Süper Lig'in ara transfer dönemi, bu sezon diğerlerinden çok daha kritik bir önem taşıyor. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'un toplam borçlarının 30 milyar TL'yi aştığı bir ortamda, klasik "star transferi" anlayışı artık sadece sorumsuzluk değil, varoluşsal bir tehdit.
Finansal Fair Play (FFP) kurallarının giderek sertleştiği, UEFA'nın disiplin tedbirlerini artırdığı bir dönemde, Türkiye'nin dört büyük kulübü için tek bir mantıklı yol var:
Akıllı, sürdürülebilir ve geleceğe dönük bir transfer politikası.
Transfer bütçelerinin önemli kısmı, 23 yaş altı yeteneklere ayrılmalı. Türkiye'deki genç futbolcu potansiyeli henüz tam keşfedilmemiş bir hazine. Yerli genç yeteneklere yatırım yapmak hem ekonomik hem de sportif açıdan mantıklı. Bu oyuncular gelecekte ya takımın belkemiği olacak ya da yüksek kârlarla satılabilecek.
Sözleşmesi biten tecrübeli oyuncular, kısa vadeli çözümler için mantıklı seçenekler olabilir. Ancak burada kritik nokta, bu oyunculara uzun vadeli, yüksek ücretli sözleşmeler vermekten kaçınmak. Kiralık oyuncular ise özellikle genç yetenekler için mükemmel bir seçenek. Büyük kulüpler, Avrupa'nın genç starlarını kiralayarak hem kaliteyi artırabilir hem de satın alma opsiyonlarıyla geleceğe yatırım yapabilir.
Transfer dönemi başlamadan önce, kadro fazlalıklarının satışı veya kiralanması gerekiyor. Formada şans bulamayan, yüksek maaşlı oyuncuların yükünü taşımak, mali açıdan intihardır. Bu dönem "kim alacağız?" değil, "kimleri göndereceğiz ve nasıl gelir elde edeceğiz?" sorusuyla başlamalı.
Transfer edilen her oyuncu için "Bu oyuncunun değerini nasıl artırabiliriz?" sorusu sorulmalı. Genç, açık fikirli teknik direktörlerle çalışmak, oyunculara düzenli oyun süresi vermek ve onları satılabilir varlıklara dönüştürmek, modern futbol ekonomisinin temel taşı.
Yeni sözleşmelerde performansa dayalı, makul temel ücretler ve ulaşılabilir bonuslar öne çıkmalı. Geçmişin sabit yüksek maaşlı, düşük performanslı oyuncu sözleşmelerinden ders alınmalı.
Türk futbolunun kronik sorunu, şampiyonluk baskısıyla geleceği ipotek altına almaktır. Taraftar ve yönetim, "şampiyonluk ya da hiç" mantığından vazgeçmeli. Avrupa'da borçları nedeniyle küme düşen, iflasın eşiğine gelen onlarca kulüp örneği var. Leicester City'nin genç ve satılabilir oyunculardan oluşan şampiyon kadrosu veya Ajax'ın yetenek geliştirme ve satma modeli, takip edilmesi gereken örnekler.
Dört büyük kulüp, rekabeti sahada bırakıp, Türk futbolunun sürdürülebilirliği için bir araya gelmeli. Genç yetenek eğitimi, tesis standartları, gelir modelleri ve mali disiplin konularında ortak çalışma grupları oluşturulmalı.
Bu transfer dönemi, dört büyük kulüp için sadece sportif başarı değil, finansal sürdürülebilirlik meselesidir. Doğru adımlar atılırsa, Türk futbolu geleceğe umutla bakabilir. Yanlış transferler ve mali sorumsuzluk ise sadece kupaları değil, kulüplerin varlığını da tehdit eder.
Gerçek şampiyonluk, sadece sahada değil, kulübün yönetiminde, mali sağlığında ve gelecek vizyonunda kazanılır. Transfer penceresi açıldı, akıl penceresini de açmanın tam zamanı.