Sözcü Plus Giriş

İstanbul için tehlike sürüyor: Son 2,5 ay

İstanbul'a bugün yeniden yağmur yağdı ama kuraklık ve susuzluk tehlikesi sürüyor. Barajların doluluk oranı yeterli seviyede değil. Peki gelecekte bizi neler bekliyor? Acilen ne gibi önlemler alınmalı? Biz sorduk, uzmanlar yanıtladı.

Sibel GÜLERSÖYLER
Güncellenme: 16:10, 12/02/2021
İstanbul için tehlike sürüyor: Son 2,5 ay

Dünyanın en önemli sorunlarından biri olan iklim değişikliği, beraberinde kuraklık tehlikesini de getirdi. Pandemi süreci boyunca su tüketiminin artması, mevsimlerin dengesinin bozulması ve yetersiz yağışlar, adım adım kuraklık sürecini hızlandıran etkenler oluyor. Peki şimdi ne yapmalı, ne gibi önlemler alınmalı?

Önümüzde yağışlar için 2,5 aylık bir süreç var. Bu süreçte yeterli yağış olmazsa yaz aylarında susuzluk ve kuraklık tehlikesi ile karşı karşıya kalabiliriz. Konuyla ilgili Meteoroloji Mühendisleri Odası Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Orhan Şen ve İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz ve İçsu Kaynakları Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meriç Albay’ın görüşlerine başvurduk.

1- ŞUBAT AYI NEDEN SICAK HAVAYLA BAŞLADI?

Bu kış İstanbul’da hava durumu çok uzun bir süre mevsim ortalamasının (8,5-9°) üzerinde (15°) seyretti. Prof. Dr. Orhan Şen’e bu durumun etkilerini sorduk.

Orhan Şen: İstanbul’da Şubat ayı oldukça sıcak başladı. Hava durumunun mevsim ortalamasının iki katı daha fazla olduğu günler yaşadık. Buna sebep olan şey, güneyden gelen lodoslu akımlardı. Bu akımlar Afrika üzerinden geldiği için sıcaklıklar yükseldi. Yüksek basıncın etkisinde olduğumuz için de yağışlar az oldu. Yağış olması için alçak basınç sistemi lazım.

Meteoroloji Mühendisleri Odası Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Orhan Şen

Tarımsal kuraklık kapıda

Orhan Şen: Yalancı bahara aldanan ağaçlar çiçek açtı. Şimdi sıcaklıkların düşmesiyle gece sisleri ve don olayları meydana gelecek. Bu soğukla karşılaşan çiçekler de tohum veremeden ağaçtan kopup gidecek. Bu da ilerde meyve kıtlığı da yaşayacağımız anlamına geliyor. Tarımdaki etkilerini göz önünde bulundurursak, kardeşlenme yani bir saptan kaç tohum arttığına bakarsak, tarımsal kuraklığın da kapıda olduğunu söyleyebiliriz.

İlginizi ÇekebilirKuraklık zeytinyağı fiyatlarını da vurduKuraklık zeytinyağı fiyatlarını da vurdu

2- ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE YAĞIŞLAR ARTACAK MI?

Orhan Şen: Önümüzde kar ve yağmur için yaklaşık iki buçuk aylık bir süreç var. Ben yağışların ortalamanın altında kalacağını düşünüyorum. Ocak ayındaki kar yağışı Türkiye için bir piyangoydu. O yağışlar ile yüzde 20'lerde olan barajların yüzde 43'e yükseldiği söyleniyor ancak şöyle bir detay da var. İstanbul'a düşen yağışlar, düşen yağmurdan değil Melen Çayı ve Istranca'dan geliyor. Yani İstanbul'daki o yağışlar barajları sadece yüzde 10 etkiledi. Kalan kısmı da havzalardan barajlara ulaştı. Yani 15 günlük yağışla biz bu işi atlattık diyemeyiz. Kuraklık kapıda. İçme suyu azlığı sorunumu da mevcut. 15 günlük yağış ile kuraklıkla başa
çıkmak mümkün değil.

Son yıllardaki en düşük seviye

Meriç Albay: Ocak ayı başında İstanbul'un içme suyu barajlarındaki ortalama su miktarı son yılların en düşük seviyesine geriledi. 9 Ocak 2021 de doluluk oranı yüzde 19,16’ya kadar düştü. Daha sonra yağan kar ve yağmurlarla 6 Şubat 2021 de yüzde 44'ü aşan doluluk oranına ulaştı. Barajlarda biriken su miktarı İstanbul'un dört aylık su ihtiyacını karşılar. Bu doluluk oranının İstanbul'u rahatlatması olanaklı değil. Mart – Mayıs aylarında yeterli miktarda yağış alınmaması durumunda yaz sonunda su sorunu ile karşılaşılması sürpriz olmaz. Yani İstanbul barajlarının Haziran ayına ortalama yüzde 70 ve üzeri doluluk oranı ile girmesi büyük önem arz ediyor.

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz ve İçsu Kaynakları Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meriç Albay

3- YAĞMUR VE KAR ETKİSİNİN FARKI NE?

