Elimin üzerine, sosyal medyada coşkuyla paylaşmak üzere, bastığım evet mührü tazeydi.
Şimdi bambaşka bir duygu yaşıyorum.
Elimin üzerindeki mühür solmuş durumda.
Barış, daha çok özgürlük, kadın hakları konusunda ilerleme umudu, ülkenin tarihi mirasının ve doğal güzelliklerinin korunma ihtimali, birbirimize yeniden tahammül edebilir hale gelme şansı gibi taleplerimiz seçim sonuçları nedeniyle başka baharlara kalmış gibi görünüyor.
Ama biz bu sefer de her sefer olduğu gibi sandık sonuçlarına saygı duyan, demokrasiyi içselleştirmiş insanlar olarak hayatımıza devam edeceğiz.
Kendi adıma artık hayatımızın neredeyse son bir yılını felç eden, bizi kana boğan, birbirimize düşman eden seçim dönemlerinin sonlanmış olmasına seviniyorum.
Çünkü gerçekten de siyasete bu kadar bulanmış, hayatımın her dakikasına üç farklı liderin kavgasının, birbirine laf sokma cümlesinin girdiği bu dönemden çok bunaldım.
Bir süre mümkünse hayatımı “üst akıl, akıl tutulması, algı yönetimi, seçmen eğrisi” gibi kelime ve kavramlardan uzak yaşamak istiyorum.
İstiyorum ki hep biz endişelenmek zorunda kalmayalım.
Seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra muhalefet liderleri bir kez olsun sorumluluk kabul edip, on yıldan fazladır her seçim sabahı söyledikleri ‘Biz de başarılıyız!’ şarkısından artık vazgeçsin.
İstiyorum ki seçimi kazanan, balkondan inince kuytuda kalan bir kaç özgürlüğün daha üzerine gitmesin.
İstiyorum ki her seçim, hayat tarzlarımızın, ülkenin yönetim biçiminin yeniden seçime sokulduğu bir süreç olmasın.
Sadece vekilleri seçelim, temel hak ve özgürlüklerimiz için dün sabah olduğu gibi endişelenen köşe yazarlarını okuyup karanlık korku dehlizlerine yuvarlanmayalım.
Neşe yeniden gelsin neşe...
Kanla dolu son beş ayın alıp götürdüğü neşemiz geri gelsin artık ne olur!
Tamam, kazandınız seçimi. Hakkınızdır; kutlayın, sevinin.
Ama ‘tek başına iktidar olduk bitenesi’ diye video çekip insanları tahrik etmeyin artık.
Yalvarırım hayatımız normalleşsin ve siyaset bir numaralı gündemimiz olmasın.
Başka şeylere, mesela sinema, müzik, artık canımız ne istiyorsa ona konsantre olalım.
Ben çok yoruldum hayatımın son 13 yılının bir partinin iktidar kavgasının içinde geçmesine.
Tamam işte, zafer çok büyük. Artık izin verin de hayatımıza, Anayasamızın bize vaat ettiği temel özgürlüklere endişe etmeden dönelim.
Çünkü bu ülkeyi ve hayatımı çok seviyorum. Eminim sizler de üç aşağı beş yukarı aynı fikirdesiniz.
Ben tıpkı 1 Kasım sabahında olduğu gibi, ölene kadar bu ülkede huzur içinde uyanmak ve seçtiğim hayatı kimse karışmadan yaşamak istiyorum.
Cemal Süreya ustanın dediği gibi “Hayat kısa, kuşlar uçuyor”
İzin verin artık kuşlara bakalım...
SEÇİM EKRANI ERKEK EKRANI!
Seçim sonuçlarını CNN Türk ve Fox Tv’den izledim.
Açıkçası Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya’nın soğukkanlılık yerine neşe ve coşku dolu sunumlarını yadırgadım.
Muhalif tavırları ve habere objektif yaklaşabilme başarılarını sevdiğim bu iki isim nedense tuhaf bir coşku seline kapıldılar aniden.

CNN Türk de temkinliydi. Ahmet Hakan soğukkanlı duruşuyla iki tarafa yaranamasa da en azından izlemeyi kolaylaştırdı.
Ama seçim analizi yapanların hep erkek olması gerçekten çok ama çok bezdiriciydi.
Beylerin yorumlarını yapmak için uzay mühendisi olmak gerekmiyor. Bu ülkede eli kalem tutan, ülke siyasetini takip eden ve bu konuda fikrini erkeklerden belki de daha cesur bir şekilde dile getirecek onca kadın varken, hepimizi ilgilendiren bir seçimde ekranın bu kadınlara kapalı olmasını hiç sevmedim.