdit solcular ve milliyetçilerdi. Dünyada sosyalizmin popüler olduğu dönemde Filistin mücadelesinin motorunu Baasçılar, yani laik yurtsever çekiyordu.
Arap dünyasında ABD’yi ve İsrail’i tehdit eden bu sol eksenli güce karşı doğal bir panzehir bulundu: İslamcılık.
Bu oyunu oynayanların amacı belliydi: Filistin’in sola kaymasını önlemek!
Zira Filistin Davası’nın öncülüğünü yapan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ), İslamcıları, milliyetçileri, sosyalistleri bir araya getiren laik-yurtsever bir cephe örgütüydü.
FKÖ içindeki en güçlü örgüt ise Yaser Arafat‘ın başını çektiği ulusalcı-sosyalist El Fetih‘di.
Sosyalist Arap ulusalcılarının öncülüğünde İsrail’e karşı açılan 1967 Arap-İsrail Savaşı, Filistin’in siyasal havasını değiştirdi. Baas’ın bu yenilgisi yalnızca cephede alınmış bir yenilgi değildi. Aynı zamanda bir siyasi yenilgiydi. Keza...
1973’te Baas’ın İsrail karşısında bir kez daha yenilmesinin anlamıysa sanılandan daha büyük oldu. Bu savaşın ardından İsrail, Ortadoğu’daki varlığını garantiledi. Ve Baas ütopyası ise çöküşe geçti. Ve...
Bu durum Baas’ın panzehiri siyasal İslam’ın büyümesi için yeni ortam yarattı. O tarihe kadar Filistin davası için neredeyse pek bir siyasal faaliyette bulunmayan Müslüman Kardeşler “kuluçkadan” çıkarıldı. İslamcı, milliyetçi, solcu ittifakı parçalamak için bir “yeşil” strateji hayata geçirildi.
İsrail Radyosu‘nun Arapça programında her sabah ve Arapça yayınlanan İsrail gazetelerinde her gün İslamiyet’le ilgili propagandalar yapılmaya başlandı. İslami kitaplar ve dergilerde patlama yaşandı. Gizli finansörlerin kim olduğu belliydi! İsrail ve ABD için tehdit olan Arap ulusalcılığına ve sosyalistlere ilişkin tüm yayınlar yasaklanırken, dini yayınlar tarihi bir özgürlük dönemi yaşadı.
Bu yayılmayı başka örneklerle açıklamak da mümkün:
1967-1987 arasında Filistin’de cami, mescit sayısı 400’den 750’ye çıktı. Şimdilerde Filistin davasını sömürenlerin dilinden düşürmediği Gazze’de ise sayı 200’den 600’e yükseldi. Gazze sahilindeki kum tepecikleri arasına gelişigüzel yapılmış camiler, göçmen gençlerle doldurulmaya başlandı. Kudüs, El Halil, Gazze’de İslam üniversiteleri kuruldu. Zamanla Filistin’in “dincileştirilmesi” sonucu laik çevrelerin kalesi olarak bilinen Nablus bile zorunlu “örtüye” girdi. Filistin toplumu; Müslüman, Hıristiyan ve Dürzi olarak kamplaşmaya başladı.
1990’lara gelindiğinde artık sol, milliyetçilik yani Baas gözden düşürül-müştü. Öyle ki Filistinlilerin yüzde 50’si, İslami temelli bir devlet kurulmasından yanaydı. Bu “üretilmiş” siyasal İslamcılar önceki dönemin Filistinli direnişçilerle aralarına mesafe koymaya başladı. Artık FKÖ’yü parçalama zamanı gelmişti.
CIA ajanı kurucu
Ve Hamas 1987’de kuruldu.
Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin koluydu.
Peki kimdi kuranlar?
Biri; ABD’de yaşayan ve Gazze’de Hamas’ı derleyip toparlayan; Musa ebu Merzuk!
Diğeri; Cidde’deki Kral Abdülaziz Üniversitesi’nde ders veren; CIA ajanı olduğu ortaya çıkan ilahiyatçı Abdullah Yusuf Azzam!
