İnsanlığından uzaklaşmamış her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının değerini bilmesi gereken kişilerin başında Mustafa Kemal ATATÜRK, kutsallarının başında TÜRKİYE’miz gelmelidir. Cumhuriyetin ilânından beri Osmanlı tutkunlarıyla inanç tutkunlarının karşı çıktığı TÜRK DEVRİMİ ve devrimcileriyle kazanımlarına son yıllarda çirkin yaklaşımlarla karalama ve yadsıma (inkâr) kampanyası siyasal alanın madrabazları ve medyanın aymazlarınca terbiye dışlanarak sürdürülmektedir. “Ayyaş, kefere, dinsiz, diktatör” insanlık dışı nitelemeleri yanında başta ulusal varlığımızı, onurumuzu, namusumuzu, tüm değerlerimizi temsil eden devletimiz olmak üzere başarılan, sağlanan her kurum, kuruluş ve elde edilen sonuçlar karalanmakta, yapıcıları suçlanmaktadır. ATATÜRK ve İNÖNÜ bu saldırıların odağına oturtulmaktadır.
Oysa bu iki eşsiz Türk büyüğü, tarihimizin en seçkin kişileridir. Kahraman ve saygın arkadaşlarıyla Türk Ulusu gerçeğini dünyanın belleğine işlemişlerdir. Görevleri sırasındaki tutumları, günün-yılların güçlüklerine ve olumsuz koşullarına karşın erişilmez başarıları, hepimizi sonsuza değin bağımsız ve özgür yaşatma ilkesiyle, başka uluslara örnek oluşturacak niteliktedir
Konuşmaları, tutum ve davranışları, temsil güçleri ve halk adamlığıyla güçlü etkileri, övüneceğimiz üstün kişiliklerinin başlıca özellikleridir. İkisi de kendini bilenlerin “Onlar bizim büyüklerimiz, onlarla onur ve kıvanç duyuyoruz. Onlar bizim cumhurbaşkanlarımızdı. Onların çocukları olmakla gurur duyuyor, övünüyoruz” diyeceği Türk büyükleriydi. Bir de günümüz devlet temsilcilerine bakılsın. Böyle dedirtecek yanları var mı, böyle diyebiliyor muyuz, diyebilir miyiz?
KILAVUZA GEREK YOK
Her şey ortada. Günümüz cumhurbaşkanı siyasal yaşamda güvenilir bir denge öğesi olacak yerde yan tutarak iktidar partisi yararına tutum ve davranış sergilemekten kaçınmıyor, çekinmiyor. 7 Haziran seçimleri sürecinde nasıl iktidar lehine propaganda yapıp muhalefeti bir parti sözcüsü gibi eleştirmişse şimdi de “400 milletvekili...”nden başlayıp toplantılar düzenleyerek seçime yönelik konuşmalar yapmaktadır. Seçimlerin uygarca, barış içinde, hiçbir yakınmaya ve üzüntüye yol açmadan, hiçbir olumsuzluk yaşanmadan geçmesini önerecek, ulusa ışık tutacak yerde sandıkların taşınmasına ilişkin kararı nedeniyle Yüksek Seçim Kurulu’nu eleştirmekte, muhalefeti suçlayarak yansızlığını, anayasal andını gözardı etmektedir. AKP’nin eylemli genel başkanı gibi alanlarda, salonlarda, ekranlardadır.
Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığını herkesten çok o makamda oturan düşünmeli, gölgelemekten kaçınmalıdır. Devlete güveni sarsacak, devlet adamlığına yakışmayacak durumlardan uzak kalmaya özen göstermek önemli bir duyarlığı olmalıdır.1 Ekim TBMM’ni açış konuşmasında olduğu gibi karşılıklı sataşmalara girerek düzeyi bozmamalıdır. Seçimler için devletin gereken önlemleri alıp güvenliği sağlayacağını söyleyip hükûmeti etkin kılmalıdır.
Cumhurbaşkanlarının adları tüm ulus bireylerinin dilinde saygı, sevgi ve övgüyle seslendirilmelidir. Devletin başı olmak, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Ulusu’nun birliğini temsil etmek onuru, bir insanın yaşamında alabileceği en büyük, en eşsiz, en anlamlı, en değerli ödüldür.