Orhan Şen: Geçen yağan kar hepimize sürpriz oldu. İstanbul genel olarak yüksek olmadığı için kar yağışının zaten çok aşırı olması beklenemez. Kar yavaşı yavaş erir ve yer altı sularını da besler. Bu da barajlardaki suyun da beslenmesi anlamına gelir.

Meriç Albay: Kuşkusuz barajlardaki su bütçesine kar yağışlarının etkisi daha fazladır. Havzaya yağan kar, günlerce bazen haftalarca barajı ve barajı besleyen derelerle akiferi besler. Havzaya yağan karın sağlıklı bir şekilde barajı beslemesi için havzanın özellikle yapılaşmadan korunması gerekiyor. Aksi takdirde havzaya yeterli miktarda kar yağsa bile içme suyu kaynağına etkisi, beklenen seviyede olmayacaktır. Yağmurun etkisi ise göreceli olarak daha azdır.

4- SUYU KORUMAK İÇİN NASIL ÖNLEMLER ALINMALI?

Orhan Şen: Tasarrufu elden bırakmamak ve yeni su kaynakları aramak gerekiyor. Suyu biriktirebilmenin yollarını bulmalıyız. İstanbul'un nüfusu 10 yıl önceki ile aynı değil ama su kaynakları aynı. Yerel yönetimlerin de su planlamasına ağırlık vermeleri gerekiyor. Yeni yapılan inşaatlarda sarnıç zorunluluğu getirildi. Eskisi gibi o depolar çatılarda olacak ve su birikebilecek. İnsanların çeşme suyu ile arabalarını, halılarını ya da yolları yıkamamaları, birikmiş suyu kullanmaları da yerinde bir karar olacaktır.

Meriç Albay: İstanbul gibi büyükşehirlerde hem suyu kullanan bireylerin, hem de suyu sağlayan yerel otoritenin yapması gereken işler ve sorumluluklar mevuttur. Özellikle İstanbul gibi büyük kentlerde her ailede yapılacak bilinçli su kullanımı milyonlarca metreküp suyun tasarruf edilmesini sağlar. Bu yüzden bireyler günlük hayatlarında su kullanımında tasarruf etmeyi alışkanlık haline getirmeli, gereksiz tüketimden kaçınmalıdır. Boşa akan her damla suyun değerini iyi bilmeli gereksiz yere tükettiği giyimden ev eşyasına, kırtasiyeden, kişisel bakım ürünlerine kadar her ürün için tonlarca su kullanıldığı unutulmamalıdır. Her bireyin gıda tüketiminde de azami dikkat etmesi, çöpe atılan her bir meyve / sebze için yine büyük miktarlarda su tüketildiği bilinmelidir.

İlginizi ÇekebilirBunun aşısı yok! 10 soruda SU(suzluk) krizi...Bunun aşısı yok! 10 soruda SU(suzluk) krizi...

5- TÜRKİYE’NİN SU POLİTİKASI VE EKSİKLERİ NELER?

Meriç Albay: Ülkemizde su yönetiminde yaklaşık on kurum söz sahibidir ve uzun yıllar “bütçe temelli su yönetimi” esas alınmıştır. Başta Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü olmak üzere Su Yönetimindeki yetkin kurumlar suya bütçe temelli bakış açısı ile çözüm aramışlardır. Oysa ki dünyada yükselen değer “Suyun Ekosistem Temelli Yönetimi” bakış açısı ile paydaşlar aracılığıyla  yönetilmesidir. Yani havzadan itibaren suyun kalitesini ve bütçesini etkileyen unsurlar birer birer tespit edilir ve suyun içerisinde yaşayan ve ekosistemin ana unsurları olan canlı hayatı dikkate alınır. Biyolojik kalite elementlerini kullanarak suyu yönetmek Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifinde de üye ülkelere deklere edilmiştir.

Ülkemizde durum ne?

Meriç Albay: Ülkemizde suyu ekosistem temelli yönetecek bilgi birikimine sahip başta ‘su bilimleri ve mühendisleri’ olmak üzere çeşitli meslek grupları mevcuttur. Çok geç olmadan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı gibi kurumlarda su bilimleri mühendisleri istihdamı büyük önem taşımaktadır.

Diğer önemli bir konu da ülkemizdeki havzalardaki mevcut su bütçesi ile havzada yaşayan birey sayısının orantılı bir şekilde dağılmadığı gerçeğidir. Başta İstanbul olmak üzere İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerin içme suyu ihtiyacı havzalar arası su taşınarak karşılanmaktadır. İklim değişimi gerçeği de dikkate alınırsa uzun vadede sorunlarla karşılaşılmaması için havzalar arası su taşınması politikasının sürdürülebilirliği tartışılmalıdır.

İlginizi Çekebilirİstanbul'da kuraklık önlemi: 1000 metrekareden büyük yapılarda sarnıç zorunluluğu geldiİstanbul'da kuraklık önlemi: 1000 metrekareden büyük yapılarda sarnıç zorunluluğu geldi
Yayınlanma Tarihi:16:03,