Yolgeçen hanı…

Cumhurbaşkanı, bölükler halinde ülkemize gelen, şehir sokaklarında ‘yaaaylalar yaylaaar'ı söyleyip talim yapar gibi koşan Afganlarla ilgili olarak, “Herkes şunu bilsin ki Türkiye yol geçen hanı değildir! Bütün bunları biz ölçüyoruz, biçiyoruz, adımımızı da ona göre atıyoruz” deyince rahatladım. Rahat rahat araştırdım; yolgeçen hanı ne demek, söz nereden gelir, böyle bir han var mı?

Girip çıkanı, geleni gideni çok ve belirsiz olan yer anlamındaymış atasözümüz. Üstelik bu han hayali değil, gerçekmiş!

Mesela İstanbul'da iki tane var, daha doğrusu vardı! Beyazıt'taki Yolgeçen Han 2016 yılında koruma kapsamından çıkarılıp, otel yapılması kararlaştırılmış. Diğeri Eminönü Yağlıkçılar Sokak'taki Büyük Yolgeçen Han, ‘bazaar' olarak hizmet veriyor. Fakat atasözümüze konu olan ‘öz hakiki' Yolgeçen Hanı, Hasankeyf'te… En azından bir zamanlar oradaymış! Doğal mağaralardan oluşan 1000 kişinin aynı anda sığabildiği, mağara ağzının Dicle Nehri'ne açıldığı, bölge halkının su almaya geldiği, serininde bakanların, vekillerin ve o bölgeye gelenlerin oturup dinlendiği, bir acı kahve içtiği ve gerçekten ‘girenin çıkanın belli olmadığı' mağara han, Hasankeyf Barajı için dolduruldu… Artık yok! Sadece bu adı kullanan lokantalar, çay evleri falan duruyor şimdi.

***

“Herkes şunu bilsin ki Türkiye yolgeçen hanı değildir' denilmesine rağmen memleketin büyük şehirlerinde gördüğümüz Afganlar, nereden ve nasıl geliyor peki?

Sorunun yanıtını başta yandaşlar, yerli ve milli medyada aradım. Yok… Sonra bir de yabancılara bakayım dedim. Evet, BBC'de vardı! BBC News'den Mahmut Hamsici'nin haberi 28 Temmuz'da yayınlanmış. Afganistan'dan Türkiye'ye göçmen getiren bir kaçakçı anlatmış tek tek…

En çok merak ettiğim şey, günde kaç Afgan sınırlarımızdan giriyor sorusunun yanıtıydı… 50, 100, 200, 1000? Bu rakamları duyan kaçakçı yanıt veriyor: “2015'te günde 2000 kişi geçiyordu! Ama artık bu sayı abartı!” Peki, kaç kişi geçiyor şimdi: 500 falan! Sonra da şu bilgiyi ekliyor: Afganlarla birlikte Pakistanlılar da geçiyor…

Kaçakçı iç açıcı bir bilgiyi de ekliyor: “Belki bilmiyorsunuzdur ama şu anda Van'da en az 4000 kişi İstanbul'a gitmek için bekliyor…” (Dikkat edin, İran sınırında demiyor, Van'da…)

Beni bu acılı günlerde gülümseten yanıt ise, kaçakçının kendisiyle ilgili. Bırakalım anlatsın: “Türkiye'ye Afganistan'dan geldim. Baktım bu işlerde iyi para var. Başladım. İnsan kaçakçılığı yapanların çoğu benim gibi Afgan ve göçmen…”

BBC muhabiri heyecanla ve çetrefilli bir yanıt bekleyerek soruyor, ‘sınırlar nasıl geçiliyor' diye. Bizim Afgan kaçakçı su içer gibi yanıt veriyor: Yürüyerek!

Günde en az 500 Afgan'ın girdiği sınırlarımızda durum şimdilik iyiymiş! Deneyimli kaçakçı, “Afganistan'da durum kötüleşirse göç çok artar” diyor. Taliban her kenti tek tek alıp, bugünlerde başkente dayandığına göre, durumumuz vahim yani…

Sınır nasıl geçiliyor sorusu hiç şaşırtmıyor işin ehlini. Her kaçakçının adamları varmış. Mesela bir çoban! Kimse şüphelenmiyor. Elinde telefon. Bakıyor asker yok sınırın o bölgesinde. Arıyormuş kaçakçıyı, burası müsait… Bekleyen kafile hoop Türkiye'de.

Türkiye-İran sınırındaki ‘yüksek' duvarlar, gece görüş sistemleri, insansız hava araçları, insan sıcaklığını algılayan hassas cihazlar, radarlar peki bunlar nasıl aşılıyor? Yıllardır bu işi yapan kaçakçının radarla, gece görüş sistemiyle alakası yok. O duvarların nasıl aşıldığını biliyor sadece: Merdivenle!

Koronavirüs yüzünden göç azalmış bir ara. Sonra aşı bulununca yeniden artmış ama!

Memlekette, sosyal medyada bir şeyler yazanları polis ve istihbaratımız anında enseliyor ama insan kaçakçıları sosyal medya üzerinden reklam bile yapıyormuş. Cep telefonlarında IMO uygulaması kullanıyorlarmış! O da ne diye sorulunca, kaçakçı yanıt veriyor: IMO da Whatsaap gibi bir uygulama. Gizli ve gayet güvenli.

Yakalanmaktan korkmuyor musun sorusu güldürüyor Afgan kaçakçıyı. Korkmuyormuş, çünkü onlar üst seviyedeymiş. Yakalanma ihtimali olanlar ise alt seviyedekiler…

Ya kaçak girenler yakalanınca ne oluyor? Öyle detaylı bir yanıtı yok. Basit: İran'a gidip geri geliyorlar! Bir kere daha, bir kere daha…

***

Ölçüyor, biçiyor, adımlarımızı da ona göre atıyorduk ya, acaba sonra neler oluyor?

En son şu iki şey oldu mesela…

Ankara'nın göbeği Altındağ İlçesi Battalgazi Mahallesi'nde Suriyeli nüfusu giderek artıyordu. 10 Ağustos akşamı Suriyeli bir grup ve mahalledeki Türkler arasında kavga çıktı. İki kişi bıçakla yaralandı. Emirhan Yalçın isimli Türk hastanede öldü. Bunu duyanlar protesto yürüyüşü yaptı önce. Sonra da kalabalık bir grup Suriyeliler'in evlerini, işyerlerini, araçlarını tahrip etti, ateşe verdi. Olayların daha da büyümesini polis güçlükle engelledi. 76 kişi yakalandı. Soruşturma ve tedirginlik devam ediyor.

İki gün sonra bu kez İstanbul'un nüfusu 1 milyona dayanan ilçesi Küçükçekmece'den haber geldi. O bölgede sayıları giderek artan Pakistanlılar yaşıyordu. Bir evde 4 kişi birlikte oturan Pakistanlılar arasında anlaşmazlık çıktı. Üçü bir olup arkadaşlarının kafasını keserek öldürdü! Cinayet zanlıları polise teslim oldu, soruşturma ve tedirginlik devam ediyor.

Not… Siz, dün kaleme alınan bu yazıyı okuyuncaya kadar geçen sürede ‘yolgeçen hanı değil' denilen memleketimize Suriyeliler, Pakistanlılar, Afrikalılar ve diğerleri hariç en az 500 Afgan göçmen daha geldi, hem de yürüyerek!