Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Kocatepe’yi nasıl batırdık

21 Temmuz 2013

Sevgili okuyucularım, Türk Ordusu bundan 39 yıl önce bugün Kıbrıs'a çıkmış ve orada Rumların elinde esir bulunan Türk soydaşlarımızı kurtarmanın ilk adımını atmıştı. Kıbrıs yıllardan beri kaynıyordu. Türk azınlık Rum çoğunluğun zulmü altında inim inim inliyor, alınan asker çıkarma kararları başta ABD olmak üzere dış ülkelerin baskısı nedeniyle bir türlü uygulanamıyordu.
Ecevit Başbakan, Erbakan Başbakan Yardımcısı, Semih Sancar Genelkurmay Başkanı idi. CHP-MSP koalisyonu son kararı verdi ve ordumuzun çıkarma birlikleri 20 Temmuz 1974 günü Kıbrıs topraklarına Girne'den adım attı.
Kıbrıs Yunan uçaklarının menzili dışındaydı ve bu durum bize büyük bir avantaj sağlıyordu. Hava üstünlüğü bizdeydi. Adaya çıkarma gemileriyle komandolarımız çıktı, helikopter ve uçaklarla paraşütçülerimiz indirildi. Çok şiddetli çatışmalar oldu. Yıllar sonra, Türk kuvvetlerinin komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel'le bu harekat konusunda uzun bir
söyleşi yapmıştım ve şu sözlerini unutamam:
“Karşımızda çok iyi savaşan bir Yunan Ordusu vardı. Mertçe savaştılar.”
Sonunda üstünlüğü ele geçirdik ve yine dış dünyanın baskısıyla ateşkes kararı alındı. Ancak birliklerimiz Girne-Lefkoşe bölgesinde, çok dar bir alanda sıkışıp kalmıştı. Ciddi bir Yunan saldırısı bizi zor durumda bırakacaktı. Ağustos ayında ikinci harekat başlatıldı ve ordumuz yeniden ileri atılıp bu kez Karpaz dahil Magosa'ya kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Sonradan kurulacak olan bugünkü KKTC'nin sınırları böyle belirlenmiş oldu.
Türkiye'nin Kıbrıs zaferi sonrasında Yunanistan'ı yönetmekte olan cunta devrildi ve
yeniden demokrasiye geçildi.

* * *

Kıbrıs Barış Harekatı adı verilen bu operasyonun bence en renkli, en önemli ve en hüzün verici olaylarından biri, kendi muhribimiz olan Kocatepe'yi bizim uçaklarımızın yanlışlıkla bombalayıp harekatın ikinci günü, tam 39 yıl önce bugün batırmasıdır.
Kocatepe olayını o tarihten bir süre sonra dört koldan araştırmış, işin içinde yaşayanlarla yine uzun söyleşiler yapmış ve sonra (ne yazık ki artık piyasada bulunmayan)
“Unutulmayan Söyleşiler. Tarihe Düşülen Notlar” isimli kitabımda tam metin olarak yayınlamıştım.
Kendi savaş gemimizi nasıl batırmıştık? Hata kime aitti? Deniz Kuvvetleri'ne mi, yoksa Hava Kuvvetleri'ne mi?
Konuştuğum üç kişi şunlardı:
Yarbay Mehmet Kolburan:
Kocatepe'nin hemen yanında olan ve uçaklarımızın saldırısında yara alan Adatepe Muhribi'nin ikinci komutanı.
Yarbay Zeki Kılıç: Kendi
gemilerimizi bombalayan pilotlardan biri.
Albay Behçet Tamuroğlu:
Genelkurmay'daki savaş harekat merkezi görevlisi.
Ortaya çıkan manzara ilginçti.
Harekat başladığında Genelkurmay'a bir duyum gelmişti. Akdeniz'de Baf açıklarında bir gemi konvoyu Rodos'tan Kıbrıs'a doğru yol alıyor ve Rumlara askeri malzeme götürüyordu.
Bu istihbaratın doğru olup olmadığı bugüne kadar ortaya çıkmadı. Ama büyük olasılıkla yanlıştı.
Bu durumda Hava Kuvvetleri'ne Ankara'dan emir verildi:
– Konvoyu derhal imha edin, Baf Limanı'na girmesini önleyin.
Bu aşamada Hava ile Deniz Kuvvetleri arasında sürekli görüşmeler yapılıyor, tartışmalar yaşanıyordu. Deniz, Hava'ya bildirimde bulunuyordu:
– “O bölgede bizim gemimiz yoktur.”
– “O halde biz gördüğümüz bütün gemileri vuracağız.”
– “Vurun.”
– “O halde uçakları kaldırıyoruz.”
– “Kaldırın.”

