Atatürk Orman Çiftliği’ni yakan “meczup” kim?

Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) dün bir yangınla sarsıldı. Karadan ve havadan müdahaleyle kontrol altına alındı ama yazık ki beş hektarlık bir ormanlık alan tahrip oldu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş yangın alanındaydı. Arazinin etrafının bariyerlerle kapalı olduğunu, ekiplerin bariyerleri söküp içeri gireceğini söyledi. Yangını “meczup bir kişi”nin çıkardığı bilgisi aldığını paylaştı.

“Meczup”un kimliği, bu yazıyı kaleme alırken belli değildi. Gözaltına alındığını öğrendik. Yavaş gün içinde “Cumhuriyetimizin fikri ve coğrafi miraslarını sonuna kadar koruyacağımızı hatırlatırım” mesajı yayımladı.

MİRAS İHLAL EDİLDİ

Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, AOÇ'yi halka miras olarak bıraktı, Hazine'ye “şartlı” bağışladı. Çorak bir bozkırı vahaya dönüştürme hayalinin gerçekleştiği AOÇ'de tarımsal endüstrinin temelleri atılmıştı.

Ne var ki yıllar içinde Atatürk'ün şartlı bağışına aykırı nitelikteki kararlarla tahsis ve kuruluş amaçlarından tamamen uzaklaştırıldı. Siyasi ve ticari çıkarlar uğruna parçalanıp, koparılıp küçültüldü.

Örneğin resmi adı Külliye olan Cumhurbaşkanlığı Sarayı, AOÇ alanına kuruldu. Ardından Ankapark inşa edildi. Derken, Atatürk mirasının 37 dönümü de büyükelçilik binası yapılsın diye TOKİ tarafından ABD'ye satıldı. Evet satıldı. Tüm bu satış ve tahsislere başta Mimarlar Odası olmak üzere sayısız dava açıldı.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, dün yangın üzerine yayımladığı mesajda “ekolojik bütünlüğün parçalandığını, yangına müdahale edilecek orman yoluna geçilemediğini” belirtip şöyle diyordu:

“Sonra da yolu Ankaralıların konforu için yapılıyor deniliyor… Söz konusu Atatürk Orman Çiftliği ise konfor lafı güzaftır…” .

“MECZUP” MECZUP MUDUR?

AOÇ yangınıyla ilgili bir soruşturma başlatılırsa, aydınlanması gereken ilk konu şu olmalı: AOÇ'yi yakan kişi gerçekten bir “meczup” mudur? Bu sorunun yanıtı sanılandan önemli. Ülkede suçlar tarihine bakıldığında ceza almamak üzerine kurgulanmış ve arkasında başka çıkar odaklarının bulunduğu birçok “meczup” işi suç olduğu hatırlanacaktır.

Siyasal iktidarlar ve yerel yönetimlerin “ortak çalışması”yla (!) yıllar içinde eriye eriye yarısı götürülen AOÇ'ye yapılan kötülükler bir gün son bulur mu dersiniz?

Yeni “kara delik”te 45 bin araç garantisi

Bütçe açığı yükselirken, iktidar, her biri ayrı kara deliğe dönüşen yap-işlet-devret projelerinden vazgeçmiyor. İhale tarihi 13 Temmuz'dan 17 Ağustos'a ertelenen otoyol projesi de bunlardan biri.

Çeşmeli-Erdemli-Silifke-Taşucu Otoyolu Projesi'nin Çeşmeli-Kızkalesi Kesimi'nden söz ediyorum. Daha önce teklif gelmediği için, son olarak da gerekçe açıklanmadan ertelenen ihalede geri sayım başladı.

Birkaç hafta önce, bu otoyolun gizli tutulacak sözleşmesinin şimdiden hazır edildiğini duyurmuştum. Ulaştığım yeni bilgileri paylaşayım:

– 52 km uzunluğundaki Çeşmeli-Kızkalesi Otoyolu için Karayolları Genel Müdürlüğü günlük 45 bin araç garantisi verecek. (Çift yönde verilecek bu garantide araç başı geçiş ücretini henüz öğrenemedim.)

– Garantiye esas para birimi Euro olacak.

– Sözleşmenin toplam süresi 16 yıl olarak planlanıyor. Bunun 3 yılı yapım, 13 yılı işletme süresi olacak. Diğer otoyol projelerinde olduğu gibi otoyol inşaatı, belirlenen süreden (3 yıl) önce bitirilirse artan süre, işletme süresine eklenecek.

– İşletme yılı otoyolun işletmeye açık olduğu her takvim yılını ifade edecek. Her bir işletme yılı, iki adet işletme yarıyılına bölünecek.

Salgında 4. dalga yaklaşırken

Covid salgınında son veriler yükselişte. Bir yandan delta varyantı, diğer yandan turizm gelirleri düşünerek alınan kontrolsüz açılma kararı, yeni dalgayı hızlandırıyor. Aşılama oranları istenen düzeyde değil. Günlük vaka sayısı artarken, komplo teorileriyle bezenen aşı karşıtlığı önemli bir soruna dönüşüyor.

Aşı karşıtlarının temel gerekçelerinden biri: Aşı çok kısa sürede üretildi, bu nedenle güvenli olamaz. Oysa uzmanlar mRNA aşılarının bir yılda çıkmadığını, bilimsel çalışmaların Covid pandemisinden çok önce başladığını ısrarla vurgulayıp soruyor: Aşılama başladığından bu yana sağlık çalışanı ölümlerinin durduğunu da mı görmüyorsunuz?