CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığıyla ilgili bazı iddialarda bulundu. Bakan, açıklananların gerçeği yansıtmadığını öne sürdü. Şimdi, Adalet Bakanı ile CHP Genel Başkanı karşılıklı olarak birbirleri hakkında şikayetçi oldular. Bunun sonucu ne olur bilemeyiz.

AK Parti’nin, seçim beyannamesindeki en önemli vaatlerinden birisi yolsuzluklarla mücadeleydi. Bu konuda yeni bir yasa tasarısı hazırlandı. Yolsuzluklarla mücadele için özel savcılıklar ve özel mahkemeler kurulması öngörülüyordu. Bakanlıklardan, Genelkurmay Başkanlığı’ndan da görüş alındı. Tasarı komisyonlardan geçti ve TBMM Genel Kurulu’na geldi. Bazı eleştiriler üzerine tasarı yeniden komisyona gönderildi ve bir daha da gündeme gelmedi. Bu çalışmaların içinde olan bir yetkili, “3628 yolsuzlukla mücadele yasası tam olarak uygulansa, yolsuzluk diye bir şey kalmaz” diyor.   

SINIF ARKADAŞI İÇİN SORUŞTURMA EMRİ

Yaklaşık 20 yıl önceydi. O dönem yayımlanan Vatan gazetesinde bir köşe yazarı, Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın İstanbul Etiler’de bulunan ünlü Alkent sitesinde biri 850 bin dolara, diğeri de 400 bin dolara iki ev aldığını yazdı. Köşesinde, “Nasıl oluyor da bir Deniz Kuvvetleri Komutanı bu kadar para verebiliyor?” diye sordu.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, yazıyı ihbar kabul etti. Bu arada Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılan harcamaların yüksekliğiyle ilgili de ihbarlar ulaşmıştı. Dönemin Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Erdal Şenel, soruşturma başlattı. Evlerle ilgili soruşturma görevi de Askeri Savcı Hasan Saim Öztürk’e verildi. Genelkurmay Başkanı Özkök, Askeri Savcıya, “Oramiral benim sınıf arkadaşım. Ama gerçek neyse onun ortaya çıkarılmasını istiyorum” dedi.

Bir taraftan evlerle ilgili soruşturma yürütülürken, Milli Savunma Bakanlığı Müfettişleri de Deniz Kuvvetlerindeki protokol giderlerinin çok aşırı olduğunu belirledi. Örneğin bir yılda yaklaşık iki ton çikolata alındığını belirlemişlerdi. Soruşturmalar büyük bir gizlilik içinde yürütülüyordu.

Askeri Savcı Hasan Saim Öztürk, komutanın iki ev aldığı siteye sanki ev alacak bir kişi gibi gitti. Orada emlakçıyı buldu, ev fiyatlarını sordu. Savcı “Komutanımız da buradan ev almış” deyince, emlakçı hemen, “Evet. O iki evi ben sattım. Bir evin 25 bin dolar olan komisyonunu komutanın bir yakını ödedi” dedi. Savcı kendisine yarayacak olan bilgileri topladıktan sonra siteden ayrıldı.

NEREDEN BULDUN AMİRALİM?

Bir hesap yapıldı. Teğmenlikten oramiralliğe kadar yurtdışı görevleri de dahil olmak üzere oramiralin emekli oluncaya kadar eline 570 bin dolar geçeceği hesaplandı. Oysa, sadece evin birisine 850 bin dolar ödenmişti. Diğeri de 400 bin dolara alınmıştı.

Yargılama sonucu Deniz Kuvvetleri Komutanı hüküm giydi ve Pınarhisar Cezaevinde cezası infaz edildi. Dönemin Askeri Savcısı Hasan Saim Öztürk, bu çalışmalar sonucu Devlet Denetim Elemanları Derneği tarafından ödüllendirildi. Öztürk, “O güne kadar bu kadar üst düzeye gelmiş bir komutan ilk kez yargılanıp hüküm giymişti. Üç yıla yakın cezaevinde yattıktan sonra tahliye edildi” dedi. 

