Orgeneral Abidin Ünal, 2015-2017 yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanı olarak görev yaptı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılına armağan ettiği “Sivil-Asker İlişkileri” kitabını yazdı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) yapısında köklü değişiklikler yapıldı. Hastaneleri ellerinden alındı, askeri liseler kapatıldı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığı’na bağlandı. Askerlerin cumhurbaşkanı, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri olma yolu kapatıldı.

O GÖREVLER ASKERE KAPALI

1960-1989 yılları arasındaki 4 cumhurbaşkanı da asker kökenliydi. 1989 yılından itibaren bu usul terkedildi. Turgut Özal’la birlikte cumhurbaşkanlığı sivillere geçti. MİT müsteşarlığında 1926-1965 yılları arasında 8 asli müsteşardan 6’sı muvazzaf ya da emekli askerdi. 1965-1988 yılları arasındaki 11 müsteşarın tümü muvazzaf veya emekli orgeneral-korgeneral rütbesindeydi. 1989 sonrasında MİT müsteşarlığı sivil inisiyatife geçti.

MİT Müsteşarının asker kökenli olduğu dönemlerde yaklaşan darbelerden başbakanı bilgilendirmediği iddiaları dikkate alınırsa, devletin istihbarat teşkilatının askeri kontrol altında olması orduyu siyaset içine çektiği ve sivil kontrolün zayıfladığı anlamına geliyordu.

Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olarak 1938-2004 yılları arasında görev yapan 27 genel sekreterin tümü muvazzaf generaldi. 2004 yılından sonra bu göreve atanan 5 genel sekreterin tümü büyükelçi veya vali.  İç ve dış tehdit tanımlaması yapılarak, milli güvenlik siyaseti ve stratejisinin belirleyicisi, Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi’nin hazırlandığı kurumun sivil yönetimiyle, milli güvenlik siyaseti üzerinde sivil demokratik otorite güçlendirmek amaçlandı. Diğer yandan kurumdan en üst yönetim kademesindeki askerlerin uzaklaştırılması askerin siyasetten izolasyonu adına önemli bir adım olarak yorumlanıyor.

ABD SİSTEMİ, ÇIKARLARIMIZA UYGUN DEĞİL

15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlandı. Bu konu askerler arasında da yeterince konuşulmadı. Darbe girişimi ortamında, Kanun Hükmünde Kararname’nin kamu görevlilerini kılıç gibi doğradığı günlerde bunları konuşmak da zordu. Emekli Orgeneral Abidin Ünal, kitabında bu konuda şunları belirtiyor:

“Genelkurmay’ın Milli Savunma Bakanı’na bağlanmasına rağmen kuvvet komutanlarının da Savunma Bakanlığına bağlı kalması tercih ediliyorsa, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet karargahları arasında görev fonksiyonlarının kesin hatlarla belirlenerek çift başlılığa yer vermeyecek ölçüde düzenlemeler ve buna uygun teşkilatlanma yapılmalı.

Gelinen aşamada, ABD’nin Pentagon sistemine benzer bir yapının oluşmakta olduğu müşahede edilmektedir. Ancak Pentagon sisteminde ABD Genelkurmay Başkanı kuvvet komutanlarından oluşan Konsey’in başkanıdır ve kuvvet komutanlıkları üzerinde, bizim anladığımız şekilde komuta yetkisine sahip değildir. Kuvvet komutanlarının yetkileri de bizdekinden farklı olup, özetle ‘kuvveti hazırlamakla’ sınırlıdır. Kuvvet komutanları, küresel ölçekte oluşturulan bölgesel muharip komutanlıklarının ihtiyaç duyduğu kuvveti onlara tahsis etmekle yükümlüdürler ve bu kuvvetler üzerinde komuta yetkileri yoktur. Komuta yetkisi Başkan’a ve Bölgesel Komutana aittir.”

ABD’nin Bölgesel Komutanlıklar sistemi var. Ama bu sistem Türkiye’nin savunma ve güvenlik çıkarlarına uygun düşmüyor. Gerekçesini emekli Orgeneral Abidin Ünal şöyle açıklıyor:

TEK KOMUTANLIKTAN YÖNETİLMELİ

“Çünkü Türkiye’nin kendisi ve çevresi tek harekat alanı olup, tüm muharip birliklerin tek komutanlıktan sevk ve idare edilmesini gerektirmektedir. Bu durum en azından Deniz ve Hava Kuvvetleri için daha önemli olmakta, kuvvetlerin yapay olarak bölgesel komutanlıklara bağlanması uygun düşmemektedir. Zaten bu her iki kuvvet ellerindeki gücü ihtiyaç yerine teksif edecek ‘Muharip Kuvvet’ yapılanmasına sahip bulunmaktadırlar. Özetle, Türkiye bağlamında; Cumhurbaşkanı’nın Başkomutanlık statüsünü muhafaza ederken, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının barışta ve savaşta ‘komuta yetkisi’ muhafaza edilmelidir. Böylece tüm askeri komutanlıkların aynı makama bağlı olması en doğru seçenek olarak ortaya çıkmaktadır.”

HER BAKAN YARDIMCISINA BİR KUVVET

İster bugünkü düzenlemede, isterse Ünal’ın önerdiği kuvvet komutanlarının tekrar Genelkurmay Başkanı’na bağlanması yönteminde olsun bu yapının sürdürülebilir olması için önemli olan bir konu da bakan yardımcılıkları ve onların konumları. Ünal, Milli Savunma Bakanlığı’nda en az üç Bakan Yardımcısı bulunması gerektiğini belirtiyor. Bunların her birinin bir kuvvete ilişkin işlerde (Kuvvetler üzerinde emir komuta yetkisi olmaksızın) bakana yardımcı olmasının gerekliliğini anlatıyor. Gerekçesini de şöyle açıklıyor:

“Böylece kuvvetlere ait karmaşık konuların bakanlık seviyesinde anlaşılması ve yönetilmesi daha etkin olacak. Bütünleştirilmiş karargah yapısı ile daha verimli sivil-asker işbirliği, birlikte çalışabilirlik ortamı sağlanabilir. Ayrıca bakanlığın sivil uzmanlardan, genelkurmayın ise asker uzmanlardan oluşturulması gibi yapay bir yapı gerçekçi gözükmemektedir. Zira bu yapı uzmanlık alanlarının profesyonelce kullanımına uygun düşmez.”

Abidin Ünal’ın İmge yayınlarından çıkan kitabında çok kapsamlı bilgiler yer alıyor. TSK’nın yeniden yapılandırılması gündeme geldiğinde yararlanılacak önemli bir kaynak.