Bir uçurumu iki adımda geçmeye çalıştım, başaramadım. Gece terlemeleri başlamıştı, artıyordu. Güçten ve kuvvetten düşüyordum. Bir bela gelip akciğerime yerleşmiş, bana ateş ediyordu. Savaşırım. Yenilmem. Atlatırım. Diye güvendim. ★★★ SÖZCÜ Genel Yayın Yönetmeni Kenan Kurtkaya’ya; “Ben iki hafta izin yapayım, bu davetsiz belayı savuşturmuş olur, yeniden yazılara başlarım” dedim. 40 gün oldu. 40 gün bir gazete yazarının okuyucusunu yazısız bırakmayı hiçbir zaman göze alamayacağı uzun bir zaman. Zorda kaldım. Can telaşı! Elim yazıya gidemedi. ★★★ 40 gün sonra ilk yazıda kendimi anlatacak değilim. Sizinle 18 gün yattığım kamu (devlet) hastanesi gözlemlerimi paylaşayım: Bolu Dağları’ndan başlayıp Geyve Boğazı’nı bir vücut çalımıyla geçerek İzmit Kocaeli Körfezi’ne saplanan Samanlı Dağları’nda bir köyde (şimdi Sakarya Sapanca’nın mahallesi oldu) yaşadığım için bela beni bulunca, önce Sakarya Devlet Hastanesi’ne gittim. Doktorlar, hemşireler, sağlık emekçileri “kan tahlilleri- röntgen filmi çekimi” yaptılar; “Senin, laboratuvar imkanları bizden daha iyi olan Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’ne gitmen gerekir” dediler. ★★★ Akciğere girildi. Salgı örneği alındı. İlk tahliller çıktı. “Bu belanın kimliğini, kişiliğini, ne tür bir mikrop olduğunu mutlaka bulmalıyız, hastanede yatman gerekir” dediler. Kocaeli Üniversitesi (Kamu Tıp Eğitimi Kurumu-Devlet Hastanesi) hem doktor olacak öğrencileri eğitiyor, hem “hastalanıp gelmiş insana nasıl can katarım” diye bütün bilgi ve enerjisiyle el uzatıyor. ★★★ Kocaeli Üniversitesi 5. Kat Göğüs Hastalıkları bölümünde 18 gün şunu gördüm: Başhekim, başhekim yardımcıları, klinik ana bilim dalı profesör doktor hocaları, doçent doktorları, uzman doktorlar, araştırma görevlisi doktorlar, laboratuvar, röntgen çekim görevlileri, başhemşire ve hemşireler, sağlık emekçileri, büyük bir dikkatle, özveriyle, yoğun emek ve çabayla, bütün enerjilerini hastaya veren adanmışlıkla çalışıyor. Ve kayırılan özel hastaneler ile bol teşvikli şehir hastaneleri doktorları ile sağlık emekçilerinden daha az maaşla çalışıyorlar. ★★★ Ayrım yapmıyorlar. Damar yolu açarken, kan örneği alırken, ateşe, nabza bakarken, oksijen doygunluğunu ölçerken, röntgen çekerken herkese aynı ses tonu, aynı akraba- dost yüzleri ile eşit davranıyorlar. Benim yattığım 18 gün içinde bizim kattan 2 can, hayata pencerelerini kapatıp çıktı ama 22 hasta da sapasağlam kalkıp evine gitti. ★★★ Bu tabloya göre “Kamu, yani devlet hastanelerinin Türk sağlık sistemi için taşıyıcı ana kolonlar olması” gerekirdi. Tersi yapıldı. Bir yandan devlet kaynakları aktarılarak özel üniversite hastaneleri teşvik edildi, öbür yandan arsası olana dış kredi (dış borç) imkanı yaratarak ve tüm tıbbi aletleri de kiralama yoluyla sahiplendirip hasta garantisi de vererek şehir hastaneleri öne geçirildi. Şehir hastaneleri “devlet hastanesi” gibi gösteriliyor ama asılında sahipleri özel kişiler. Bu hastanelere 2024 yılında devletin desteği 90 milyar liraydı, 2025’te 111 milyara çıktı. 2026’da 136 milyar destek hedefi kondu. ★★★ Devlet hastanelerinin nasıl köreltilip, çaresiz bırakıldığını bizim gazete SÖZCÜ’nün değerli yazarı İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Mesut Parlak, “Proleter Doktorlar” başlığıyla çok açık yazmıştı. Yazıyı bulup yeniden okudum. Devlet (kamu) hastanelerinde doktorlara, hemşirelere, sağlık emekçilerine ne büyük adaletsizlik yapıldığını gördüm. Siz de o yazıyı bulun, mutlaka yeniden okuyun. ★★★ Hastaneden çıktım. Hayata döndüm. 40 günde Türkiye’de ne olmuş diye baktım: Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu’nu, silah yapmışlar, kendi partisine ateş ettiriyorlar. Halkın iktidarı değiştirme ve “koltuk sevicileri sandığa gömme” kararını bulandırmaya çalışıyorlar. Yeniden merhaba! KADİR İNANIR: Beni yakalayan belanın benzeri ona da hücum etmişti. Benden 4 yaş daha gençti. Direndi, hayata pencerelerini savaşarak kapadı. Bir Anadolu çocuğu, sinema sanatının fırınında kendini yakıp pişirerek Kadir İnanır olmuştu. Darbecinin, diktatör heveslisinin, egemenin, haksızlık ve hukuksuzluk yapanın karşısında dik durdu. Seveni çoktu. Hayat arkadaşı eşinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.