Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Kağıt paranın fendi altın parayı yendi

19 Temmuz 2020

Zaman zaman insanın aklına “Kağıt para yerine altın para sistemi yürürlükte olsa ekonomi daha iyi yönetilirdi” gibi fikirler geliyor. Binlerce yıl hemen her ülkede para olarak kıymetli madenlerden yapılan “sikke” (coin) kullanılmış. Dünyada kağıt parayı ilk önce Çin, Avrupa'da ise İsveç kullanmış. Bu kağıt paralar daha ziyade “emanet makbuzu” şeklindeymiş.

Modern anlamda devletin kabulünü zorunlu kıldığı “yoktan var edilen yasal para” (legal tender) 100 yıllık bir geçmişe sahiptir (Gerçi 1800'lerde Napolyon da savaşları finanse etmek için para bastırmıştır.) Yasal parayı hem üretme tekeline sahip hem de değerini korumakla yükümlü merkez bankaları da son yüzyılda olgunluğa kavuşmuştur. 2020 yılının sorusu ise şudur: Eğer dünyada hâlâ altın veya altına birebir bağlı “kaime” kullanılmaya devam etseydi, Covid-19 salgınının yarattığı ekonomik sorunlarla başa çıkmak daha mı kolay, yoksa daha mı zor olurdu?

Hemen cevabını vereyim: Çok daha zor olurdu. Hem altta kalanlar daha çok ezilir hem de ekonomide toparlanma çok daha uzun süre alırdı.

MİLLİ GELİR VE PARA MİKTARI

Bugün tüm iktisatçılar dolanımdaki para ile milli gelir arasında bir bağ olduğunda hemfikirdir. Irving Fisher (1867-1947) adında bir bilgin iktisatçı bu ilişkiyi gözlemleyip 1911 yılında yalın bir formüle indirgemiştir. Buna “miktar kuramı” (Quantity Theory) denir. Patlayan iktisadi krizleri çözmek için devletler iki alet kullanır. Birincisi, adına “miktarsal genişleme” (QE-Quantitative Easing) denilen, pratikte merkez bankasının para basmasından başka bir şey olmayan “parasal” yöntemdir. İkincisi ise hükümetlerin “bütçe açığı” verme pahasına talep yaratmak için kamu harcamalarını artırmasıdır. Buna “fiskal” kararlar denir. Bu ikinci aletin parasal kaynağı kısmen halkın tasarrufları olsa da büyük kısmı, Hazine'nin çıkardığı tahvilleri merkez bankasının almasıdır. Bu da “para basmanın” bir başka yoludur. Yani önlemler dönüp dolaşıp Fisher'in, “Parada miktarsal genişleme yaratılmadan milli gelir artırılamaz” kuramına gelip dayanmaktadır.

ALTINDA MİKTARSAL GENİŞLEME

Covid-19 isimli lanet mikrobun yayılmasını önlemek için, hükümetler ekonomik faaliyeti yavaşlattı. Bu yavaşlama, ekonomileri büzdü. Bu büzülme, bir taraftan “işsizlik/gelirsizlik”, diğer taraftan firmalarda “nakit sıkışıklığı” yarattı. Bunların olumsuz etkisini azaltmak için QE yani “miktarsal genişleme”ye gidildi.

IMF'nin verdiği bilgilere göre, bu genişleme 11 trilyon dolara varmış. Bugün altının tonu 60 milyon dolardır. 11 trilyon dolarlık miktarsal genişleme için (eğer altın para olsaydı) 180.000 ton ilave altın bulmak gerekecekti.

Halbuki dünyada zaten toplam 190.000 ton altın var. Yıllık üretim de sadece 3.000 ton. Yani eğer “altın para” sistemi yürürlükte olsaydı bu genişleme yapılamayacaktı. O zaman ne olacaktı?

Altta kalanın, işsiz ve dar gelirlinin canı daha fazla yanacak, reel sektör firmaları nakitsizlikten çok daha zora girecekti. En kötüsü “ödemeler sistemi” çökecekti. Sonuçta şu günlerde ilk işaretleri gelen “ekonomik toparlanma” çok daha geç ve güç olacaktı.

Son söz: Arzı kısıtlı altınla parasal genişleme olmaz.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more