Reklamsız Sözcü
CAN ATAKLI

Bu kadar korkak olma CHP

20 Kasım 2017

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Bu kadar korkak olma CHP

İktidar Amerika'daki Zarrab davası nedeniyle kendini bir açmaz içinde görürken imdada bir anda NATO yetişti. İktidar medyası Zarrab olayını sulandırıp bunu bir FETÖ tezgâhı, Amerika'yı da FETÖ'nün emrine girmiş gibi göstermek için bin takla atarken ortaya çıkan NATO skandalı ilaç gibi geldi. Sanal bir NATO tatbikatında Atatürk ve Tayyip Erdoğan'ın hedef tahtası yapılması ve düşman güçler olarak gösterilmesi elbette çok büyük bir skandaldır. İki gündür Türkiye her platformda bu rezaleti dile getiriyor. NATO yetkilileri de özür üzerine özür diliyor. Tabii sadece özür yetmez, bu olayın bütün açıklığı ile ortaya çıkması gerekir. Skandal bir hatadan mı kaynaklanmıştır, bir personelin aymazlığı mıdır buna neden olan, yoksa arkasında daha derin bazı gerçekler var mıdır? Skandal sadece iktidar tarafından değil muhalefet tarafından da çok sert biçimde protesto edildi. Ancak bu sert protestolarda CHP genel başkanının tavrı bana biraz tuhaf geldi. Kılıçdaroğlu NATO'yu eleştirirken aynen şunu söyledi: “Biz siyasetçiyiz. İçeride oturur tartışırız, a partisinin, b partisinin genel başkanıyla düşüncelerimizi söyleriz ve tartışırız. Sonuçta biz bir aileyiz, 80 milyonluk bir aileyiz ama hiçbir zaman kendi ülkemizin tarihine ve bugününe hakaret edilmesini kabul edemeyiz. Şimdi bu yetkililerden Türkiye'ye yapılan bu hakaret nedeniyle yöneticileri tatmin edecek açıklama bekliyoruz. Bu sıradan bir ‘Özür dileriz' olayıyla geçiştirilecek bir konu değildir.” Kılıçdaroğlu'nun “biz birbirimizi yeriz ama dışa karşı tek yumruk oluruz” mealindeki mesajı herhalde NATO'ya karşı değil. O cümle içe dönük bir cümle. CHP'ye yöneltilen “milli değilsiniz, hiç bu devletin yanında durmuyorsunuz, Türkiye'yi hep dışarı şikâyet ediyorsunuz” türü saçma sapan ve akıl dışı saldırılara karşı bir tür savunma içgüdüsüyle söylenmiş sözler bunlar bana göre. Amaç “Bakın CHP milli bir konu olduğunda tavır almayı bilir, çok eleştirse bile iktidarın yanında durur, Türkiye'ye laf söyletmez” dedirtmek. Oysa CHP artık “elalem ne der” psikolojisi altında korkak davranmak yerine daha aktif olmak zorundadır. Böyle “Bak biz de ne kadar iyi çocuğuz” mesajları vermek yerine olayın üzerine gidecek ve gerekirse kendi hükümetini de eleştirecek cesarette olmalı. NATO böyle bir küstahlığa nasıl kalkabilmektedir? Bugüne kadar Türkiye'ye yönelik bu tür aşağılayıcı hiçbir hareket yapılmamışken neden bu iktidar döneminde bu tür eylemler artmaktadır? Bütün bunlar sadece Türkiye'ye düşmanlıkla, Türkiye'yi kıskanmakla açıklanabilir mi? CHP bu soruları sorarak “kol kırılır yen içinde kalır” mantığı ile toplumda “şirin” olacağını sanmak yerine Türkiye'nin onur ve haysiyetini savunmak zorundadır. Ayrıca CHP bu olaydan yararlanarak AKP iktidarının samimiyetini de test edecek eylemler yapmalıdır. Örneğin iktidar partisi kamuoyunda sanki NATO'dan çıkmayı bile düşündükleri izlenimi yaratmaktadır. AKP genel başkanı “Bu aptallık değil alçaklıktır” diyerek NATO ile ipleri tamamen koparacak sözler söylemektedir. O halde CHP ön almalı ve Meclis'e “NATO'dan çıkılmasını talep eden” bir önerge vermelidir. Bakalım AKP ne yapacak o zaman? NATO'dan çıkılmasını mı savunacaklardır yoksa Türkiye AKP oyları ile NATO'da kalma kararı mı alacaktır? CHP muhalefeti biraz da böyle yapmayı düşünmelidir artık. CHP sözcüleri ısrarla AKP'nin halkı kandırdığını söylüyorlar. O halde CHP bunu halka göstermek ve büyük aldatma oyununu ortaya çıkarmak zorundadır.

