Reklamsız Sözcü
SONER YALÇIN

Müstahak bize!

26 Ekim 2017

İnsanlık tarihinde öyle günler vardır ki…
Mevcut düzeni-sistemi-yapıyı kökten değiştirir.
Tarih: 27 Ağustos 1859.
Yer: Pennsylvania- Titusville
Adı, Edwin Drake (1819-1880) idi.
Petrol aramasında mekanik kuyu delme yöntemini buldu. (Ondan önce, sızıntı yoluyla yüzeye çıkan ham petrol, lamba yağı/gaz yağı olarak kullanılıyordu.)
Drake bulduğu bu yöntemle yeni çağın kapısını açtı: Petrol artık bilinçli olarak aranıp bulunacaktı. Ve…
Petrol, 1865'den itibaren ticari ve zırhlı savaş gemilerinde kullanılmaya başladı. Yani…
Petrol artık en değerli stratejik endüstriyel ürün oldu.
İhtiyaç artınca başta İngilizler olmak üzere emperyalistlerin gözü petrol kaynağı Ortadoğu'ya çevrildi.
“Arkeolojik kazı” kurnazlığıyla Rockefeller'dan
Rothschild'e uzanan “dünya baronları” bölgeye geldi. İngilizler (D'Arcy Grubu), Hollandalılar (Royal Dutch-Shell), Almanlar (Deutche Bank Grubu) ile Amerikalılar (Chester Grubu) arasında petrol kapışmaları yaşandı.
Bugünlerde…
Kuzey Irak'ı konuşuyoruz…
Kuzey Suriye'yi konuşuyoruz…
Ve Musul'u konuşuyoruz…
Bir konuyu ısrarla atlıyoruz!
Şöyle…

Şeyh Mübarek

Tarih: 23 Ocak 1899.
– Dünyanın en büyük petrol rezervi bulunan- Kuveyt Şeyhi Mübarek ile, İngiliz sömürgesi Hindistan'ın genel valisi Lord George Curzon el sıkıştı. İmzalanan “koruma/protektora anlaşmasına” göre, Kuveyt Dışişleri İngilizlerin elinde olacaktı. Bunun karşılığında şeyhe her yıl para vereceklerdi!
Kuveyt, Osmanlı'nın değil miydi? Basra'nın bir vilayeti yapılmamış mıydı? Şeyhe “kaymakamlık” verilmemiş miydi?
Bunlar petrolden önceydi…
Kuveyt, Arabistan yarımadasının kuzeydoğusunda, Basra Körfezi'nin kıyısında stratejik bir topraktı. Keza petrolü boldu!
İngilizler, bölgeye hızlı giriş yapan Alman gücünü durdurmak istiyordu. Petrol savaşları şimdilik “diplomatik satranç” üzerinden yürütülüyordu. Ama büyük savaşa az kalmıştı…
Şunu eklemeliyim:
Şeyh Mübarek ile Lord Curzon'ın anlaşmasından Osmanlı'nın sonradan haberi oldu! Aslında bu istihbaratı da Fransız Büyükelçisi Gustave Lannes verdi. Neyse.
Osmanlı, donanmasına yeni kattığı “Zuhaf” adlı savaş gemisini Kuveyt'e gönderdi. “Zuhaf” limana yaklaştırılmadı; İngiliz savaş gemileri “aksi halde ateş açarız” dedi. “Zuhaf” geri döndü! Sonra ne mi oldu:
Padişahın kurban bayramını kutlayan Kuveyt şeyhine “kaymakam” yerine “Kuveyt'in Yöneticisi ve Kabilelerin Şeyhi” sıfatı kullanılarak yanıt verildi!
Osmanlı böylesine savruk dış politika takip ederken İngilizler, yüzleri kızarmadan “Katar'ı bize verin” demeye başladı! Peki ne yaptık:
“Kuveyt ve Katar gibi çölden ibaret iki kaza yüzünden İngiltere ile ihtilaf çıkaramayız” dedik!
Keza. Bahreyn de elimizden uçtu gitti. Yetmezmiş gibi şeyhe bin sterlin verdik!

Şeyhler hep devrede

Niye anlatıyorum bunları?
Türkiye'de her çevrenin “çıkarı için kullanacağı” bir tarih perspektifi var.
Oysa:
Mesele, II. Abdülhamit'i sevip sevmemek değildir; hakikatler ile yüzleşebilmektir.
Mesele, İttihatçıları sevip sevmemek değildir; gerçekler ile yüzleşebilmektir.
Kusurlarıyla- sevaplarıyla bu bizim tarihimiz; bunlar bizim atalarımız.
Maalesef… Tarihe sadece “politik menfaat” için bakıyoruz. Örneğin:
Atatürk'e dil uzatmak isteyenler sürekli Lozan'ı gündeme taşıyor; “Musul'u Lozan'da verdik!” Koca bir yalan bu. Bakınız:
Şeyh Mübarek ile el sıkışan Lord Curzon'un Lozan'da amacı belliydi; petrol kuyuları!
İsmet Paşa Musul konusunda anlaşamayınca Lozan'dan Ankara'ya döndü. 21 Şubat 1923 ile 6 Mart 1923 arasında TBMM'de 14 oturum yapıldı.
Bugünün Atatürk düşmanları, Meclis'teki o muhaliflerin Musul sözlerini tekrarlayıp duruyor. Oysa…
O oturumlarda bir tek kişi, İngilizlerin Musul'a sahip olma emelinde temel rol oynayan petrolden söz etmedi! Sadece duygusal nutuk attı!
Bugün bu hamaset edebiyatı ısrarla sürdürülüyor.
Sadece AKP yandaşları değil… PKK kuyrukçuları da ABD'nin hangi amaçla bugün kendilerini desteklediği hakikatiyle yüzleşmiyor.
Sonuçta Ortadoğu'da kazanan Lord Curzonlar oluyor!
Bu zaferleri için hep şeyhleri devreye sokmaları tesadüf mü? Mesela:
Türkiye… Lozan'da, Musul için “son silahı” olan “referanduma gidilsin” teklifini yaptığında İngilizler Şeyh Sait isyanını başlatıverdi. Ankara mecburen “sıkıyönetim” ilan etti. İngilizler dünyayı ayağa kaldırdı; “Türkler, ülkelerindeki Kürtleri öldürüyor!”
Ardından… E. Af Wirsen başkanlığında Türkiye-Irak sınırını ele alan komisyon 90 sayfalık raporunu Milletler Cemiyeti'ne verdi. Ve emperyalistler -petrol bölgesi- Musul'a el koydu.
Yani Ortadoğu'da:
Şeyh Mübarek ile başlayan…
Şeyh Sait ile süren…
Şeyh Barzani ile devam ediyor!
İşin acı tarafı şu:
ABD, ülkesinin zenginleşmesine sebep olan Edwin Drake'nin heykelini dikti.
Türkiye'de ise, Diyarbakır'daki meydandan Atatürk heykeli kaldırıldı ve bu meydana “Şeyh Sait” adı verildi!
Müstahak bize!…
Irak Babuka'da 1871'de Osmanlı'nın ilk ve son petrol rafinerisini kuran Mithat Paşa'yı boğarak öldüren biz değil miyiz?

Soner Yalçın
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet Whatsapp