Her ne kadar “piyasalar” müsrif insanı sevse de “iktisat” tutumludan yanadır. Bu çelişkili duruma “tasarruf paradoksu” denir. Yani ulusal tasarruf oranının artması, milli geliri büyütmek için hem iyi, hem de kötüdür. Biraz derine inince aslında böyle bir paradoks (zıtlık) olmadığı anlaşılır. Milli gelir “arz-talep” çevrimiyle ete kemiğe bürünür. Bu çevrimin tamamlanması için yeterli talep olması yani harcama gerekir. Çünkü arz artışı tek başına, milli geliri büyütmez. Harcama şarttır. Ama harcamanın illa ki tüketim harcaması olması şart değildir. Yatırım harcamaları da talep noksanından büyüyemeyen ekonominin canlanması için “aranan talebi” yaratır. Üstelik “tüketim harcamalarıyla” coşan piyasaya nazaran “yatırım harcamaları” ile sağlanan büyüme daha sürdürülebilir olur.
TAŞ ÜSTÜNE TAŞ KOYMAK
“Yatırım” bizatihi kutsal bir sözcüktür. Çünkü yatırım, iş ve aş yaratır. Halk, yatırımın doğrusunu ile yanlışını birbirinden ayıramaz. Her yatırım iyidir; “Allah razı olsun bu eserleri yaptıranlardan” der. Harcanan aynı parayla alternatif olarak hangi eserler meydana gelirdi diye düşünemez. Hele yatırımları yapan özel firmanın, bunların finansmanı için aldığı dış borçla hiç ilgilenmez. Bana ne? Alan düşünsün der.
EKONOMİ İÇİN GÖSTERİŞ YATIRIMI, GÖSTERİŞ TÜKETİMİNDEN KÖTÜDÜR
İsraf denince akla, insanların gereksiz ve lüks tüketim harcamaları gelir. İslam da “yiyiniz, içiniz ama israf etmeyeniz” der. Yatırım israfından hiç bahsedilmez. ODTÜ’de filozof Hocam Fuat Çobanoğlu, “Gösteriş yatırımının ekonomiye vereceği zarar, gösteriş tüketiminin vereceğinden kat be kat fazladır” derdi. Fuat Bey, Batı ile Doğu’nun farkı, birinin gösteriş tüketimine, diğerinin gösteriş yatırımına düşkün olmasıdır derdi. Mesela, milli reisimize, Hayrünnisa Hanım’ın bizzat meşgul olarak ve hiçbir masraftan kaçınmayarak ihya ettiği “Çankaya Köşkü” dar geldi. Gavurdan para dilenen halifelerimiz de Dolmabahçe Sarayı “yatırımını” yapmıştı.
EN GAYRİ İKTİSADİ GÖSTERİŞ YATIRIMI; ÜÇÜNCÜ(?) HAVALİMANI
İstanbul’un artan havalimanı ihtiyacını karşılamak için, Atatürk’ün kapasitesi yılda 80 milyon yolcuya ve Sabiha’nın kapasitesi de yılda 120 milyon yolcuya çıkarılmalıydı. Bu model, etkisi yüzyıl sürecek “yolcu ulaşım ekonomisi” açısından en iktisadi çözümdü. Üstelik bu tevsiler İstanbul’un inşaat açısından en belalı adresine yeni bir dev havalimanı yapmaya göre çok ucuza çıkacaktı. Ne desem boş. Heyhat!
Son söz: Arsa rantı gelmiş cihane, havalimanı inşası bahane.