* * *

Bu sırada üç muhribimiz, Kocatepe, Adatepe ve Mareşal Çakmak, birbirlerine yakın bir
biçimde Kıbrıs'la Anadolu sahili arasında devriye görevini yerine getiriyor. Baf'a yaklaştığı iddia edilen Yunan konvoyunu imha etmek için gemilerimiz o tarafa yöneliyor.
Deniz Kuvvetlerinden “Orada gemilerimiz yoktur” mesajını alan Hava Kuvvetleri, uçakları kaldırıyor, hedef açıklıyor ve “Bölgedeki bütün yüzer cisimler vurulacak” emrini veriyor.
Uçaklar çeşitli üslerden kalkıp gemileri bombalamaya başlıyor. Yara alan gemilerin telsizlerinden Türkçe feryatlar işitiliyor ve bir kuşku oluşuyor:
“Sakın bunlar bizim gemilerimiz olmasın!”
Uçak filolarına “Geri dön” emri veriliyor. Ancak jetlerin bomba yükleriyle havaalanlarına inmeleri çok tehlikeli olduğu için Baf'a gidip limanı bombalıyor ve yüklerini bu yolla
boşaltıyorlar!
Sonuçta uçaklar ikinci kez havalanıyor… Çünkü Deniz Kuvvetleri kesin bildirimde bulunmuş, o bölgede görülen hedeflerin bizim gemilerimiz olmadığını bir kez daha
vurgulamıştır.
Filolar yine havalanıp Yunan gemisi olduğu zannedilen üç muhribimizi yeniden bombalamaya başlıyor.

* * *

Kocatepe ağır isabet alıp denizin ortasında yanmaya başlıyor. Adatepe ve Mareşal Çakmak, mürettebatını kurtarmak amacıyla Kocatepe'nin yardımına gidiyor. Fakat uçaklarımız saldırıya yeniden başlayınca bu kez Adatepe ve Mareşal Çakmak da yara alıyor. Her ikisi de uçaklardan kaçmak için kıvrımlar yaparak Anadolu sahillerine doğru kaçmaya çalışıyor.
Pilot Zeki Kılıç anlatıyor:
“Ne yazık ki uçaklarımızla gemilerimiz arasında yeterli telsiz bağlantısı yoktu.
Vurduklarımızın bizim gemilerimiz olduğunu öğrenince mahvolduk. Oysa ilk taarruzdan sonra üsse dönünce şapkalarımızı havaya atıp, düşman gemilerini vurduk diye nasıl da sevinmiştik…”
Adatepe'nin ikinci komutanı Mehmet Kolburan anlatıyor:
“Baf'a doğru gelen bir Yunan konvoyu yoktu. Bu bir elektronik aldatmaca idi… Bize saldıran uçakların kime ait olduğunu bilemiyorduk ve biz de ateş ediyorduk. Bu arada denizde bir sal görüldü ve Mareşal Çakmak'a alındı. Uçağı düşen bir pilotumuzmuş. Sonra o pilot da bizim uçaklar tarafından bizimle birlikte bombalandı!”
Savaş Harekat Merkezi görevlisi Behçet Tamuroğlu anlatıyor:
“Gemilerimiz yanlış yerde, Baf'a çok yakın konuşlanmıştı. O yüzden yanlışlıkla uçaklarımızın saldırısına uğradılar. Bunu anladığımız zaman iş işten geçmişti.”

* * *

Dünya savaşlarında böyle örnek çok fazladır. Amerika bile Vietnam savaşında nice zamanlar kendi üslerini, kendi askerlerini bombaladı. İkinci Dünya Savaşı'nda İngiliz,
Amerikan ve Alman uçakları kendi gemilerine, kendi askerlerine yanlışlıkla saldırıp imha ettiler. Kore savaşında benzer olaylar yaşandı.
Sonuçta Kocatepe batmış, Adatepe ile Mareşal Çakmak ağır yaralar almıştı. (Batan Kocatepe'nin ikinci komutanı rahmetli yarbay Güven Erkaya sonraki yıllarda Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu.)
Kocatepe mürettebatından bir bölümü daha sonra İsrail balıkçı gemileri tarafından kurtarıldı. Ancak bombalama sırasında 54 denizcimiz şehit düşmüştü.
Kıbrıs Barış Harekatı'nda şehit düşen toplam asker sayımız, resmi kayıtlara 498 olarak geçti. Yunan ve Rum kaybı ise dört bin dolaylarında idi.
Kıbrıs'ın bir bölümünü almış, Rum zulmüne son vermiştik.
Bugünkü KKTC'nin temeli işte o günlerde kan dökerek atılmıştı.
Sonraki yıllarda Türkiye'de Tayyip diye birinin piyasaya çıkıp Kıbrıs Türklerini “Besleme” olarak tanımlayacağını, bazılarının “Kıbrıs bizim bütçemize yük oluyor, başımızdan savalım da Rumlara gitsinler” diyeceğini o günlerde rüyamızda görsek inanmazdık.
O Kıbrıslılar arasında var olan bazı hainlerin AB vatandaşlığı ve Rum pasaportu uğruna çığırtkanlık yapacağını, “Türk Ordusu dışarı” diye slogan atacağını da düşünemezdik. (Onlara Türk demeye dilim varmıyor!)
Uçaklarımız tarafından yanlışlıkla batırılan Kocatepe Muhribi, Barış Harekatı'nın en ilginç ve acı olaylarından biridir. Bugün size bu olayı kısaca anlatmaya çalıştım.
Kıbrıs şehitlerimizi saygıyla ve rahmetle anıyorum.