Manchester City’yi 2008’de Abu Dabi’yi yöneten aileden devlet başkanının başkanın kardeşi Şeyh Mansur bin Zayed El Nahya satın aldı. Para muslukları açıldı. Robinho, Agüero, De Bruyne, Haaland... Yıldızlar geldi, kupalar geldi. Sonra hesaplar açıldı. Etihad ve Etisalat gibi şirketlerden gelen sponsorluk paralarının yüzde 87’sinin gerçekte kulüp sahibi tarafından karşılandığı ortaya çıktı. Şeyh kendi parasına sponsor süsü vermişti! Şimdi City’nin kupalarının alınması ve küme düşmesi gündemde. Ama asıl hikâye futbol sahasında değil. Belediye arsalarında! Şeyh’in Abu Dabi sermayesi önce 200 milyon sterlinlik futbol akademisi kurdu. Sonra Manchester’ın eski sanayi bölgelerine girdi. Konutlar, iş merkezleri, 23 bin 500 kişilik eğlence merkezi Co-op Live Arena yapıldı. The Times anlaşmaları ortaya çıkardı. Manchester Belediyesi, Arap yatırımcılara bazı belediye arazileri için 10 yıl öncelikli teklif hakkı tanıdı. İngiliz müteahhitler beklerken Şeyh’in şirketi masaya önce oturdu. Şeyhin Manchester Life ortaklığıyla 1.25 milyar sterlinlik kentsel dönüşüm başladı. Ama 1468 konutun tek biri bile uygun fiyatlı değildi. Kamu arazisinde konut vardı. Ama dar gelirliye yer yoktu! Bazı sözleşmelerde gizlilik maddeleri de çıktı. Peki ortada skandal sözleşmeler olunca iş kime dayandı? Manchester’ın birkaç ay öncesine kadar belediye başkanı olan ismi ve şimdiki İngiltere Başbakanı Andy Burnham’a... Başbakan Burnham, bu kriz yaşanırken çıkıp Arap yatırımlarını savundu. City’nin Arap sahiplerini kaybetmekten endişe duyduğunu söyledi. Siyaset karıştı. Muhalefet, Şeyh’in şirketleriyle, başbakanın belediye başkanıyken yaptığı görüşmelerini ve kabul edilen ağırlamaları açıklamasını istedi. The Sun, İşçi Partili siyasetçilerin, BAE ve Manchester City kaynaklı 300 bin sterlinlik gezi, ağırlama ve maç bileti kabul ettiğini ortaya çıkardı. Manchester City Başkanı Haldun el-Mübarek’in de kulübe verilecek cezalar öncesinde Başbakanlıkta Ticaret Bakanı’yla görüştüğü belirlendi. İddiaya göre Başbakan Burnham o toplantıda yoktu. Ancak şimdi İngiliz Başbakanı’nın tüm geçmişi didik didik ediliyor. ★★★ Peki İngiliz hükümeti neden bu kadar sıkıştı? Çünkü Arap sermayesi futbolu çoktan geçti. Katar, Harrods’u ve Londra gökdelenlerini aldı. Heathrow’un yüzde 20’si Katar’ın, yüzde 15’i Suudi devlet fonunun. Suudiler Newcastle United’ı aldı. Katar’ın İngiltere’deki yatırımları 40 milyar sterlini aşıyor. BAE’nin de yaklaşık 30 milyar sterlinlik yatırım taahhüdü var. Medyaya da girdiler. Suudi sermayesi The Independent ve Evening Standard’a ortak oldu. Abu Dabi bağlantılı grup The Telegraph’ı almak istedi. İngiliz hükümeti engelledi. Sky News Arabia, El Cezire, beIN Sports... Artık yalnızca tribünde değil, ekrandalar da. Bu ekonomik gücün siyasi bedeli daha önce görüldü. Abu Dabi, geçmişte İngiltere’den Müslüman Kardeşler’e (Mısır’da iktidara gelince, Sisi’den önce) karşı sert yaptırım istemiş, Londra reddetmişti. Bunun üzerine 60 Eurofighter savaş uçağını satın almaktan vazgeçmişti Abu Dabi. Şimdi de City’ye verilecek ağır bir cezanın iki ülke ilişkilerini sarsmasından korkuluyor. The Wall Street Journal, futbol skandalının jeopolitik krize dönüştüğünü yazıyor. Başbakanın siyasi geleceği bile tartışılıyor. Burnham hakkında kanıtlanmış bir yolsuzluk yok. Ama arazi, ayrıcalık, ağırlama ve siyaset ilişkisi üzerine sorular büyüyor. Şeyh önce topa para yatırdı. Sonra ülkeye... Ardından siyasette nüfuz kapısı açıldı. Tanıdık geldi mi? Türkiye’de Katar’ın uçağı, Tank Palet Fabrikası, Kanal İstanbul arazileri... DenizBank Dubai’ye, Finansbank Katar’a, Odeabank Abu Dabi’ye geçti. Borsa İstanbul, Digiturk, Kalyon Enerji, Kocaeli limanlar... Suudiler Sivas ve Karaman’da güneş santrali kuracak. Türkiye elektriği 30 yıl alacak, arazi hakkı 49 yıl. Şimdi bir de Husiler çıktı başımıza. Yıllardır bize Arapların kaç milyar dolar getirdiği anlatılıyor. İngiltere şu an gelen Arap sermayesinin bedelini tartışıyor. Türkiye’de ise henüz hesabın tamamını bile görmüş değiliz. Biz onlara karşılığında ne verdik?