Dünya Kupası’nda ‘yarı final garanti’ cümlesi elbette çok iddialı ve bir o kadar da riskli bir çıkış.
Hele ki favori olduğunuz Avustralya karşısında alınan mağlubiyet sonrası.
Baştan söyleyeyim, attığım başlık, kesinlikle bilimsel verilere dayanmıyor.
Şöyle;
2002 Dünya Kupası’nı o zamanki adıyla SSK Okmeydanı Eğitim Hastanesi yakınındaki bir çay bahçesinde izlemiştim.
Okmeydanı SSK’da MR için, aksi gibi o güne randevu bulabilmiştim.
Başı sargılı, kolu alçılı, eli bastonlu, kalbi pilli; hasılı kelam aklınıza gelecek her renkten hastayla doluydu içerisi.
Hasan Şaş’ın golüyle öne geçmiş, kendimizden geçmiştik.
Ölüm tehlikesi atlatanlar bile oldu o golden sonra.
Her ne kadar sahadan 2-1 mağlup ayrılsak da Millilerimiz yarı final görmüş, Dünya 3.’sü olmuştuk.
6 YIL SONRA
Bu kez 2008 Avrupa Şampiyonası.
Turnuvanın en renkli takımıydık yine.
Son dakikalarda attığımız goller hâlâ hafızalarda…
İstanbul Tıp Fakültesi’nde Uyku Polikliniği’ne sevk edilmiştim.
Uyku polikliniğinde hemen sıra gelmeeeez.
Bazen yıllar sürer size sıranın gelmesi.
O gün bir hasta iptal etmiş randevusunu.
Göğüs cerrahı arkadaşım aradı.
Akşam acilen hastaneye gelmemi istedi.
Ama Milli maç vardı aynı gün.
Mecburen hastaneye gittim.
Bu kez izleyemedim bile maçı.
Olsun, ne gam.
O turnuvada da yarı final gördü Millilerimiz.
Artık Avrupa 3.’sü unvanımız da vardı.
Ve geldik 2026 Dünya Kupası’na.
Kendi adıma her şey yolundaydı.
Romatoloji servisindeki doktorumun uyarısına kadar.
Bir an önce kardiyoloji servisine görünmemi salık verdi.
Efor testim kötü çıkınca geçen salı anjiyo oldum.
Kısmetse bugün stent takılacak.
İnsan, böyle durumlarda bazı şeyleri yeniden düşünüyor.
İlk maçımızda yenildik, canlar sağ olsun.
Adettendir, büyük turnuvalarda ilk maçımızı hep kaybederiz.
Yine yolumun tam da turnuva vakti hastanede kesişmesi nedeniyle ümitlendim.
Bu bir işaret olmalı diye geçirdim içimden!
‘Yarı final garanti’ diye iddialı başlık atmamın sebebi bu yüzden.
Paraguay maçından en az bir puan almak lazım ki bunu başaracak kapasite var Bizim Çocuklar’da.
Amerika maçı mı?
Benim hastane istatistiklerime göre o maçın sonucu belli.
Çünkü ben ne zaman büyük turnuvada hastaneye düşsem, bizim çocuklar yarı final görüyor.
Ayrıca o maçta dünyanın yarısından fazlasının duaları Millerimizle olacak.
MORAL DE BİR MÜHİMMATTIR
Çanakkale Savaşı’nda düşman gemileri menzil dışında olmasına rağmen, ara ara toplarımız ateşlenirmiş.
‘Komutan’ım güllemiz sınırlı, düşman menzilimizin de uzağında, ne diye atış yapıyoruz’ diye sorulduğunda emri veren komutanın cevabı oldukça manidar:
‘Askere moral lazım. Bizim taraftan atılan güllelerin sesi Mehmetçiğe moral verir. Morali bozuk bir ordu, kaybetmeye mahkumdur!’
Milletin de morale ihtiyacı var çocuklar.
O nedenle atacağınız her gol, bizlere moral olacaktır.
Hakkını aradığı için dayak yiyen vatandaşa, yerin yüzlerce metre altında ter döken madenciye, çocuğunu boş beslenme kutusuyla okula gönderen anaya, işsizlikten kıvranan babaya...
Velhasıl, adalete susamış, gülmeyi neredeyse unutmuş bu millete moral lazım.
Kazanacağınız zaferler, dertlerin hiçbirini çözemeyecek belki.
Ama birazcık moral, pek çok hikayenin yeniden yazılmasına neden olacaktır.
Mağlubiyet nedeniyle saçınıza, bıyığınıza laf atanlar da çıkacaktır illa ki.
‘Kuaförden gelip maça çıkmışlar’ eleştirilerine kulak asmayın derim.
Morali bozuk, stresi yüksek insanların en kolay yaptığı şeydir kırıcı olmak.
Siz en iyi bildiğiniz şeyi yapın ve futbolcunuzu oynayın.
MİLLİ TAKIMDAN HATIRA
1984’te İngiltere’ye 8-0 yenildiğimiz maç, hatırladığım ilk maç ve unutamadığım acı bir anı benim için.
Henüz 7 yaşındaydım ve bizimkiler yaşımdan çok gol yemişti.
Başıma şiddetli bir ağrı saplanmıştı.
Migrenim de o yaşlarımdan hatıradır bana.
Kazanacağınız her zafer yorgun kalplere, kırık gönüllere, umutsuz gençlere şifa olacaktır.
Yolunuz açık olsun çocuklar.
BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ
Moral lazım dedim ya...
Geçen hafta Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde şunu gördüm:
Bu memlekette ağır koşullara rağmen, moral kaynağı olabilen insanlar hâlâ var.
Hastanenin kardiyoloji kliniği arı gibi çalışıyor, yüzde yüz doluluk oranıyla hizmet veriyor yıllardır.
Geçen hafta anjiyo sırasında, doktorundan hemşiresine, güvenliğinden temizlik görevlisine kadar, işlerini ciddiyetle ve sevgiyle yapan bir ekibe şahit oldum.
Klinik Şefi Prof. Dr. Kudret Keskin, açılmaz denen damarları açmasıyla meşhur bir hekim.
Kalp krizi geçiren hastasını hayatta tutabilmek için insan üstü bir çaba gösteren Mert Sarılar hocanın sırtındaki ter, gayretinin mührü gibiydi adeta.
İbrahim Can Aydın’ın anjiyo olmaktan korkan hastalarla ve endişeli yakınlarıyla kurduğu iletişim müthişti. 
Çisil hemşirenin eli hafif, yüzü güleçti.
Anjiyo servisinin güvenlik görevlisi Hasan abinin pozitif enerjisi, endişeli gözlere umut aşılıyordu.
Hepinize çok teşekkür ediyorum.
İyi ki varsınız.
Kalbimin tıkalı damarı açılacak bugün.
Şimdi sıra sizde çocuklar.
Biraz da siz şu memleketin nefesini açın.

Kaynak olarak ekle