Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Ben neciyim

22 Ocak 2021

Kuşkusuz gazeteci kimliğim var.

Bu siyasal kimliğim olmadığı anlamına gelmez.

Erdoğancı değilim…

Kılıçdaroğlucu da değilim.

Meral Hanımcı, Babacancı veya Perinçekçi de değilim.

Politik hayatım boyunca “kişici” olmadım…

Ben davaya inanırım. İdeolojiye inanırım.

Siyasetçiye değil, siyasete inanırım.

Siyasetçileri tartışmaktan ziyade politikayı yazmayı yeğlerim…

Peki…

Bugün siyaseti, salt lider üzerinden neden konuşur- tartışır olduk?

Sorunlarımızı, siyaset aracılığıyla değil, neden liderin tavrıyla çözüleceğini düşünmeye başladık?

Parti politikası yerini, lider kültüne/tapınmasına niçin bıraktı?

Lider odaklı siyasi hayat seçmen tercihlerine de yansıdı; seçmen parti programından çok, liderin kişisel özelliklerini/imajını önceleyen davranış içerisine girdi.

Ki bu hâl, karar alma süreçlerinde parti liderlerinin ön plana çıkmasını beraberinde getirdi.

Böylece Türk siyaseti, kendi imajını partinin önüne geçiren lider örnekleriyle doldu. Bu liderler var oldukları partilerle anıldı, onların yokluğu partinin seçmen kaybına yol açtı: Özal öldü, ANAP bitti!

O halde:

Parti liderliğinin güçlenmesi ve parti programının kesin düşüşü ne zaman, nasıl oldu?  (Bu süreç parti üyesinin/delegesinin rolünün azalmasına da neden oldu!)

Öyle dönüşüm ki, parlamento bile yasaların yapıldığı, yürütmenin yetkilerinin belirlendiği yer olmaktan çıktı; yalnızca tartışma alanı oldu!

Evet… Siyaseti yapmanın özü- biçimi bu derece nasıl değişti? Bunu soruyorum, çünkü dün böyle değildi. Örneğin:

1950'lerde Halk Partililer vardı, Demokrat Partililer vardı!

Ecevit, sol programla İsmet Paşa'yı kongrede yenebilmişti!

DÜN FARKLIYDI

19. yüzyılda yaşanan yoğun sanayileşme ve kentleşme hareketleriyle birlikte toplumsal yapıda önemli değişimlermeydana geldi.

Yeni siyaset kurumların gelişmesi, parlamentonun yetkilerinin ve oy hakkının artması, belli program çerçevesinde örgütlenen partiler siyasal eğilimlerin temsilcisi olarak ortaya çıkmasına sebep oldu.

Partiler bağlı oldukları ideolojinin katkısıyla program yaptı ve bu programla seçimlere katıldılar. Böylece hem adaylar hem de seçmenler için parti bağımlılığı ideolojik tavırla- benimsenmeye başlandı.

Seçmen ideolojiye-parti programına bağlandıkça, adaylar da seçilebilmek için partiye güçle sarıldı. Keza: Üyeler ve delegeler de güçlendi…

Yani: Siyasetin öznesi lider değil, parti idi; parti programıydı, ideolojiydi! Lider sadece bunun kitlelere ulaşmasında araçtı. Zamanla bu köklü değişime uğradı:

Siyasi partilere liderler hâkim oldu;

-Programı ne olursa olsun parti, liderine tabi oldu;

-Parti politikası liderin görüşlerine, mizacına, karakterine göre biçimlenir oldu;

-Siyasi partilerde ayrışma-hizip, lidere tamamen boyun eğip- eğmeme ile mümkün oldu…

Lider oligarşisi doğdu.

Sadece bu değil:

Siyasi partiler, birbirlerine benzemeye ve aynı şeyleri farklı kişi ve üsluplarla ifade etmeye başladı. Propaganda etme biçimi farklı olsa da hemen hemen aynı programlarla yarışa girmeye başladılar: “O ne veriyorsa, ben iki katını veriyorum” seçim vaadi gibi…

Bu büyük dönüşümün bir sebebi olmalı değil mi?

BENZEŞME SÜRECİ

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla neoliberalizm “tarihin sonu” – “ideolojiler öldü” propagandasına başladı.

Neoliberalizme yenik düşürülen sağdaki ve soldaki partiler arasında farklar giderek kayboldu. Parti kimlikleri kayboldu. Ana sorunlar üzerinde görüş farklılıkları ortadan kalktı. Partiler gitgide merkeze kaymaya ve tüm seçmenleri hedefleyen kitle partisi olmaya başladı. Buna uymayan partiler ise “marjinal” olarak nitelendirildi. Böylece:

Kitlelerin politize olması engellendi; halkın ve farklı kesimlerin temsil seviyesi düştü; siyasal katılım salt sandık başına gitmeye indirgendi! Kolayca parti değiştirme öyle mümkün oldu!

İşte… Yaşanan siyaseti/ ideolojiyi yok etme anlayışı partiler yerine, lider odaklı siyasal hayatın egemen olmasına neden oldu.

Popüler liderler partide gücü elinde toplayınca (tüm adayların tek kişi tarafından belirlenmesi gibi) karar alma süreci de değişti. Veya:

Seçmenin oy verme davranışı salt lidere tepkiyi ifade etmeye başladı! Vs.

Toparlarsam:

Çin atasözü der ki:

“Büyük kafalar fikirleri, orta kafalar olayları, küçük kafalar kişileri tartışır!”

Kişileri değil fikirleri-politikaları tartışmaktan yanayım…