MIguel de Cervantes (1547-1616) insan davranışlarını hicivle anlatan bir İspanyol yazardır. “La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quixote (İspanyolca Don Kihote, Fransızca Don Kişot olarak telaffuz ediliyor) ve Sancho Panza’nın Serüveni” adlı kitabı bir dünya klasiğidir. Don Kişot, okuduğu romanların etkisinde kalarak, halkını kötülerden kurtaran kahraman olmayı düşleyen bir asildir. Önce düşman ordusu sandığı koyun sürüsüne, daha sonra canavar olarak gördüğü yel değirmenine saldırır. “Donkişotluk” bir davranıştır. Hepimizde az veya çok donkişotluk vardır. Günümüzde donkişotluk en çok iktisat alanında görülür. İktisat donkişotları “tarlada 10 markette 100 lira” pahalılığın sebebi işte bunlar diyerek “kabzımal” diye bilinen hal komisyoncularını taşlar. En yaygın iktisadi donkişotluk “faizle savaş”tır. “Emekliye para yok, ama faize var” çok tutmuş bir sloganlarıdır. Tarihte, gerek Musevilik, gerek Hristiyanlıkta “faiz” yasaktı. İslam’da halen (?) yasaktır. “Ortada Nas varken, sana bana laf düşmez” denilmektedir. Komünist ideolojide de faiz “emeği sömüren” kapitalizmin ürünü şeytan işi bir kötülüktür. FAİZ Kabul edilmiş yorumlara göre dinlerin yasakladığı faiz “dara düşmüş insanlara” verilen ödünçlerin geri ödenmesinde alınan ilave paradır. Dara düşmek, beklenmedik zaruri bir harcama yapmak zorunda kalmak veya beklediği geliri elde edememiş olmaktır. Ona verilen ödünç para herhangi bir “artı değer” yaratmaz. Olmayan artı değerden pay almak, dara düşeni daha beter dara sokmaktır. Özünde bir sosyal müessese olan dinlerin bu anlamda faizi yasaklaması doğaldır. Bu hüküm iki varsayım üzerine kuruludur. 1) Ödünç verilen paranın satın alma gücü geri değişmemektedir. Yani enflasyon veya deflasyon sıfırdır. Dikkatinizi çekmek isterim. Altınla borçlanma gerek borç alan gerek borç veren için risklidir. Çünkü altının değeri yani satın alma gücü sürekli dalgalanır. 2) Alınan ödüncün ticarette kullanılmadığıdır. Eğer ödünç alınan para “kâr amacı güden” bir faaliyetin gerçekleşmesine hizmet ediyorsa, ödenecek faiz bir sömürü değil, kâr bölüşümüdür. FAİZ VE MAAŞ Alınan nominal (stopajı düşülmüş net) faiz oranının reel olması için, tahakkuk ettiği dönemde gerçekleşen enflasyondan büyük olması gerekir. T.C. dahil bütün devletler (istisnai dönemler hariç) kamu borcuna reel faiz ödemez. Bizim Maliye de nominal faiz gelirlerinde enflasyon düzeltmesi yapılmasını kabul etmişti. Gerçek kişilerinin vergisini nominal değil reel faiz üzerinden hesaplattı. Bugün de sermaye kazançlarında benzeri uygulamalar yürürlüktedir. Maaşlar, enflasyon kadar artmazsa, ele geçen paranın satın alma gücü düşer ama hiçbir zaman “eksi” olmaz. Buna karşın net nominal faiz oranı enflasyonun altında ise reel faiz “eksi” olur. Bu anaparanın “enflasyon” marifetiyle servet vergisine tabi tutulması demektir. “Bu da emekçilere, tasarrufçulardan gelir aktarılması demektir.” Bankalar, mevduat sahiplerine, aylık vadeli hesap açarak yıllık birleşik faizi enflasyonun üstüne çıkartabilir. Bunun kaynağı vergi değil, kredi kullanan firmalarının gelirleridir. Merkez Bankası’nın, enflasyonu döviz kurunu çıpa yaparak düşürmek amacıyla “yüksek faiz-düşük kur” politikası uygulamasının ülkeye esas maliyeti “sıcak para getiren” yabancılara fahiş döviz faizi ödenmesidir. Bütçedeki nominal yüksek faiz ödemelerinin sebebi enflasyondur. SON SÖZ: İyi niyet, yanlış yorumu doğru yapmaz.