O EVLER MÜSADERE EDİLDİ

Böyle bir olay yaşanması Genelkurmay’da, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda büyük üzüntü yaratmıştı. O dönem, basın görevini yapmış, devlet iddianın üzerine savcısıyla, müfettişiyle gitmiş, oramiral yargılanıp hüküm giymişti. İkisi yaklaşık 1 milyon 200 bin dolar ödenen Alkent sitesindeki o evlere, komutanın rütbelerine ne oldu?

Dönemin Askeri Savcısı Hasan Saim Öztürk, “O evler müsadere edildi yani devlet malı oldu, hazineye gelir kaydedildi. Oramiralin rütbesi ise geri alındı yani er statüsüne indirgendi. Kendisine verilmiş bütün nişanlar, madalyalar da alındı. Sadece emekli maaşı kaldı” dedi. O komutan 2023 yılında hakkın rahmetine kavuştu. 

İnanın bunları yazarken içim sızlıyor. Sıkça “Eski Türkiye” diye geçmiş karalanıyor. İşte o beğenilmeyen eski Türkiye’de yolsuzlukların üzerine nasıl gidildiğini bir olayla anlattım. Eski Türkiye’de gazetedeki bir bazı üzerine  başlatılan soruşturma en tepelere kadar uzanabilmişti. Yalnız bu değil, yarın, bir valinin rüşvet aldığının nasıl belirlendiğinin de ilginç öyküsünü, soruşturmayı yürüten Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’in anlatımlarıyla aktaracağım. O vali de yargılanıp rüşvetten hüküm giymişti. 

Günümüzde ise “Ne yazarlarsa yazsınlar. İki-üç gün yazılır, sonra unutulur” anlayışı yerleşmiş durumda.

Nereden buldunsa buldun, yeter ki getir

TBMM Yeni Yol Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, sözünü esirgemeyen, bunun için gerektiğinde bedel ödeyen saygın bir milletvekili. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmesinden sonra siyasilerin, bakanların ve bürokratların mal varlığının incelenmesini istedi. Birçok konu unutulup gidiyor. Özdağ konuşmasında önemli konuları hatırlattı. İşte anlattıklarından bir bölüm: 

“Türkiye’de son zamanlarda bir mal varlığı meselesi konuşuluyor. Milletvekillerinin, bürokratların, bakanların mal varlıkları konuşuluyor. Türkiye’de daha önce ‘Nereden Buldun Kanunu’ vardı. Bu doğru bir kanundu. Sonra servet barışıyla ilgili olarak üç ayrı kanun çıkarıldı. Birincisinde ‘Sizin yurtdışında olan mal varlıklarınız bu kanunlarla başkalarının adıyla Türkiye’ye getirilebilir’ denildi.

‘NEREDEN BULDUN’U KALDIRDILAR

İkinci kanunda, ‘Birinci derece akrabalarınız yurtdışındaki paraları getirebilir’ denildi. Yani bu paralar nedir? Kara para mıdır, uyuşturucu parası mıdır, rüşvet parası mıdır veya başka ülkelerin gönderdikleri paralar mıdır diyerek üçüncü kanun çıkarıldı. Bu kanunla beraber de başkaları adına getirilen, birinci derece akrabalarınız adına getirilen mal varlıkları kendi adınıza da getirilebilir oldu. O zaman bu kanunla, geçmişte ‘Nerede Buldun Kanunu’ yürürlükten kalkmış oldu.

Şimdi buradan Türkiye’ye, Sayın Cumhurbaşkanına, iktidara sesleniyorum: Nereden Buldun Kanun teklifini derhâl getirin. Onlar geride kaldı, o mal varlıklarını araştırmayacağız. Çünkü zaman aşımına uğramıştır veyahut da kazanılmış haklar olarak değerlendirilebilir. Ardından Yolsuzluğu ve Hırsızlığı Önleme Yasasını getirelim.”

Sonuçta, bu öneri AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Yani, muhalefetin hemen hiçbir teklifi TBMM’den geçmiyor. Sadece o konuşmalar TBMM Genel Kurul salonunda “Hoş bir sedâ” olarak kalıyor.