FKÖ lideri Arafat; Hamas’ı, Güney Afrika Beyaz yönetimiyle işbirliği yapan siyah İnkatha/Zulu kabilelerine benzetti.
El Fetih Gazze lideri Tevfik ebu Hawse‘ye göre; İsrail, Hamas ile gizli işbirliği içindeydi ve Hamas’ın gelişmesine göz yumuyordu.
El Arab Gazetesi ise şöyle yazdı: “Hamas örgütünün kurulmasına müsaade eden kişi İsrail Hükümeti’nin Gazze’deki asker valisiydi ve hedefi FKÖ’yü bölmekti.”
Evet... Arafat ne zaman diplomatik başarı kazansa Hamas ortalığı karıştırıyordu. Örneğin... 1988’de Arafat, BM’nin 242. kararıyla Filistin’de iki devlet fikrini kabul ettirdi. İsrail’le barış görüşmelerine başladı. Oslo Barış Anlaşması’nı imzaladı. İsrail’in Gazze’nin çoğunu ve Batı Şeria’daki Erila şehrini Filistin’e bırakmasına karar verildi. Ardından ne oldu dersiniz; Hamas, FKÖ’ye saldırdı. Bağımsız Filistin için mücadele eden iki gücün birbirine düşmesi İsrail’in de işine yaradı. Sonra Arafat’ı birileri zehirleyerek öldürdü. Gazze Hamas’ın oldu!
İster adı Hamas...
İster adı AKP olsun...
Oyun hep aynı...
Sürekli...
“Gazze... Gazze” diyenlerin ağzından “Kerkük’teki Türkler” sözü niye çıkmıyor?
Ne Gazze’ye gidebiliyor ne Kerkük’e...
Sadece Türkiye’de esip gürlüyor...
GAZZE iÇiN TUM YOLLARI KAPALI
Erdoğan hep konuşuyor da...
Neden Gazze‘ye gidemiyor?
Tabii ki birileri izin vermiyor ve o da uslu çocuk oluveriyor.
Sadece ABD Dışişleri Bakanı John Kerry değil... Yazayım:
Hükümeti sarsan 17 Aralık Operasyonu’nda Erdoğan’ın uluslararası partneri olarak ifadeye çağrılan o ünlü isim kimdi: Yasin El Kadı. Aynı zamanda dünya terör finansmanının kara listesindeki bir isimdi. Yıl: 1998.Üniversite eğitimini ABD’de tamamlayan El Kadı‘nın bir vakfa yaptığı 100 bin dolarlık bağışın Hamas’a gittiğinin ortaya çıkması üzerine yöneticisi olduğu vakfın mal varlığı donduruldu. Bunun üzerine tüm gözler Erdoğan’ın bu yakın dostuna çevrildi...
Geçtiğimiz 27 Mart’ta ABD Kongre üyelerine Türkiye raporu sunuldu.

Rapor, ABD Kongresi için Ortadoğu uzmanı Jim Zanotti tarafından hazırlandı. İçeriğinde 17 Aralık sonrası yolsuzluk iddiaları ve Cemaat-Erdoğan kavgası vardı.
Peki raporun can alıcı noktası neydi:
Erdoğan’ın “dostum” dediği Yasin El Kadı BM Güvenlik Konseyi kararıyla yasaklı olduğu dönemde Türkiye’ye 4 defa giriş yapmıştı. 17 Aralık sürecinde Türkiye’deki fotoğraflarının çarşaf çarşaf yayınlamasını nasıl değerlendirmek gerekiyor. Mesele büyüktü.
Yazan isimler bu raporu daha da ilginç kıldı: ABD’nin eski Ankara Büyükelçileri Eric Edelman ve Morton Abramowitz. Bu isimler raporlarında, “Erdoğan’ın Hamas’a desteğinin ABD için bir endişe konusu olduğunu” yazdılar. Vs.