ANALİZ

Haydi NATO'dan çıkalım

Ortalık karıştı. NATO'nun Norveç'te düzenlediği “sanal tatbikatta” hedef tahtasına Atatürk'ün ve Erdoğan'ın konması ülkemizde çok doğal olarak olağanüstü bir tepki yarattı. Sağ- sol ayrımı olmadan herkes NATO'nun bu çirkinliğine ateş püskürdü. Sonuçta, dün de yazdığım gibi her şey Erdoğan'a yarıyor. NATO futbol terimiyle Erdoğan'a inanılmaz bir asist yaptı. Artık Erdoğan ve yandaşlarının elinde inanılmaz bir koz var. Evire çevire bunu her gün önümüze koyacaklardır artık. Ancak tabii bunun tehlikeli bir tarafı da var. Kimi gerçekten samimiyetle, kimi fırsatını bulduğu için kimi de iktidarı iyice açmaza ittiğini düşünerek “NATO'dan ayrılalım” kampanyası başlattı. Peki, Türkiye NATO'dan ayrılabilir mi? Elbette ayrılabilir ama bunun sonuçlarını da hesaplamak zorundadır. Peki, bu iktidar NATO'dan ayrılmayı göze alabilir mi? Asla. Ama göreceksiniz sanki her an NATO'dan çıkıyormuş gibi yapacaktır. Bugüne kadar nasıl Amerika aleyhine konuşuyorlar, sürekli esip gürlüyor, ayar vermeye kalkıyorlar ama somut tek bir şey yapmıyorlarsa, aynı durum NATO için de geçerli olacaktır. Erdoğan'ın öfke nutuklarının malzemelerinden biri bundan sonra NATO olacaktır. NATO yerden yere vurulacaktır ki vuruyor zaten. AKP'ye oy veren kesimler Türkiye'nin gücünün bütün dünyaya yettiğine, Erdoğan'ın kararlılığı ve dik duruşu önünde bütün dünyanın ceketini ilikleyip saygı duruşuna geçtiğine inanacaktır ki yandaş medya “Türkiye'nin gücü sayesinde özür dilediler” diye manşet bile attı. Aksini söyleyen herkese yine milli ve yerli olmamak, vatan hainliği yapmak suçlamaları yöneltilecektir. Sık sık sanki NATO'dan çıkılıyormuş gibi yapılacaktır. Tabii ki çıkılmayacaktır. Bunu neye dayanarak söylüyorum. Son iki yıldır Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerine yönelik söylenen ağır sözleri ve hakaretleri hatırlayın. Bunca lafa rağmen Amerika ya da Avrupa'yı sıkıntıya sokacak tek adım atıldı mı? Ne zamandır İncirlik konusu gündeme getirilir. İncirlik'e yönelik bir şey yapılıyor mu? Hayır. Şimdi NATO büyük bir rezilliğe imza attı. Haydi İncirlik Amerikan Üssü. Konya'da NATO üssü var. Ona bir şey yapılıyor mu? Hiç olmazsa tepki olarak o üssün kapısına kilit vurulması gündeme getiriliyor mu? O da yok. Norveç'teki skandaldan umutlanarak NATO'dan çıkabileceğimizi düşünenlerin hüsrana uğrayacaklarını söylemeliyim. Hiç beklemesinler.

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Gandi'ye sormuşlar

1) En güzel gün?
Bugün
2) En kolay şey?
Yanılmak
3) En büyük engel?
Korku
4) En büyük yanlış?
Vazgeçmek
5) Bütün kötülüklerin temeli?
Bencillik
6) En güzel oyalanmak şekli?
Çalışmak
7) En büyük çöküş?
Ümitsizlik
8) En iyi eğitmenler?
Çocuklar
9)Temel olan şey?
İletişim
10)Seni en çok mutlu eden şey?
Başkalarına faydalı olmak
11) En büyük gizem?
Ölüm
12) En büyük kusur?
Huysuzluk
13) En tehlikeli kişi?
Yalancı
14) En zararlı duygu?
Kıskançlık
15) En güzel hediye?
Bağışlama
16) En kısa yol?
Düz (doğru) yol
17) En güçlü duygu?
İç huzur
18) En iyi koruyucu?
İyimserlik
19) En gerekli kişiler?
Ebeveyn
20) Hayattaki en güzel şey?
Sevmek.

BUNU YAZMAK GEREK

Merkez Bankası hükümetten bağımsız ekonomiden değil

Ekonomik kriz sanki kapıda gibi değil mi? İktidar bir yandan “ekonomide zafer günleri” propagandası yaparken diğer yandan da aslında ekonominin çok kötüye gittiğini itiraf ediyor. Örneğin AKP genel başkanı “Ekonomide ciddi bir operasyonla karşı karşıyayız. Belli ki bir yerlerden Türkiye'nin dikkatinin dağıtılması için düğmeye basılmış” diyor. Demek işler kötü ki ciddi operasyondan söz ediyor. Sonra ekonominin nerede kötü olduğunu belirtiyor. Diyor ki “Faizin sebep, enflasyonun netice olduğu kanaatindeyim. Bu konuda beni anlamayanlar er veya geç anlayacaklar. Enflasyon, yok hıyarmış yok salataymış bunlardan kaynaklanan bir şey değil. Ana sebep faizdir, faiz. Bunu öğreneceksiniz.”

İktidar sözcüleri ekonominin çok iyi gittiğini pompalamaya çaba gösterirken AKP genel başkanı kötü gidiş itirafı yaparak suçu bankalara atıyor ve diyor ki; “Bu ülkede en çok kazanan hangi kurumlar, kimler? Banka sahipleri, finans sektörü. Onlar götürüyor parayı. Bu kadar yüksek faiz ile kredi vermeye kalkarsan tabii ki yatırımlar bu ülkede yürümez. Hala bunu anlatamıyoruz.” En sonunda da lafı yine Merkez Bankası'na getiriyor. “Merkez Bankası diyor ki ‘yılsonu itibariyle şu olacak'… E ne oldu, kaç kere revize ettiniz, söylediklerinizin hiçbiri tutmuyor, tutmaz” diye öfke saçtıktan sonra asıl sözünü patlatıyor; “Merkez Bankalarının bağımsızlığı var müdahale etmeyiniz. E tamam. Müdahale etmediğimiz için bu hale geliyor.” AKP genel başkanının yanıldığı nokta şu; Merkez Bankaları evet bağımsızdır, ama hükümetten, siyasi iktidardan bağımsızdır, ekonomiden değil. Merkez Bankaları her şey iyi giderken kendi başlarına bir iş yapıp ekonomiyi bozmaz. Siyasi iktidarın yönettiği ekonominin yarattığı sonuçlara göre karar ve tavır alır.

Can Ataklı
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp