Koronavirüs salgını 17 Kasım 2019’da Çin’in Wuhan kentinde başladı; Türkiye’de ilk vaka 11 Mart 2020’de görüldü. Virüsü öldüren bir ilaç bulunmadığı için mücadelede öncelik bulaşmayı önlemek oldu. Dünya genelinde karantina uygulandı ve aşı geliştirme çalışmaları başlatıldı. Karantina, mal ve insan hareketliliğini azaltarak tedarik zincirlerini aksattı. Üretimdeki azalma fiyatları yükseltti. Salgının enflasyonist etkisi giderek azalsa da, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) “tehlike geçti” dediği Mayıs 2023’e kadar sürdü. Bu arada, 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırdı. Rusya’nın AB ülkeleri, özellikle Almanya arasındaki ticaret daraldı. Rusya’dan Avrupa’ya doğal gaz taşıyan boru hattına sabotaj yapılınca enerji ve Ukrayna harbi yüzünden gıda fiyatları arttı. Gazze yönetimini elinde tutan ve Yahudileri bölgeden kovmak isteyen Hamas, 7 Ekim 2023’te komşu bir İsrail kasabasına saldırarak 1200 kişiyi öldürdü ve 250 kişiyi rehin aldı. Netenyahu çıldırdı. Gazze’de başlayan insanlık dışı yıkıcı savaş, 10 Ekim 2025’te imzalanan ateşkes anlaşmasına kadar sürdü. ABD, bu savaşta Hamas’ı destekleyen İran’ın, İsrail’e yeniden harekât düzenlemesini önlemek amacıyla 26 Şubat 2026’da İran’ı bombalamaya başladı. İran çetin ceviz çıktı. Harbi bölgeye yaydı.  Hürmüz Boğazı kapandı, petrol fiyatları fırladı, enflasyon yükseldi.

ENFLASYONLA MÜCADELE GELİR ARTIŞIYLA MÜCADELEDİR

Dünyada bunlar olurken Türkiye “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” hipotezini test ederken içine düştüğü enflasyon girdabından kurtulmaya çalışıyordu. At yorgun, yokuş dikti. “Enflasyon, yani fiyatların yükselmesi, aslında insanların gelirlerini yükseltme mücadelesidir.” Çünkü her fiyat bir gelirdir. Zeytinin kilogram fiyatı geçen yıl 50 liraydı, bu 25 liraya düştü diye feryat eden zeytin üreticileri, fiyatın düşmesinden değil gelirlerinin azalmasından müştekidir. Gerçi bol yağış sayesinde rekolte yükseldiği için fiyat düşmesine rağmen toplam gelirleri düşmemiş olabilir. Öyle olsa da üretici “hem fiyat hem de verim yüksek olsun” ister. Özgür Özel enflasyon yani fiyatlar düşsün ister. Zeytin fiyatını düşmüş görünce üzülür. Ne şiş yansın ne kebap düşüncesiyle, devlet üreticiye destek olsun der. Aynı şeyi çay, fındık, pancar, buğday için de ister.                           

TÜRKİYE’NİN ENFLASYONLA MÜCADELEDE YÖNTEM FARKI

Enflasyonun ortaya çıkışı her zaman ve her yerde parasal bir olay değildir; ancak enflasyonla mücadele her zaman ve her yerde parasaldır. Türk Lirası yumuşak bir para birimidir. Türkiye’de enflasyonla mücadele Türk Lirası’nı sertleştirerek yapılır. Bunun için “yüksek faiz, düşük kur” politikası uygulanır. Düşük kur yani değerli TL, döviz açığı yaratırken yüksek faiz ülkeye borç döviz çeker. Böylece döviz giriş-çıkışı denkleşir; yatırım ve tüketim malları ithalatı finanse edilir. Dış borç stokundaki artış, dışa ödenen faizden fazlaysa “harcanabilir gelir artar.” AKP bu politikayı izlemektedir. Ancak bu yöntem arada bir “devalüasyonu” gerektirir. Merkez Bankası Başkanı Karahan “benden sonraki başkana devalüasyon riski bırakmak istemiyorum” demiş. Bakalım bu konuda ne yapacak? Şimşek ile nasıl bir mutabakata varacak? Muhalefet bu gidişatın farkında mı? Onu da merak ediyorum.

Kaynak olarak ekle

SON SÖZ: Maliyeti olmasa, enflasyonu indirmek kolay olurdu.