Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

MİT’çi

25 Nisan 2020

Sevgili okurlarım, 1990'lı yıllardayız. Halamın oğlu Hüsamettin Cindoruk o sırada Meclis Başkanı.

Bir gün muhabbet ederken bana ilginç bir şey söyledi…

“Benim MİT'te görevli bazı tanıdıklarım var. Onlardan biri vurucu ekiplerde uzun süre görev yaptı. Sana hayran… Seninle tanışmak ve bazı şeyler anlatmak istiyor, kabul eder misin?”

Elbette kabul ederdim.

O sırada Hürriyet'teyim.

Konuşacağım kişi söylediklerinin yazılmasını kabul ederse çok ilginç konular ortaya çıkabilirdi.

★★★

MİT görevlisi günün birinde Ankara'ya gelmiş, buluştuk.

Çiçek bozuğu suratlı, esmer, çirkince, kara yağız bir adam.

Irak Türkmenlerinden.

(İsmini daha önce bir kez yazımda kullanmıştım. Ancak isim kullanmak şimdi suç sayılıyor ve herhangi bir MİT görevlisinin ismini yazan gazeteci arkadaşlarımız tutuklanıp cezaevine gönderiliyor. O nedenle isim vermiyorum, ne olur ne olmaz, kazaya uğramayalım!)

★★★

O günlerde iki terör örgütü gündemde…

PKK ve Ermeni terör örgütü ASALA.

Türkiye Cumhuriyeti gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında bu ikisiyle boğuşuyor.

Her gün şehitler veriyoruz.

Kahramanımız bu ikisine karşı hem Türkiye'de, hem de yurt dışında nice operasyonlara katılmış ama yakındığı konular da var.

“Ayrı ayrı gidip hedef ülkede birleşiriz. Bir Batı Avrupa ülkesine operasyona gittik. Ekipte taş gibi, aslan gibi çocuklar var. Silahlarımız ayrıca MİT tarafından ayarlanan bir TIR'la gönderildi. Fakat gelin görün ki tabancalar çakaralmaz çıktı ve zor duruma düştük…”

ASALA'nın önde gelenlerinden birini oturmakta olduğu apartmanın girişinde kıstırıyorlar.

Tam asansörün önünde üzerine 10 kurşun boşaltıyorlar…

“Herif öldü diye bırakıp gittik. Fakat gelin görün ki yedi canlı imiş! O kadar kurşunu yedi, aylarca hastanede yattı ve kurtuldu. Fakat o adam bundan sonra işe yaramaz. Sonrasını bilemiyorum.”

Çok ilginç olaylar anlatıyordu…

★★★

Günün birinde Kuzey Irak'ta çıkan bir PKK gazetesine operasyon düzenlenecek… Orası hem karargâh, hem de gazete.

“Abi bu sefer canımız çıktı, çok yoruldum. Bina birkaç katlı. Altında bazı dükkanlar var ama kepenkleri inik. Önce ayrıntılı keşifler yaptık. Çevreyi öğrenmek için iki arkadaş simitçi kılığına girdik. Çok iyi Arapça bildiğimiz için dikkat çekmedik. Tam üç ay sabah dörtte kalktım, fırından simit alıp binanın yakınlarında sattık. Böylece geleni gideni, binaya girip çıkanı iyice öğrendik.

Bir gece sabaha karşı dükkanların kilitlerini usulca söküp içeriye patlayıcıları yerleştirdik. Bina yok oldu. İçerideki 28 PKK'lı da aynı akıbete uğradı. Ama bu sefer çok zorlu geçti. Ankara'ya yolum düşünce size uğrayıp biraz içimi dökmek istedim…”

★★★

Ziyaretlerinden birinde çok ilginç bir olay daha anlatmıştı.

“Bizim bazı gizli yerlerimiz vardır. Oraları yasal bir iş yeri gibi çalışır ama aslında MİT'in yeridir. Günün birinde Taksim'in göbeğinde göstermelik bir turizm bürosu (!) kiraladık. İş yaptığımız falan yok. Orası gizli bir istasyon. Fakat bir süre sonra maliyeciler gidip gelmeye başladı. Vergi kayıtlarını, ruhsatlarımızı soruyorlar, biz savuşturuyoruz. Adamlara ‘Burası MİT' diyemeyiz ki!.. Vergi kaçakçılığından hakkımızda işlem başlatıldı.

Baktık olmuyor, durumu Hüsamettin Cindoruk'a anlattık. O ne yaptıysa yaptı, o günden sonra maliyeciler ortadan kayboldu.”

Bu durumu Hüsamettin abiye sordum, şöyle dedi:

“Doğrudur. Bana telefon edip ‘Başımız derde giriyor, büronun kimliği ortaya çıkabilir' deyince Maliye Bakanı'nı arayıp durumu anlattım. Vergiciler ertesi gün çekildi.”

★★★

İsmini ne yazık ki veremediğim MİT görevlisi daha neler neler, ne maceralar anlatmıştı.

O, gerçek bir kahramandı.

Bizler sıcak yataklarımızda uyurken başka arkadaşları gibi o da nice operasyonlara katılmıştı…

★★★

Aradan uzun bir süre geçti…

Bir gün Hüsamettin abi aradı:

“Duydun mu haberi?”

“Hangi haberi abi?”

“Onu şehit ettiler. Kuzey Irak'ta PKK'lılar tarafından taranmış. Zaten oralıydı, Kerkük'te toprağa vermişler.”

Ne diyeceğimi şaşırmış, sadece “Vay bee” diyebilmiştim.