Bizi toprak kurtaracak

“Afyonkarahisar'da sohbet ettiğim bir çobanın sözleri kulaklarımda adeta çınlıyor.

‘Benden sonrası yok. Ben son çobanım, çocuklarım bu işi yapmayacak, bu iş benimle bitecek' demişti.

Köydeki son çoban.

Köydeki son çiftçi.

Köydeki son bağcı.

Türkiye'nin en önemli sorunlarından birisi, kırsalda yaşlanan nüfus.

Gençler tarımda, kırsalda tutulamıyor.”

“Plansızlık, politikasızlık, ülkenin kaynaklarının heba edilmesine neden olurken, zarar eden çiftçinin de üretime küsmesine yol açıyor.”

“Fransa'da bağcılık yapan aileler mesela, kaç kuşaktır aynı işi yapıyor. Yaptığı işten para kazanıyor. Yaptığı işten memnun, gurur duyuyor. Meslek olarak gördüğü işini kültürüyle birlikte kuşaktan kuşağa aktarıyor.

Türkiye'de üretici kendisini güvende bulamadığı için, güvencesi olan, düzenli geliri olan iş arıyor. Dünyanın en iyi kuru üzümünü üretmek bizim bağcımız için bir anlam ifade etmiyor. Aldığı para ile geçinebilecek mi? Yaşlılığında bir emekli maaşı olacak mı? Çocukları eğitim alabilecek mi? Bunları düşünüyor.

Bu soruların yanıtını kırsalda bulamadığı için, yaşamı şehirde arıyor.”

“Köylüler ‘suçlu' ilan ediliyor.

En eski meslek olan çiftçilik yok sayılıyor.

Binlerce yıllık birikimle tarımsal üretimi, kültürü günümüze taşıyan, kadim bilgiye sahip köylüler, sistemin dışına itilmeye çalışılıyor.

Oysa en büyük zenginliğimiz kadim bilgiyle üretim yapan atalarımız, çifçilerimiz.

Sandığında sakladığı tohumu binlerce yıl öteden bugüne taşıyan analarımız.

Bu bizim en büyük zenginliğimiz.

Köylülerden, çiftçilerden kurtulmak değil, onların birikimini gelecek kuşaklara taşımalıyız, önceliğimiz bu olmalı.”

“Örnek modellerimiz var.

İzmir'in Selçuk ilçesi mesela.

Efes Antik Kenti'yle dünyaca bilinen merkezlerimizden birisi.

Orada Efes Tarlası Yaşam Köyü projesi hayata geçirildi.

Tamamen belediyenin öz kaynaklarıyla iki yılda tamamlandı.

Efes Tarlası Yaşam Köyü'nde tohum merkezi var, tarım müzesi var, toprak okulu var, toprak kütüphanesi var, serası ve üretici pazarı var.

Tarım müzesi, İsmail Hakkı Tonguç'un ismini taşıyor.

Selçuk belediye başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel, bu projeyi Atatürk'ün cumhuriyet köyleri projesinden ve köy enstitülerinden esinlenerek hayata geçirdiklerini söylüyor. Yerel tohumlar çiftçilere dağıtılıyor, ürettiklerine belediye tarafından alım garantisi veriliyor.”

“Afyon Sandıklı.

Jeotermal kaynağını seracılıkla zenginliğe dönüştürdü.

Tarımın parlayan yıldızı oldu.

Türkiye'de 4.5 milyon metrekare jeotermal sera var, bunun 1 milyon 300 bin metrekaresi Sandıklı'da… Oysa daha birkaç yıl öncesine kadar Sandıklı'da sera bile yoktu.”

“Türkiye'de yılda 19 milyon ton gıda çöpe gidiyor.

En çok, ekmek, meyve ve sebze atılıyor.

Türkiye'de üretilen sebze ve meyvenin yarısı böyle kaybediliyor.

Pazaryerlerinde, marketlerin atık kamyonlarıyla, çöp konteynerlarında her gün binlerce ton meyve sebze çöp oluyor.

Bu bir milli servet.

Çöpe giden sadece meyve sebze değil aslında… O ürünün üretimi için kullanılan toprak, su, gübre, ilaç, tohum, finansman, çiftçinin emeği, alınteri de çöp oluyor.”

“Gastronomi uzmanı, şef Ebru Baybara Demir, sebze meyve atıklarının değerlendirilmesi için ‘Topraktan Toprağa' projesini hayata geçirdi.

 

Diyarbakır'ın Kayapınar ilçesinde başlatıldı.

Çöpe giden sebze meyve atıkları toplanıyor, kompost gübreye dönüştürülüyor, yeniden tarıma kazandırılıyor, çiftçilere bedelsiz dağıtılıyor.

3 ton atıktan 1 ton 100 kilo kompost çıkıyor.

Kompost sayesinde, tarımsal sulama azalıyor, toprağın kalitesi yükseliyor, topraktaki mikroorganizma ve organik madde artıyor, gübre maliyeti azalıyor.”

“Güner Özer.

Veteriner sağlık teknisyeni.

Eskişehir'de, Mahmudiye, Çifteler, Han İlçeleri Süt Üreticileri Birliği'ni kurdu.

Bu birliği kurduğunda, birlik merkezinin sadece 150 lira olan kirasını bile ödeyemez haldeydi, kendi otomobilini sattı, birliğe cihaz satın aldı, iki yıl boyunca birlikten bir kuruş bile maaş almadı.

Bugün… Eskişehir Büyükşehir Belediyesi adına ‘Halk Süt' adıyla üretim yapıyor. Yine bu halk büfelerinde ‘Halk Yumurta' markasıyla yumurta satışı yapıyor. Şimdi ‘Halk Et' için uğraşıyor.

