O ses kayıtları depoda

Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan'ın onayıyla yapıldı” demişti. Yıllar sonra da, “Dosyamda ne varsa hem tapeler hem teknik takip doğrudur, hem de benim telefon konuşmalarım A'dan Z'ye kadar doğrudur. Reis, Sayın Cumhurbaşkan'ım beni hırsız çuvalının içine koydu ve attı” iddiasında bulundu.

İşte bu açıklamalardan sonra Bayraktar'a müthiş bir saldırı oldu. AKP'nin yanında da, karşısında olanlar da Bayraktar'a hücum etti. Bayraktar'ın yeni açıklaması da “Geri adım” olarak yorumlandı.

BIRAKIN KONUŞSUN

AKP'liler, Bayraktar'ın konuşmasından rahatsız olabilir. Ama muhalefet bırakın onu susturmayı, konuşmasını teşvik etmeliydi. Bayraktar'ın üzerine gidip savunmaya zorladılar. Söyleyecek çok sözü olan Bayraktar'ı susturdular. Bayraktar'ı yakından tanıyan eski Bakan Namık Kemal Zeybek de, “Erdoğan Bayraktar, en önemli tanıktır. AKP karşıtı politikacılar ile yorumcular, bu değerli tanığa saldırmayı bırakın. O ne itirafçıdır ne de AKP'deki çözülmenin bir örneği… Bir şeyler söyleyecek; bırakın konuşsun. ‘Suçlusun, itirafçısın' denilince savunmaya geçti. Ama, kendisiyle ilgili tapeleri de inkar etmedi” görüşünde.

Peki o tapeler nerede? TBMM'de kurulan Soruşturma Komisyonu, “Tapeler gerçek” ya da “Sahte” demedi. Bakanlarla ilgili dinlemelerin usulsüz olduğunu, bu yüzden delil kabul edilemeyeceğine karar verdi. O yüzden, haklarında rüşvet iddiası bulunan bakanların Yüce Divan'a gönderilmesinin önü de kesilmiş oldu.

TBMM'de kurulan Soruşturma Komisyonu, C.Savcı yetkisine sahip.Her türlü araştırmayı yapabiliyor.  Komisyon çalışmalarını sürdürürken, Savcılık ise “Kovuşturmaya Yer Olmadığı”na karar verdi. Bu konuda da hukukçular arasında farklı görüşler çıkıyor, komisyon çalışması devam ederken, savcılığın karar veremeyeceği belirtiliyor…

O KAYITLAR NEREDE?

TBMM Soruşturma Komisyonu, bakanların usulsüz olarak dinlendiği gerekçesiyle bunların delil olarak kullanılamayacağına ilişkin karar verdi. Bu durum, “Delillerin imhası” olarak basına yansıdı.

Soruşturma Komisyonu'nda, karara muhalif kalan CHP ve MHP'li üyeler, muhalefet şerhlerine bakanların konuşmalarıyla ilgili bölümlere de yer verdi. Ancak AKP'li üyeler, Bakanlarla ilgili ses kayıtları, video görüntüleri, fiziki takip sırasındaki fotoğrafları yasadışı bir biçimde elde edildiği ve bu nedenle delil olarak kullanılamayacağını belirtti.

Nitekim, soruşturmayı yürüten dönemin İstanbul C.Savcısı Ekrem Aydıner de, dosya ile ilgili takipsizlik kararı vermişti. Kararda kişilerin suçlu olup olmadığı değil, bakanlarla ilgili dinlemelerin yasadışı yapıldığı, bu yüzden delil sayılamayacağı sonucuna varıldı. Takipsizlik kararı verilince, bakanın konuşmaları ne oldu? Onlar da aynı şekilde dosyası ile birlikte arşive kaldırıldı.

