Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Yılın ilk yazısı

1 Ocak 2019

Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin araştırmasına göre, anaokulu öğrencileri günde 300 kez gülerken, yetişkinlerde bu sayı günde 20 bile değil…
İnsanoğlu büyüdükçe gülmeyi unutuyor!
Diyebilirsiniz ki:
Siyasi atışmalar yüzünden…
Ekonomik sıkıntılar yüzünden…
Toplumsal yaşamdaki itilip -kalkılmalar yüzünden gülümseyecek hal mi kaldı?
Maalesef, son yıllarda ülke çok gerildi. Türkiye ve kendiniz için çok endişelendiğinizi tahmin ediyorum! Ama…
Yeni bir yıla umutlu girmek gerekmez mi?
Kuşkusuz değiştirecek çok meselemiz var. Ama…
İşe kendinizden başlamaya var mısınız?
Size birini tanıtmalıyım:
Dr. Shoma Morita (1874-1938)…
Sigmund Freud ve yaşama sanatı Zen-Budizm öğretilerinden çok etkilenmiş psikiyatrist.
20'nci yüzyılın ilk yarısında Tokyo Jikei Üniversitesi'nde psikiyatri bölüm başkanlığı yaptı.
“Endişe bozukluğunu” tedavi etmek için adıyla anılan “Morita” terapisini geliştirdi.
Birçok Batı terapisi, hastanın duygularını kontrol etmeye veya değiştirmeye odaklanıyordu. (Ki hala yaygındır!) Dr. Morita'ya göre, duyguların ortaya çıkışı kontrolümüz dışındadır. Yani… Bir şeyden korkmaya, birine âşık olmaya ya da birinden nefret etmeye karar verilemez! Duygular kendiliğinden gelir. Duyguları engellemeye çalışmak onları daha da güçlendirir.
Morita terapisi, duyguları kontrol etmeye değil, onları kabul etmeyi öğretiyor:
– Duygularınızın değil, davranışlarınızın kontrolü sizdedir!
– Karakterlerinizi belirleyen duygularınız değil, davranışlarınızdır.
Ve davranışlarınız duygularımızı dönüştürür.
Kafanız mı karıştı?
Açayım biraz…

Sürekli şikayet

Batı psikolojisi, her insani duruma “depresyon”, “panik atak”, “takıntı/obsesif” gibi tıbbi teşhis koyup, insanların “hastalığı” sahiplenmesine, hastalığın arkasına sığınmasına, hayattan uzaklaşıp kendisine odaklanmasına yol açıyor. (Bu arada bitmez tükenmez ilaç tedavisi başlatıyor.)
Morita terapisi olumsuz duygulara odaklanıp, hayattan geri çekilmeyi-içe dönük yaşamayı kabul etmiyor. Kişinin en hızlı biçimde kendi kısır dünyasından çıkıp, sorumluluk sahibi olmasına çabalıyor. Peki, bu nasıl olacak?
Yaşamda pek çok şey kontrolünüzde değil: Hava durumu, doğal felaketler, yaşlanma gerçeği, ekonomik kriz vs.
Dr. Morita dedi ki:
Bir başınıza değiştiremeyeceğiniz gerçekleri kabullenmemekte direnmek, içinizde aşırı öfkeye, derin kedere, yoğun endişe ve korkuya yol açar. Tetiklenen bu duygular sizi kontrol etmeye başlar. Bunun sonucu ortaya çıkan isteksizlikler/küskünlükler sizi sorumluluklarınızdan uzaklaştırır. Yani…
Devamlı şikâyet etmek yerine sorumluluk alın! Böylece…
Harekete geçmek zamanla sizi yiyip bitiren/ psikolojinizi yıkan duygularınızın değişmesine yardımcı olacaktır!
Aksi taktirde bu ruh hali…
Direğe iple bağlanan bir eşeğin, kendini kurtarmak için direğin etrafında dönüp durdukça direğe daha yapışık, hareket edemez hale gelmesine benzer. İnsanın kendi korkularından-endişelerinden- rahatsızlıklarından kurtulmaya çalışıp çalışıp, acılarına daha fazla saplanan takıntılı düşünme biçimine yönelir…
Bu, kaygılı– özgüveni düşük insan demektir.
Bu, insanın kendini değersiz-yeteneksiz-akılsız hissetmesi demektir.
Keza:
Olumsuz duyguların değişmesi sizin sadece psikolojinizi değil, -genlerinizi etkileyerek- fiziki hastalıkların değişmesine de yol açar! Moral-gülümseme şart yani…

Kendinize sorun

Japonya'dan başladık öyle bitirelim:
“Naikan”…
Japonca “içe bakış” demek.
Batı'nın başkalarını düşünmeden, sadece kendi istek ve duygularına kulak vermeyi, hep en öne geçmeyi teşvik eden benmerkezci yaklaşımına alternatiftir.
Kişiyi, bencil iç dünyasından çıkarıp, başkalarıyla ve yaşamla olan ilişkilerine yönlendirmeyi hedefler.
Endişe, kaygı, panik atak, dikkat eksikliği, depresyon, aile problemleri, ruhsal kökenli bedensel hastalıklar gibi karşılaşılan birçok sorunun altta yatan ana etkeni, insanlarla ve yaşamla kurulan ilişkilerin sağlıksızlığıdır.
İlaçlarla uyuşmak yerine, bilinç ve ruhsal gelişimle düzelebilecek bu tür sorunlar için, “naikan” şu çözümü sunuyor:
Çoğu kişi sürekli kendine şu soruyu soruyor; “Bugün bana kim nasıl zarar verdi?”
Her an, başkalarının verdiği zararların çetelesini tutuyor! İnsanların kötülüklerine karşın iyi insan olmanın, bir tür zayıflık olduğunu sanıyor. Kendini korumayı bilmediğini sanıp, bunun eksiklik-zayıflık olduğunu düşünüyor. Maalesef, kötülüğün kötülükle giderilebileceğine inanıyor!
“Naikan”a göre kendinize şunu sormalısınız:
“Bugün başkaları için ne yaptım?”
– Günaydın dedim mi komşuma?
– Otobüs/metro şoförüne/makinistine, beni taşıdığı için içimden teşekkür ettim mi?
– Arkadaşlarıma çay ikramında bulundum mu?
– Yakınlarıma telefon edip hatır sordum mu?
İşte…
“Naikan”ın insanlığa katkılarından biri; bencilleşen günümüz dünyasında bizlere kolayca unuttuğumuz gerçeği hatırlatması:
Şefkatli, gülümseyen bir kalbe sahip olmak…
2019 yılında gülümsemeyi unutmayınız!
Doç. Şafak Nakajima'nın kitabına verdiği isim gibi herkese “Endişesiz İlaçsız” bir yıl dilerim…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more