Herhalde Türkiye’de ikinci bir kişi yok ki, evinde kırbaç koleksiyonu ya da şövalye odası görünce garip bulmuyor, “Ne kadar özel bir insandı” diyoruz. 2 Ocak onun yaş günüydü; bahane edip Barış Manço’yu anmak gerek.

Türkiye’nin ‘eksik kaldığı’ şeylerden biri de müzelerinden artı değer çıkarmak; sergilenenlerden anı unsuru hediyelik eşyalar yapmak. Yarın yaş günü olan Barış Manço’nun adına yapılan Moda’daki ev/müzeyi gezince de, çok sevip takdir etsem de “Yüzüklerden kravatlara, resimlerden plaklara pek çok şey niye üzerimizde taşıyacağımız, evimizde kullanacağımız objelere dönüştürülmüyor” demeden edemiyorum. Bazı şeylerin de altını çizmek istiyorum.

Efsane çizimleri var: Biliyoruz ki Barış Manço, on parmağında on marifet bir sanatçı. Ama müzedeki ‘farklı tarzlarda’ki resimlerini, değme çizgi romana taş çıkartacak çizim ve harika kolajlarını göstermek gerek. Biri o çizimleri tişört yapsın hemen alır giyerim! Çok modern, havalı, hippi ve isyankâr çizim ve desenler.

Kırbaç koleksiyonu: Barış Manço’nun çok bilinen özelliklerinden biri de koleksiyonculuğu. Müzayedelere karşı, ‘çekişmeyle’ satın almaya karşı, elleyerek severek, hikâyesiyle almak istiyor aldığını. Fotoğraf makinesi koleksiyonu (Gazeteciler Cemiyeti’ne bırakmış onları), porselene, cam vazolara (200 parçanın üzerinde ve hepsini kendi yıkıyordu), müzik aletlerine, ilginç objelere merakı malum. Muhteşem takı, kostüm ve yüzükleri de müzede, inanılmaz güzellikteler. Müzeyi gezene kadar hiç duymadığım ‘kırbaç koleksiyonu’nu görünce şaşırdım. Bir arkadaşı, konserde aksesuar olarak kullanması için bir kırbaç hediye etmiş ve böyle bir merak başlamış Manço’da… Zamanının muhabirleri bu koleksiyondan pek çok ‘fantezi’ haberi çıkarmaya çalışıp başaramamış.
Şövalye Odası: Evin her yeri başka bir konseptte sanki... Alt kattaki ‘Şövalye Odası’ mesela, kaç kişinin evinde öyle bir şey var ki! Ama ‘ebeveyn banyosu’, hele de 15-20 yıl önce öyle bir banyo; parlıyor! İnsanın küvete yatası geliyor!
Bahçedeki dev domates, biber ve patlıcanlar garip ama komik ve tatlı da...
İstanbul Moda’da galoşla gezilen müzeye giriş, öğrenci ve öğretmenler için 3, geri kalan herkes için 5 TL. Müzedekiler işlerini çok ama çok ciddiye alıyor, ikide bir ‘yüksek volüm’le ilginç anonslar yapılıyor; Louvre’da o kadar kaygı yok bence!

Salondaki balmumu Barış Manço heykeli insanın tüylerini diken diken edecek kadar iyi!
En üst kattaki “Adam Olacak Çocuk” kayıtları-fotoğrafları, yaptığı resimler, her şey bir yana Barış Manço’nun kendi çocuklarıyla fotoğrafları gerçekten etkileyici.
Merdivenler yukarıdan bakıldığında piyano tuşlarını aldırıyor.
‘Sinema salonuna ne gerek var ki?’
Sony’ye saldıran hacker’ların tehditleriyle ilk başta gösterimden kaldırılan ama internet ve salonlarda gösterildiğinde de izlenme rekorları kıran The Interview’den (Röportaj) bahsedilirken “Yahu bu kötü film nasıl bu kadar hasılat (sadece internetten haftalık hasılatı 15 milyon dolar) yapar” denmiyor mu? İnanamıyorum.
1-Bir kere film ABD ile Kuzey Kore arasında gerilime neden olmuş, hacker’lar olay yaratmış, gösterime zar zor sokulmuş, Obama bile açıklama yapmış; izlememek için direnç gerekiyor.
2--Dünya saçması olayların gerçekleştiği, bol klişeli, bel altı esprilerle yürüyen ve bu yolla iyi gişe yapan az mı film gördük Türkiye’de?

3-Yaşasın, bizim programda gay oldu” sevinci yaşayan televizyoncuların halini ancak gazeteciler anlar, maalesef çok gerçekti! Eminem’li sahne iyiydi.
4-Filmi izlerken gülüp geçmek gerek de; asıl takıldığım pek çok ‘ecnebi’ gazetenin filmin salonda gösterilmeyince internette ‘yürümesini’ mercek altına alıp “Sinema salonları gerçekten gerekli mi?” sorusunu sorması. İşte bu ciddi!
Hediyeyi beğenmediğini
ANLAMANIN EN iYi YOLU
Hayatta dizilerden öğrenilebilecek çok şey var; hele de dizi ‘Seinfeld’ ise... Mesela baş karakter Jerry’nin harika bir ‘hediye beğenme testi’ var (merak edenler için The Label Maker bölümü).

Eğer hediye verdiğiniz kişi, paketi açıp hediyenin adını (ses tonuna da dikkat tabii) tekrar ediyorsa (“Aaaa çorap”) anlayın ki, çok da doğru bir hediye almadınız!
Beyaz hastalarına
Bir Cem Yılmaz tipi ‘siyahçılar’ var, her daim siyah giymeyi seven... Bir de ‘beyazcılar’ var, kaliteli beyaz gömlek ya da tişörtleri baş tacı eden. Genç bir tasarımcı olan Pelin Dumlu’nun yaratıcısı olduğu beyaz gömlek markası ‘White Posture’, tasarımda geometrik yaklaşımları seven, bir gömlekle şık, modern ve havalı görünmek isteyenler için bire bir. Ama şimdilik sadece kadınlar için!