Halen bakkal ve fırınlarda genellikle 1.75 TL’ye satılan ekmek, Adana Büyükşehir
Belediyesi’ne ait büfelerde 1 TL’ye satılıyor.
Aradaki neredeyse bir ekmek fiyatı kadar fark olunca vatandaşlar doğal olarak
Belediyenin ekmek kulübelerine büyük ilgi gösteriyorlar.
Ucuz Ekmek, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın da en büyük
kozu olmalı.
Çünkü alım gücü sürekli düşen vatandaşa hiç değilse ekmeğini ucuz fiyatla
ulaştırmaktan daha güzel ve kutsal bir hizmet olabilir mi?
Ancak, ekmeğe talep günden güne artmasına rağmen Büyükşehir Belediyesi bu
en önemli hizmeti yaygınlaştırmada yeteri kadar aktif değil.
Örnek mi istersiniz?
İşte Meydan Mahallesi, Gürpınar ve Meydan Mahallesi sınırlarını oluşturan
Meydan caddesi.
Bu kalabalık ve dar gelirli mahallede talep çok olmasına rağmen, büfe
bulunmayan Meydan Caddesi’nde merkezi konumda olan Bahar Eczanesi
civarına ekmek kulübesi isteniyor.
Beni buradan arayan vatandaşlar, “Biz de belediyenin bu güzel hizmetinden
yararlanmak istiyoruz. Şimdi iki ekmek fiyatına ancak bir tane ekmek
alabiliyoruz. Oysa buraya ekmek kulübesi açıldığında biz de iki tane ekmek
alabileceğiz” diyorlar.
Biz buradan yetkilileri uyarmış olalım.
Bence bir an önce Meydan Caddesi başta olmak üzere şehrin belirli ihtiyaç
hissedilen noktalarında ekmek kulübesi açılmalı.

FIRINLARDA DENETİM NEDEN YOK
Sözü ekmekten açmışken bir diğer nokta ise fırınlarda yapılan denetim
yetersizlikleri.
Bir tanesine de ben bizzat şahit oldum.
Sabah İbo Osman Caddesi’ndeki bir fırından ekmek almak için içeri girdim.
Burada bir fırın görevlisinin dizi halinde sıralanmış ekmek kümesinin üstüne
doğru hapşırdığını gördüm. Yüzünde maskesi de yoktu.
Kendisini uyarıp, “Kardeşim bak hem masken yok hem de hapşırdın. Senin
Covid-19 virüsü taşıyıcısı olmadığın ne malum? Üstelik burası fırın. Halk
sağılığına hitap eden bir yer. Maskeniz olmalı” dedim.
Ancak, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali büyük bir tepkiyle karşılaştım.
Halk sağlığını düşünerek uyardığım fırın görevlisi, bana “Ne karışıyorsun? Bir
daha gelip bu fırından ekmek alma” diye de tepki gösterdi.
Bu arada fırında çalışanların hiç birisinde maske ve eldiven olmadığı da
gözümden kaçmadı.
Eğer, tartışmayı sürdürsem, kim bilir belki bana saldırıda bile bulunabilirlerdi.
Ama benim söyleyeceklerimin asıl kısmı da bundan sonra oldu.
Ben durumu anlatmak için Adana Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire
Başkanlığı’na gittim.
Kendisi de arkadaşım olan Zabıta Daire başkanına durumu anlatıp, “Bakın ,
burada insan sağlığı ile oynanıyor. Fırınlar denetlenmiyor mu? Bu insanlar
fırınlarda kolayca hastalık yayabilirler. Hiç birisinde eldiven ve maske yok.
Elbette ki fırının önünde çalışan ocak ustası belki maske takamayabilir ama
fırında kasada ya da tezgahta durup vatandaşa ekmek satanların mutlaka
maske ve eldivenleri olması gerekir. Bunları denetlemiyor musunuz?”
diyecektim. Fakat Zabıta Daire Başkanı’nın işi olduğu için kendisini bulamayınca
not bırakıp ayrıldım. Mutlaka işi ile ilgili bir görevdeydi, çalışıyordu.
Ancak durumu not bıraktığım halde beni akşama kadar arayan soran olmadı.
Merak ettim?
Ben bir gazeteci olarak, halk sağlığıyla ilgili bir ihbarda bulunacak ve önlem
alınmasını isteyecekken ulaşamadığım Zabıta yetkilisine vatandaş nasıl ulaşsın.
Bir de hep vatandaşa, “İhbar edin, şikayet edin, bildirin” diyoruz ya!
Bakın bir vatandaşlık görevi yapmak için ihbar etmeye, şikayete gittiğimiz halde
muhatap bulamadık.
Elbette Zabıta Daire Başkanı yoğun çalışıyordur ama böyle bir konuda da bir
gazetecinin ileteceği bu tür bir konunun önemi yok mu?
Adana’da zabıtadan şikayetler son zamanlarda sürekli artıyor.
Kent merkezi seyyar satıcılardan geçilmiyor.
Dörtyolağzı, İnönü Caddesi hem seyyar satıcılar tarafından hem de tatlıcılar,
dönerciler, unla mamülcüler tarafından işgal edilmiş durumda.
Vatandaş geçecek yer bulamıyor.
Bir de bunlara fırınların denetimsizliğini ekleyin.
Vatandaşın şikayetleri gün geçtikçe artıyor.
Sorunun kaynağı ise birimlerin görevlerini yeterli ciddiyetle icra
etmemelerinden kaynaklanıyor.
Yazık! Bu görüntüler Adana’ya hiç yakışmıyor…