Kendin pişir! Kendin ye!

Kır lokantası mutfağında “plastikten bir öfke sosu içinde 10 büyükelçi, 24 saat içinde sınır dışı edilecek” yemeği pişirilmişti. Şimdilik döndü dolaştı; “kendin pişir kendin ye…” menüsünde karar kılındı.

Yemeğin adı:

Hadsiz büyükelçiler.

Hadlerini bilecekler.

Konmuştu.

Biz vatandaşlar olarak bu tür “Can bu bedende, bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi (papazı) almazsınız” adlı yemekleri iç siyaset soframızda hep görmüştük. Örneğin sonuç aynı olmuş, öfke sosunda pişen “sizdeki papazı vermeden buradaki papazı almazsınız” yemeğine rağmen bizdeki papaz gönderilmişti. ABD'deki papaz hâlâ orada duruyor. Bu açıdan bakınca yine aynı son: 10 ülke, “elçilerimizin yazdığı bildiri Viyana Sözleşmesi'nin 41. maddesi ile uyumludur…” dediler.

Yani!

Konu insan hakkı ise.

Devletler uyarı yapar.

Benim hakkım.

Senin de hakkındır.

(Erga Omnes kuralı)

Yani bir geri adım yok elçilerimizin arkasındayız; “onlar Türkiye'nin içişlerine karışmak için bu bildiriyi yazmadı. Sadece Türkiye'nin de altına imza attığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarına uyulmasını istedi” dediler. Geri adım atan “10 büyükelçiyi derhal atalım” diyen ve sonra “sağduyu çağrıları sonunda yumuşayıp vazgeçen” bizim Cumhurbaşkanıydı.

Olan TL'ye oldu.

1 dolar:

9.85'i vurdu.

Gelecek günleri bekleyin.

Bu yemek yine ısıtılır.

Yeniden sofraya gelir.

★★★

Bana sorarsanız; “Millet bu yemeği yemekten iyice bıkmış” olmalı. Çünkü kasım ayında ya da aralık ayında belki de 1 dolar: 15 TL'ye doğru yön alıyor olacak. Ve Türkiye “pahalı ekmek ucuz emek” sürecine iyice girmiş olacak. Görüyorsunuz; dolar artınca ikili patlama geliyor: Fiyatlar artıyor (ekmek pahalı) ve sabit gelirlilerin satın alma gücü düşüyor (emek ucuzluyor)

Fiyatlar daha artacak.

Dolara vurunca.

Emek ucuzladı.

Daha da ucuzlayacak.

Porsiyonlar daha küçülecek. Türkiye'nin 2001 yılı önceki iktidarlar döneminde içine itildiği; “zayıf TL- güçlü dolar” çift paralı modeli son 20 yıl içinde (Tayyip Erdoğan dönemi) daha da yıkıcı, yakıcı, duvara dayanan hale geldi. Türkiye ekonomisi Erdoğan döneminde; “daha yavaş ve az döviz rezervi yaratan fakat daha hızlı ve çok döviz rezervi yiyen” hale geldi, getirildi. 128 milyar dolar bu sürecin sonunda eridi. Ve Türkiye ekonomisi rezerv yaratmayan duruma düştüğü için “ekmek daha pahalı emek daha ucuz olmak zorunda kıskacına” girdi. Türkiye'nin küresel pazarlarda aldığı pay azaldı. Türkiye'nin dışarıya ihraç ettiği malların ortalama kilo fiyatı dolar cinsinden (döviz) ve Türkiye'nin kurtarıcı sektörü haline gelen turizmde de turist başına dolar cinsinden getirisi geriye gitti. Türkiye son 20 yılda “100 dolarlık ihracat malı üretebilmek için 65- 70 dolarlık ithalat yapma” kıskacından çıkamadı, çıkamıyor. Önceki gün yine devlet bankalarından yandaş inşaat şirketleri batmasın diye yine uzun vadeli ucuz kredi pompalama kararı çıkardılar.

20 yılda!

Hep aynı 3 adım:

BİR:

Yandaş zengin yaratma.

İKİ:                                

Yandaş zengin batmasın diye devletiyandaş yeni zengine soydurma.

ÜÇ:

Emeği ucuzlatma.

★★★

Böylece Türkiye, içine düştüğü, düşürüldüğü ekonomik krizden ancak “pahalı ekmek ucuz emek” reçetesi ile çıkabilecek noktaya geldi. Dürüstçe adını koyalım; bu yeni “acı ilaç” içeriği açından IMF reçetesinden kopya çekilmiş bir benzer formüldür. Tayyip Erdoğan, bu IMF içerikli formüle sarılma noktasına geldiğini halktan gizlemek için “öfke soslu 10 büyükelçi, 24 saat içinde sınır dışı edilecek” yemeğini pişirip önümüze sürüyor.

TARİHLE RÖPORTAJ (Unutkanlığa ilaç)

İsmet İnönü 92 yıl önce TL'nin değerli olması için neler demişti!

Resmi Gazete arşivinde var; 92 yıl önce (14 Kanunuevvel 1929 günü) Başbakan (Başvekil) İsmet İnönü “paramızın kıymetini yükseltmek için alınacak tedbirler” üzerine bir konuşma yapmış ve şunları söylemişti: “Milli paramızın altına nazaran sabit bir kıymet alması bütün kuvvetimizle varmaya çalışacağımız, varmaya çalıştığımız hedeftir. Milli paranın düşürülerek ortadan kaldırılması değil, milli paranın daha ziyade kıymetlendirilerek, altına bağlanması bizim bütün gayret ve kuvvetimizi sarf ettiğimiz başlıca hedeftir. Bedava kazançları için bunun aksini bu vatanda söyleyenlere ve yayanlara, Türk milletinin bütün kuvvet ile birbirinden müessir iki can yakıcı ceza tatbik edeceğiz. Cezanın birisi milli parayı kuvvetlendirecek pek sevdikleri bedava kazançları temelinden mahveylemektir…”

Loading...