YÖK Başkanı Erol Özvar, ABD ve AB ülkeleri başta olmak üzere yurt dışında baskı gören bilim insanlarını Türkiye’ye davet etti. 1981 askeri darbesi ürünü, 45 yıldır antidemokratikliği tartışılan YÖK’ü yöneten Özvar’ın daveti karşılık bulur mu? Boğaziçi Üniversitesi’nde bolca soruşturmalı, çokça işten atmalı Akademik Özgürlük Direnişi 5. yılını doldurdu. Kayyumlara teslim 129 devlet üniversitesinde gün geçmiyor ki; gelin, kaynana, görümce, elti, yeğen, damat ve evlat ataması içerikli bir skandal patlamasın. Dünyaya özgürlük ve demokrasi dersi vermeye kalkışmadan önce insan kendi kapısını süpürmeli!
İSTİKRARLI SONUNCU
Akademik baskı ve liyakatsiz atamalar Türkiye’yi artık her uluslararası sıralamada sonuncu olarak tescil etmeye başladı. ‘University Autonomy in Europe’ raporuna göre; Türkiye, 35 ülke içinde öğrenci sayısı 18 bin olan İzlanda’nın bile gerisine düşüp sondan birinci oldu. Çöküşe kör sağır YÖK, 2028 stratejik planını yazdı. “Bilimde uluslararası rekabet, yenilikçilik, hesap verebilirlik, kalite, üretkenlik, şeffaflık, eşitlik, uluslararası sıralamalarda ilk 100, ilk 100’e sokmak, doktoralı araştırmacı istihdamını özendirici, kolaylaştırıcı çalışmalar…” diye sıraladı. Türk akademisyenlere, “Türkiye’yi terk etmeyin! Üniversiteler çöküyor” deseniz de olurdu.
BIKIP USANDIRDILAR
Devlet ve vakıf 204 üniversitede 186 bin 169 akademisyen var. 39 bin 905’i profesör, 25 bin 761’i doçent, 45 bin 485’i doktor… Bilim insanlarımızın 82 bini 40 yaş altı, 104 bini 40 yaş üstü. 40’ından önce veya sonra fark etmeksizin, Türkiye’de artık bilim insanları saçma sapan soruşturmalar ve ekonomik yoksulluktan bıkıp usandı. YÖK, ‘Yapay zeka, mühendislik, uzay bilimleri’ diye akademiyi uçursa da son 5 yılda kariyerinin zirvesinde 20 binden fazla bilim insanımız, Türkiye’yi terk etti. 2 bin 906 yabancı akademisyen geldi. Gelenlerde ilk 3 ülke; İran, Azerbaycan ve Amerika. Bu arada Irak’tan 1, Suriye’den 6 profesörü de kaptık.
DİPLOMASIZLIK ÖDÜLÜ
Ülkemizin yüzlerce yıllık üniversitelerinde görev yapan profesörler, doçentler, doktorlar ve araştırma görevlilerine, “Hocam neler oluyor?” diye sordum, anlattılar vaziyeti: “Üniversitede profesörüm, üniversite öğrencisi çocuklarıma harçlık veremiyorum.”, “Eşimle market gezip, en ucuz peyniri aramaktan yorulduk”, “Aldığımız bu maaşlarla bilimsel araştırma yapıp, uluslararası bilim insanlarıyla yarışamayız”, “13 yıldır maaşlara iyileştirme yapılmadı. Kitabı bırak, et alamıyoruz”, “Türkiye’deki önemli bilim insanları yurt dışına gidiyor. Üniversitelerimiz, çok ciddi kan kaybetti”, “Üniversite yakınındaki dönerci, ‘Hocam canın çektiyse gel, karnını doyur. Paran yoksa canın sağ olsun’ dediği gün, benim için akademi öldü. Sistem, diplomasızlığı ödüllendiriyor.”
BİR VEKİL DÖRT PROFESÖR
Yükseköğretimdeki akademik ve ekonomik çöküş, üniversite diplomasını değersizleştirdi. Son zamla devlet üniversitelerinde ortalama akademisyen maaşları; profesör 110 bin TL ile 132 bin TL, doktor 85 bin TL ile 95 bin TL, araştırma görevlisi 75 bin 804 TL. Kayyumlar ve liyakatsizlik bir yana, Türkiye’de akademisyen maaşları artık yoksulluk sınırı olan 98 bin TL’nin de altına indi. Hem milletvekili hem de milletvekili emeklisi aylık 450 bin TL çifte maaşlı vekiller var. Bu vekillerimizin bir aylık maaşı, 4 profesör ve 6 araştırma görevlisi maaşına denk geliyor. Atatürk, “Hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) ilimdir” diyor. Türkiye’de, nitelikli bilimsel araştırma yapacak araştırmacı ve akademisyen kalmayınca ne yapacaksınız? Gelin, damat, kaynana ve kayyumlardan oluşan bilim kurulları, akademiyi öldürdü!