Türkiye'de hayvancılığı ithalat değil, Güner Özer'ler kurtaracak.”

“Gazeteciliğe başladığım 1980'li yılların ortalarında Türkiye'nin en avantajlı olduğu ürünlerin başında nohut, mercimek vardı. O yıllarda üretimde de ihracatta da dünyada söz sahibi olmanın gururunu yaşıyorduk, nohut mercimek üretiminde rekor kırıyorduk.

Et alamayanlar için en önemli protein kaynağı kuru fasulyeydi.

‘Et alamıyorsan kuru fasulye tüket' denilirdi.

Bugünlerde bakliyat ürünleri de zengin yemeği oldu.

Türkiye net ihracatçı ülkeyken, net ithalatçı oldu.”

“Avrupa'da çay üretimi yapılan tek ülke, Türkiye.

Çay, dünyada sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek.

Bugün gelinen nokta gerçekten son derece üzüntü vericidir… Türkiye, ihraç ettiğinden daha fazla çay ithal eden ülke oldu!

Üstelik, sadece çay ithal etmekle kalınmıyor… Milyonlarca işsizimiz varken, çay toplamak için Gürcistan ve Azerbaycan'dan işçi getiriliyor.”

“Türkiye'de 300 çeşit peynir var.

Dünyada peynir üretiminde 4'üncü sıradayız.

Türkiye bu zenginliğiyle, peynir ithalatı yapacak en son ülkedir.

Ama, peynir konusunda uluslararası hiçbir varlığı olmayan Venezuela'dan sıfır gümrükle peynir ithalatı yapılıyor!”

“Sadece Balıkesir'de 50 çeşit peynir üretiliyor.

Berrin Bal Onur ve Neşe Aksoy Biber'in yazdığı ‘50 Peynirli Şehir Balıkesir' kitabı, 2019'da Hong Kong'da düzenlenen Dünya Yemek Kitapları Yarışması'nda 1'inci oldu.

Peynir konusunda Türkiye'nin sahip olduğu zenginliği anlatan birçok eser var.

Artun Ünsal'ın yazdığı Süt Uyuyunca / Türkiye Peynirleri, Berrin Bal Onur ve Neşe Aksoy Biber'in yazdığı Peynir Aşkına ve 50 Peynirli Şehir Balıkesir, Sharon Croxford'un yazdığı Türkiye'nin Peynirleri, Suzanne Swan'ın yazdığı Türkiye'nin Peynir Hazineleri ilk akla gelenler.

Bu kitapları okuyan bir Tarım Bakanı oldu mu acaba?”

“Türkiye'de 500'den fazla çeşit elma var.

Ama, markette pazarda manavda bırakın 500 çeşidi 5 çeşit elma bile bulmak çok zor.

İnsanlar kendi topraklarında, kendi yörelerinde yetişen ürünleri bile artık göremez oldu.

Çeşitlilik büyük oranda yok edildi.”

“Yöresel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Türkiye Araştırma Ağı Başkanı Prof. Dr. Yavuz Tekelioğlu'nun verilerine göre, Avrupa Birliği'nde coğrafi tescil almış 1479 ürün var.

İtalya 302 coğrafi işaretli ürünüyle ilk sırada.

Fransa'nın 254, İspanya'nın 200, Portekiz'in 140 ve Yunanistan'ın Avrupa Birliği'nden tescil almış 113 ürünü var.

Ya Türkiye'nin?

Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden tescil almış sadece 5 ürünü var!”

“Yaşamı boyunca vejetaryen olan Mahatma Gandhi, yiyeceklerin sağlık için önemi üzerine yorumlarıyla da ünlüydü.

‘Sağlığın Anahtarı' isimli kitabında ‘İnsanın hava ve su olmadan yaşayamayacağı doğru olsa da, bedeni besleyen şey besindir, bu nedenle, yemek hayattır' der.

Yemek hayattır!”

“Zihniyet değişimine ihtiyaç var.

Tarımda ülke potansiyelinin değerlendirilmesi, katma değer artışının sağlanması için öncelikle zihniyet değişimine ihtiyaç var.

Tarımı, çiftçi, köylüyü, üreteni yok sayan, ithalat destekçisi anlayıştan kurtulmak gerekiyor.

Çağın zenginliği su ve toprak varlığıdır.

Bu varlığa sahip olmak yetmiyor, korumak, iyi yönetmek gerekiyor.”

“Bizi toprak kurtaracak.”

Bu çarpıcı satırları, değerli arkadaşım Ali Ekber Yıldırım'ın “Yeni Tarım Düzeni” isimli kitabından aktardım.

Türkiye'de tarım konusunda en yetkin gazeteci olan Ali Ekber, bu yeni kitabını da, satış rekorları kıran “Üretme Tüket” gibi, yine Sia Kitap'tan çıkardı.

Tohumdan gübreye, hayvancılıktan seracılığa, organik üretimden hobi bahçelerine, iklimden pandemiye, kooperatiflerden gıdada yeni trendlere, holding ceo'luğundan tarlaya yönelen yeni nesil çiftçilere kadar, adeta macera romanı gibi sürükleyici bir kitap.

Başımıza nelerin geldiğini, ne olduğunu artık hepimiz biliyoruz…

Ne olması gerektiğini, nasıl olması gerektiğini anlatan bir kitap bu.

Bilimin liyakatın rehberliğiyle tarımda çaba harcayan “rol model” insanlarımızı bize tanıtan, muhteşem potansiyelimizi hatırlatan, geleceğe dair umutlarımızı arttıran bir kitap.

“Zengin toprakların fakir insanları olmayı” reddeden bir kitap.

Çocuklarımız için, torunlarımız için, bu yurtsever bilincin filizlenmesi için, mutlaka okumanızı öneriyorum.

Loading...