
BARIŞ SÖYLEMLERİNE DAHA SIKI SARILMAMIZ GEREK
Soruşturmacı Gazeteci yazarımız Uğur Dündar, Gökmen Ulu’nun sorularını yanıtladı. Dündar, artan terör saldırıları sonrası, “Herkesin dostluk, kardeşlik, barış söylemlerine çok daha sıkı sıkıya sarılması gerek” çağrısı yaptı.
Dündar, kitabını “Zulüm döneminin öyküsü” olarak tanımladı. Hakkındaki hapis cezası için ise “Basının üzerindeki baskıyı simgeleştirdiği için çocuklarıma bırakacağım çok değerlli mirastır” dedi
Usta Gazeteci-Yazar Uğur Dündar’ın son kitabı “Pazarlık Yok” piyasaya çıktı. Duayen gazeteci, son kitabını ve önemli gündem maddelerine ilişkin görüşlerini, yazarı olduğu SÖZCÜ’ye anlattı.
- Kitabınızdan söz eder misiniz?
Kitap, SÖZCÜ Gazetesi’nde yayımlanan ve severek yazdığım yazılardan oluşuyor. Eğer özetlemek gerekirse zulüm döneminin ve bu zulme direnen kahramanların öyküsüdür.
- Geçen ay gazetemiz tarihi bir manşetle çıkmış, “SÖZCÜ susarsa Türkiye susar” sözü hafızalara kazınmıştı. SÖZCÜ’ye baskılar sürdü, açılan davalar var. Geçen hafta o davalar kapsamında size de 11 ay hapis cezası verildi. Bu cezayı nasıl karşıladınız?
Yazdığım konu, Binali Yıldırım’ın Ulaştırma Bakanı olduğu dönemde hakim kararı ile yapılmış bir dinlemenin toplum tarafından bilinen, aleniyet kazanmış, her yerde yayınlanmış olan diyaloglarından bir parçayı yorumsuz olarak köşemde kullanmaktan ibarettir. O dinlemeleri ben yaptırmadım. O konuşmaları ben uydurmadım. Hepsi gerçektir. Ben sadece gerçeğe ayna tuttum, gazetecinin görevi budur. Asla hakaret yoktur, asla iftira yoktur ve de asla kişilik haklarına saldırı yoktur. Bana göre cezayı değil, ödülü gerektiren bir köşe yazısıdır. Bana verilmiş olan hapis cezası da bu dönemin zulmünü ve basın özgürlüğü üzerindeki baskıları simgeleştirmesi açısından çocuklarıma bırakacağım çok değerli bir miras ve madalyadır.
ASLA ÖDÜN VERMEDİM, VERMEM
- Halbuki gazeteciliğin etik ilkelerine bağlılığınız herkesin malumu. Peki hiç mesleğinizdeki hassasiyetlerinizi yitirdiğiniz oldu mu?
Asla. Hiçbir zaman ödün vermedim. Tüm yazılarıma dikkat ettiğinizde evrensel meslek ilkelerine ve etik değerlere sıkı sıkıya bağlı olduğumu görürsünüz. Yalan haber yapmam, kimseye iftira atmam, kişilik haklarına saldırmam, aile hayatlarına saygı duyarım. Aile yaşamının mahremiyetine inanırım. Çok önemli toplumsal çıkar olmazsa aileleri haber konusu etmem ve çocukları çok karıştırmamaya gayret ederim. Şimdi değineceğim husus bu söylediklerimin belgesidir: Örneğin Cumhurbaşkanı’nın eşi hanımefendi ve kızı ile ilgili tek bir yazımı bulup çıkaramazlar. Yazamaz mıydım? Pek çok güncel konu oluştu ben yazmamayı tercih ettim. Çünkü ucunda çok fazla kamu yararı yoktu. Ayrıca belirttiğim gibi ben aile mahremiyetinin korunmasından yanayım.
İFTİRAYA RAĞMEN BOZAMADILAR
- İktidarın medya üzerindeki baskısı SÖZCÜ’ye işleyemedi. Peki bu durumu nasıl açıklarsınız?
Zaten yapabileceklerini büyük oranda yaptılar. Pek çok köşe yazarının kalemini kırdılar, pek çok meslektaşımızı işsiz bıraktılar, gazete patronlarını korkuttular. Ama bizim SÖZCÜ Gazetesi’nin patronu Burak Akbay sadece gazetecilikten hayatını kazandığı, gazetecilik faaliyetinin dışında hiçbir iş yapmadığı ve bir açığı olmadığı için onun SÖZCÜ’de sağladığı özgürlük atmosferini bütün uğraşılarına ve attıkları iftiralara rağmen bozamadılar. Biz köşe yazarları evrensel meslek ilkeleri doğrultusunda kelimenin tam anlamıyla özgür yazıyoruz. Ama yazılarımız yayınlandıktan ve topluma mal olduktan sonra savcıların nasıl harekete geçtikleri de herkesin malumu.