YENİ DELİL ÇIKARSA

Takipsiz kararı nihai bir karar değildir. Yeni deliller ortaya çıkarsa takipsizlik kararı verilen dosya yeniden canlandırılır. 17/25 Aralık dosyası ile ilgili takipsizlik kararı verilmiş olması, bu dosyanın tamamen işlemden kaldırıldığı anlamına gelmez. O yüzden tapeleri imha edilmedi…

Erdoğan Bayraktar'ın açıklamaları 17/25 Aralık dönemiyle ilgili yeni bir soruşturma başlatılmasını sağlar mı? Bakanlık yapmış olanlarla ilgili TBMM'de Soruşturma Komisyonu kurulması hayli zor. Soruşturma önergesi verilebilmesi için 301 imza gerekiyor. Soruşturma Komisyonu kurulması için 360 milletvekili “Evet” demeli. Bakanın, Yüce Divan'a sevk edilmesi için de 400 oya ihtiyaç var. Var mı böyle bir güç?

17/25 Aralık dosyası kuşkusuz sadece bakanlarla ilgili değildi. O dosyada ismi geçenleri, haklarında ki o günkü fezlekelerle suçlamak da mümkün değil. Olayın kilit isim Rıza Zarrap ise ABD'de hayatını yaşıyor.

Yeni kitabım “Vali Bey” kitapçılarda

Ülkemizde yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet iddiaları hiç eksik olmuyor. Bunun yanı sıra Devletin bir kuruşu boşuna harcanmasın, tasarruf edilsin, bunlar yatırıma dönüşsün diye çaba harcayan, makam aracına binmeyip Ankara'daki toplantılara bile otobüsle giden valileri de gördük.

Devletin milyonlarca lira harcayarak yapması gerekenleri, devletin tek kuruşunu harcamadan nasıl yapılabileceğini Bilecik'te, Niğde'de, Erzincan'da, Manisa'da gösterdi. “Bana cimri desinler ama savurgan demesinler” diyordu. Geliştirdiği modelle Bilecik'te 6 organize sanayi bölgesi kurup o dönem işsizliği bitirmişti. Niğde'de kaybolmuş tarihi eserleri ortaya çıkardı. Yaptıkları, yaşadıkları  göz yaşartıyor, “Böyle valiler de var mıymış” dedirtiyor.

Son kitabımın adı “Hem ağladım, hem yazdım: VALİ BEY Doğan Kitap'tan çıktı ve raflarda yerini aldı. O valiyi siz de çok sevecek, yaptıkları karşısında duygulanacak, yazarken ağladığım gibi siz de okurken duygulanacaksınız.

“Külliyen” yalan mı? “Külliye”ye selam mı?

SÖZCÜ'de röportajları büyük ses getiren meslektaşımız Ruhat Mengi'nin, 14 emekli general ve amiralin tutuklanmasıyla ilgili olarak emekli Albay Alican Türk ile yaptığı röportaj da bunlardan birisiydi.

Ruhat Mengi, Alican Türk'e “Tansu Çiller'in, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'ya giderek, hükümet ortağı olan Başbakan Erbakan'la ilgili (Bana destek verin, Refah'ı birlikte bertaraf edelim) dediğini, Karadayı'nın ise (TSK siyasete karışmaz) cevabını verdiğini ve Çiller'in hiç yanından ayırmadığı basın danışmanı Mehmet Bican'ın ‘28 Şubat'ta Devrilmek' isimli kitabında yer aldığını belirterek, “O dönemde sizin yanınızda da bu konudan söz edilmiş miydi?” diye soruyor. Türk de, “Duyduğunu, Mehmet Bican'ın kitabından okuduğunu” belirtiyor. Çiller'in avukatı Salih Çelen ise bu iddiaların “Külliyen” gerçekdışı olduğunu öne sürüyor.

ÇİLLER GENELKURMAY'DA

Mehmet Bican, Başbakanlık Basın Danışmanı, bürokrat-gazeteci olarak Çiller'le en yakın çalışan isimlerden birisiydi. Kitabında yer alan bilginin, Çiller'in avukatı tarafından “Külliyen gerçekdışı” olduğunu söylemesi üzerine, Bican'a sordum ve yazdıklarının tamamen belgeli, tanıkları olan olaylar olduğunu belirtti. “Şimdi anımsatmak sırası bende” dedi ve açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Sayın Çiller, Erbakan'ın Hac ziyareti dolayısıyla Suudi Arabistan'da bulunduğu 16 Nisan 1997 tarihinde, Başbakan Vekili sıfatıyla Genelkurmay Karargahı'na giderek, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ile bir saat kırk dakika süren bir görüşme yapmıştı. Bu görüşmenin detayları 8 Mayıs 1997 tarihinde Sabah'tan Fatih Çekirge, Hürriyet'ten Muharrem Sarıkaya'nın haberleri gazetelerinin manşetlerine, ‘Emeklilik restleşmesi', ‘Paşa'ya şok teklif' başlıklarıyla yansıyınca Ankara'da siyaset sahnesi karışmıştı. Haberin özeti şöyleydi:

