Sevgili okurlarım, AKP döneminin İstanbul eski valisi, İçişleri eski Bakanı Muammer Güler’den gelen yazılı açıklamayı bilginize sunuyorum. Önce onu okuyalım.

“Sayın Emin Çölaşan, Sözcü Gazetesinin 01.09.2021 tarihinde yayımlanan nüshasında şahsım hakkında tarafınızdan kaleme alınan köşe yazınıza cevabımdır.

Öncelikle, korunması gereken ekonomik ve finansal kişisel veriler kapsamında değerlendirdiğimiz, gerçek ve güncelliğini yitirmiş söz konusu olayı köşenizde tekrar tekrar gündeme getirmenizden duyduğum üzüntüyü takdirlerinize sunmak isterim.

Hakkımda olumsuz algıya sebebiyet vermemek için işbu yazıyı kaleme alma zorunluluğu doğmuştur.

Yazınızda belirttiğiniz Halk Bankasının ilgili şubesinde, sahte imzalar ve düzmece belgelerle bazı müşterilerin hesaplarının boşatıldığının duyulması üzerine, banka müfettişlerince yapılan inceleme sonucunda birçok banka müşterileri ile birlikte şahsıma ve hepsi reşit ve şahsi gelirleri olan aile fertlerine ait beş ayrı vadeli hesapta bulunan meblağın da banka yetkilileri tarafından usulsüz olarak çekilerek zimmetlerine geçirildiğinin tespit edilmesi nedeniyle bankaca suç duyurusunda bulunulmuş, ilgisi bulunan banka çalışanları hakkında Bankacılık Yasasına aykırılıktan (bankacılık zimmeti suçundan) kamu davası açılmıştır.

Gerek banka müfettişlerince düzenlenen soruşturma raporunda, gerekse C. Başsavcılığına gönderilen evraklarda M.G. Rumuzun dışında ad ve soyadım açıkça belirtilmiştir.

Söz konusu şahsıma ait miktar, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Yasasında öngörülen ilkeler doğrultusunda Mal Bildirimine konu yapılmış, ilgili komisyonlarca da uygunluğu tespit edilmiştir.

Müfettiş incelemesi sürecinde, banka kayıtları ve mudiler tarafından sunulan hesap cüzdanları, bilgi ve belgeler değerlendirilerek, sizin ifadenizle sahte imzalar ve düzmece belgelerle hesaplarının boşatıldığı tespit edilen tüm banka müşterilerinin, bu bağlamda da benim ve aile fertlerinin paraları banka tarafından hesap sahiplerine ödenmiştir.

Bu konuda ne şahsıma ne de yakınlarıma asla ayrıcalık tanınmamıştır.

Bankacılık Yasasında düzenlenen “Bankacılık zimmeti”, 5411 sayılı Bankacılık Yasasında düzenlenmiş olup, oldukça ağır yaptırım içermektedir.

Soruşturması ve kovuşturması re’sen yürütülen söz konusu davaya ilişkin olarak, mahkemece tarafıma çağrı kağıdı çıkarılmadığı gibi, uygulamada bu tür kamu davalarına katılmanın şahsi hak yönünden bir yarar sağlamadığı da bilinen bir gerçektir.

Bilgilerinize sunulur. Saygılarımla.

Muammer Güler.”

★★★

Bir kez daha anımsatayım, Muammer Güler’in adı 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarında sık sık geçiyordu.

Bu kapsamlı operasyonlar devletin polisi ve savcıları tarafından düzenlenmişti. (Sonra o ekibin FETÖ’cü olduğu ortaya çıktı.)

Güler’in oğlunun evinde yapılan aramalarda ise bir milyon dolar, çelik para kasaları ve para sayma makineleri ortaya çıkmıştı.

Güler dışında işleme tabi tutulan üç bakan daha vardı:

Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar.

★★★

Bu işlerin püf noktasını hiçbir zaman unutmamak gerekir.

Dört bakan da Recep Bey tarafından görevden alındı. Demek ki polis ve savcılar tarafından düzenlenen rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarında elde edilen sonuçlar yeterli görülmüştü.

Ama ne hikmetse, hiçbiri hakkında soruşturma yapılmadı, dava açılmadı, hesap sorulmadı. Meclis’te hepsi AKP’nin oy çokluğu sayesinde aklandı.

Şimdi hayatlarını yaşıyorlar!

Eğer suçsuzlarsa, niçin görevden alınmışlardı?

Erdoğan Bayraktar birkaç gün önce açıklama yapıp “Benimle ilgili bütün belgeler ve tapeler doğrudur. Ama beni de hırsızların çuvalına attılar” deyince konu yeniden canlandı ve güncellendi.

★★★

Bu durumda ben de bir kez daha “Bay M.G.” yazısı yazmak zorunda kaldım. Amacım bellekleri tazelemekti.

Konu önemliydi zira yıllar içerisinde bu olayı defalarca yazmış, “Kimdir bu M.G., yoksa Muammer Güler midir” diye sormuş ve kendisinden yanıt beklediğimi belirtmiştim,

Hiçbir biçimde yanıt veremedi.

Son yazım için de yukarıda aynen okuduğuz yazılı açıklamayı gönderdi ve yıllar sonra ilk kez kendini bu yolla savunmak zorunda kaldı!..

Takdir sizindir.  

★★★

Şimdi bu konuda yeni bir takım işlemler başlatılması gerekir de, günümüzün AKP Türkiye’sinde bunu düşünmek bile tatlı bir hayaldir.

17-25 Aralık 2013 rüşvet ve yolsuzluk dosyalarını raflardan indirmek, tozlu dosyaların arasından çekip almak ve yeniden incelenmesini başlatmak...

İktidar karar versin, savcılar hadiseyi ve belgeleri yeniden incelesin...

Sanıkların ifadeleri alınsın...

Gerekirse Meclis Komisyonu yeniden kurulsun ve onlar da olayı dört dörtlük incelesin.

Her şey ortada...

Temel soru şudur:

Bu dört kişi rüşvet aldı mı, yolsuzluk yaptı mı?

Eğer öyleyse hesabı sorulsun.

Almadılar ve herhangi bir yolsuzluk yapmadılarsa aklansınlar, karşımıza açık alınla çıksınlar.

★★★

Yani şu andaki durumu bir düşünün... Adamın adı resmen rüşvete karışıyor.

İranlı Rıza’nın dolar rüşvetini çikolata paketleri içinde getirecek olan şahsa “Ben evde değilsem bizim hizmetçi Mariyana var, kutuyu ona bırak. Güvenilir kadındır” diyor...

Rezalet ortaya çıkınca bakanlık görevinden alınıyor.

Egemen Bağış isimli bu şahıs hemen ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin Prag büyükelçisi yapılıyor. Orada cumhurbaşkanını ve devleti temsil ediyor!

Bu rüşvet ve yolsuzluk dosyalarını yeniden açmaktan işte bu yüzden korkarlar!

★★★

Yine gelelim Muammer Güler konusuna...

Gönderdiği açıklamada polis baskınında oğlunun evinde çıkan paralardan, çelik kasalardan ve para sayma makinelerinden hiç söz etmiyor. Oysa ben yazılarımda onlara da değinmiştim ve çok önemliydi.

Rüşvet dağıtan İranlı Rıza ile yaptığı ve kayda alınan konuşmalarını da es geçiyor.

Halkbank’ta iç edilen paralarını aldığını söyleyip bankayı savunmaya kalkışıyor.

Kısacası, açıklamasını birazcık geçiştirmek zorunda kalmış ama arşiv unutmuyor ki!

Bir dahaki sefere belki onlara da değinir!