Yani... Erdoğan, yıllar önce FKÖ’ye karşı Hamas’ı üretenlerin kuklaları değiştirdiğinin yani Ilımlı İslam’dan vazgeçtiklerini kavrayamıyor.
Ayrıca hadi soralım: Gazze’ye nereden gidecek?
Zira Gazze’ye gitmek için...
Ya İsrail’den geçecek ya da Mısır’a giderek Refah Sınır Kapısı’ndan girecek!
Kısacası...
Ya, o dört parmağıyla Rabia işareti yapan elini cebine sokacak ve “darbeci” dediği Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’den izin isteyecek!
Ya, “Biz sizinle normalleşemeyiz” dediği İsrail’den izin alacak.
Kısacası Erdoğan’a bütün yollar kapalı.
Boşuna yazıp durmuyorum; düşük’tür.
TÜRKiYE’YE GELEN TEHLiKELi KONUK!
Türk medyası Batı’nın bazı tartışmalarına kör kalıyor.
Şöyle yazayım...
Foreign Policy, ABD’nin derin siyasetini okuyabileceğimiz etkili bir dergi. Geçen eylül ayında ABD Maliye Bakanlığı’ndan emekli terör finansman uzmanı Jonathan Schanzer, Erdoğan’ın Hamas saplantısıyla ilgili çok önemli bir yazı kaleme aldı.
Diyor ki Schanzer; Erdoğan Hamas’a parasal destek veriyor.

Vahim iddia bu kadar da değildi: Türkiye, Hamas’ın silahlı kanadı olarak bilinen İzzeddin El-Kassam Tugayları’nın kurucusu Salih El Aruri’ye de ev sahipliği yapıyordu.
Kim mi bu Aruri?
Hamas’la İsrail arasındaki son çatışmayı başlatan; üç Yahudi gencin kaçırılıp öldürülme eyleminin arkasında olduğu açıklanan kişi.
Schanzer’e göre, Hamas’ın İsrail’deki bombalama eylemlerini yöneten lideri.
İsrail güvenlik servisi Shin Bet‘in açıklamasına göre, geçen yıl nisan ayında Hamas için Ürdün’den para kaçıran iki Filistinli emirleri Aruri’den aldığını itiraf etti.
Amerikan mahkeme kayıtlarına göre Aruri, 1990’lı yılların başında Hamas’a üye oldu. Birkaç yıl hapis yattı. Karşılıklı pazarlıklar sonucunda İsrail kendisini serbest bıraktı.
İşte dünyanın gözü üzerinde olan bu Aruri, iddiaya göre Türkiye’ye yerleşti. Hamas’ı yönetmeye Türkiye’den devam ediyor!..
İsrailli araştırmacı Ehud Yaari, Aruri’nin Batı Şeria’da Hamas’ın silahlanmak için altyapısını tekrardan kurma gayretlerine Türkiye’nin yardım ettiğini yazdı.
Maşallah... Erdoğan’ın korkusu yok. 2012 yılının Mart ayında Hamas delegasyonunun bir üyesi olarak Türkiye’ye geldiğinde Aruri ile görüşmekte sakınca görmedi.
Şöyle diyordu Foreign Policy yazarı Schanzer, “Yaari’nin yazmış olduğu gibi Aruri’nin gerçekten de tek başına Batı Şeria’da kontrolü ele alması doğru ise ‘Türkiye Hamas’ın Batı Şeria yönetim merkezi olmuştur.’ Türkiye terörü destekleyen devletler arasına girebilir”.
Kim ne söylerse veya yazarsa yazsın Erdoğan için Aruri önemliydi. Amacı vardı...
Hamas’ın liderliğini önümüzdeki günlerde bırakacak olan Halid Meşal‘in yerine Aruri’yi oturtmak!
Erdoğan Gazze’deki oyunun içine batmış durumda. Anladığım kadarıyla tehlikenin farkına vardı. Çünkü...
İsrail terörist saldırıda yüzü aşkın masum Filistinli’yi katlederken, artık gerçek yüzü ortaya çıkan Erdoğan’ın sesi kısık çıkıyor!