Karadayı'ya, TSK'nın Refah Partisi'nden şikayetçi olduğunu bildiren Çiller, ‘Bana destek verin, Refah'ı birlikte bertaraf edelim' demiş, Genelkurmay Başkanı'ndan, ‘TSK siyasete karışmaz' cevabını alınca da bu kez, Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir'i kastederek, ‘Siz böyle diyorsunuz ama bazı komutanlar siyaset yapıyor, söz ve tavırları rahatsızlık yaratıyor, bu rahatsızlık sürerse bunları emekli ederim!' demesi üzerine Çiller'den böyle bir tavır beklemeyen Genelkurmay Başkanı, ‘Bir şey yapmak istiyorsanız elinizden geleni ardınıza koymayın!' diyerek, konuşmalarına son noktayı koymak istemişti. Ancak Çiller, ‘İsterseniz bu konuşmayı hiç yapılmamış kabul edelim' deyip konuyu kapatmıştı.”

ÇİLLER: YALANLAYIN

Mehmet Bican'ın duyumlarıyla Hürriyet ve Sabah'ın haberleri örtüşüyordu. Çiller, Bican'ı yanına çağırarak iki gazete haberinin yalanlanması talimatını verdi. 8 Mayıs 1997'de yapılan sözde yalanlamanın çerçevesini şöyle çizmişti:

“Ordumuzu şu veya bu siyasi partinin yanında veya karşısında göstermek veya şu veya bu basın grubu ile işbirliği içinde göstermek, cumhuriyet geleneklerimize aykırıdır. Bütün milletin güvencesi olan Türk ordusunu halkın bir bölümünün karşısında gibi göstermek tarihi bir yanılgı olur. Ordu hepimizindir, vatandaşlarımızın gözbebeğidir. Ordumuzun da bu bilinç içinde hareket ettiğinden ve edeceğinden kuşku duymuyorum.”

Görevden alınması istenen paşaların başında ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ve cezaevinde olan Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Çevik Bir, Mehmet Bican'a 2017'de “Görüşme Muharrem Sarıkaya ve Fatih Çekirge'nin yazdığı gibidir” demiş ve Bican da bunu not etmişti.

OVAL OFİS'DE GÖRÜŞTÜLER

Çiller'in, o dönemin Başbakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak Erbakan'ı bertaraf etme yolunda çalışmalarına tanık olduğunu öne süren Mehmet Bican, “Örneğin; tarih 4 Nisan 1994” deyip şunları açıklıyor:

“Mart 1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi'nin Ankara ve İstanbul başta olmak üzere büyükşehir belediyelerinin çoğunu kazanmasından telaşa kapılan Çiller, 5 Nisan ekonomik kararlarını da dikkate alarak, ABD'ye uçtu. Heyetler arasındaki görüşmelerden sonra Çiller, Oval Ofis'te Clinton'la 12 dakika süren gizli bir görüşme yapıyor. Clinton'a RP'nin yükselişinden duyduğu endişeyi aktarıyor ve radikal dinci akımların daha da güçleneceği eğilimini gösterdiğini söylüyor.”

“İŞİME GELİR”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın, “Laikliğe aykırı eylemleri nedeniyle Refah Partisi'nin temelli kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne başvurması” haberinin Ankara'da duyulduğu günün gecesi (21 Mayıs 1997) Çiller, Mehmet Bican'ın iddiasına göre “RP'nin kapatılması benim işime gelir. Bunlara oy verenler, ilerde bana dönerler” diyor.

Mehmet Bican'ın son sözü ise, “Erbakan'ın bertaraf edilmesine ilişkin görüşler/yazılanlar Sayın Çiller'in avukatının dediği gibi külliyen yalan mı, yoksa külliyeye selam mı? Kararı sizlere bırakıyorum” oldu. Evet, karar sizin.