- Ankara Katliamı, sizin yazı ve röportajlarınızda değindiğiniz hususları getirdi akıllara. 25 Temmuz 2015 tarihinde bilge diplomat Şükrü Elekdağ ile yaptığımız röportajda dile getirmiştik. Sayın Elekdağ’ın öngörüsü ve isabetli görüşleri o yazıya bakıldığında görülmektedir. Suruç’taki bombalı saldırıdan sonra Sayın Elekdağ ne yazık ki çok daha kanlı olayların Türkiye’yi beklediğini ve AKP iktidarının yanlış politikalarının IŞİD denilen belayı başımıza musallat edeceğini belirtmişti. Ne yazık ki doğru çıktı. Çok acı bilanço. Cumhuriyet tarihimizin en kanlı, en büyük kayıpla sonuçlanan katliamı.
- Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Her olaydan sonra istifa edilmesi doğru değildir” şeklindeki açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Neresini düzelteceğimi bilemiyorum. 100 civarındaki yurttaşımız hayatını kaybetti. 150’ye yakın yurttaşımız da bundan sonraki hayatını uzuv kaybı ile devam ettirmek durumunda kalacak, onlar için hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Böylesine vahim, böylesine kanlı bir katliamı “Her olay” diye tanımlaması başlı başına bir skandaldır ve insan hayatının ne kadar değersizleştiğini gösteren bir belgedir. Ayrıca, “Her olaydan sonra” diyor ama kim istifa etti ki bugüne kadar?
- Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ankara katliamı sonrası istihbarat zafiyeti olmadığını, 25 canlı bombanın bilindiğini fakat bu şahısları eylem yapmadan tutuklayamadıklarını söyledi. Oysa attıkları her adım takip edilerek bombalı saldırıların önüne geçilemez miydi?
Biliyorsun ki Gezi Parkı olayları sırasında cebinde hastane bez maskesi bulunan gençlerimizi bile gözaltına aldılar. “Duran Adam”ı bile “Niye duruyorsun” diye gözaltına aldılar. Taksim’e üç kişi çıktığında hemen üzerlerine TOMA gönderiliyor. Ama ortada bir caniler grubu var ve daha önce yaptığı eylemler bilinmesine rağmen bunlar hakkında yasal işlem yapılmamış olması çok hazindir. Sayın Başbakan’ın sözleri acı bir itiraftır, aczin ifadesidir, AKP’nin Türkiye’yi yönetme gücünden ne kadar yoksun olduğunu gösteren ve politikalarının iflas ettiğini belgeleyen bir skandal ifadedir.

Uğur Dündar, yaşanan süreç için “Biz köşe yazarları kelimenin tam anlamıyla özgür yazıyoruz. Ama yazılarımız yayınlandıktan sonra savcıların nasıl harekete geçtikleri de herkesin malumu” dedi.
HALKI BİRBİRİNE DÜŞMAN ETTİLER
- Ne Ankara katliamının kederi, ne Nobel Ödülü’nün başarısı, ne de milli takım zaferinin sevinci... Türkiye bunların hiçbirinde birleşemedi. Toplumdaki bu ayrışmanın vardığı noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eskiden sevinçte, tasada, kederde, mutlulukta bir arada olmak gibi kavramlarımız vardı değil mi? Şimdi, sosyal medyada bakıyorum, milli takımın başarısı sevindirmediği gibi, Ankara katliamında hayatını kaybeden yurttaşlarımız için yapılan saygı duruşundaki saygısızlık büyük tepkiye neden oldu. Nerede ise hiç kimse galibiyete doya doya sevinemedi. Bizi kutuplaştırdılar, böldüler, parçaladılar. Eskiden aynı sokakta, aynı apartmanda bir arada güzelce yaşama kültürüne sahip olan vatandaşlarımızı, bu nefret söylemleri ile birbirine düşmanca davranır hale, hasım hale getirdiler. Bu çok tehlikeli. Allah ülkemizi daha beterinden saklasın. Çünkü sürekli olarak kin ve nefret söylemlerinin kullanılması, hiç umulmadık bir anda çok daha korkunç toplumsal olaylara yol açabilir. Ben buradan uyarıyorum; herkesin dostluk, kardeşlik, barış söylemlerine çok daha sıkı sıkıya sarılması gereken bir süreçten geçiyoruz. Şimdi kara kara düşünüyoruz; IŞİD gibi bir belayı başımızdan nasıl defedebiliriz? Bunun yolu 1 Kasım’da AKP sultasından kurtulmaktan geçiyor.