Sevgili okurlarım, Türk siyasetinde akıl almaz olaylar yaşamaya devam ediyor uz. Böylesine hiç tanık olmamıştık.
Ama şunu lütfen unutmayalım.
Takımlar sahaya çıktı ve bu maç henüz başladı. Bugüne kadar bildiğimiz tek şey, başlama vuruşunun yapıldığı.
Daha neler olacak neler...
Başka bir benzetme gerekirse maçta olduğu gibi filmin de henüz ilk dakikalarını izliyoruz. Bir tarafta takım kaptanı KK... Başka bir deyişle Kemal Kılıçdaroğlu.
Takım kaptanlığını iktidar yargısı sayesinde alan ve bu koskoca partiyi bu yöntemle ele geçirmeyi başarmış olan bir siyasetçi.
Daha birkaç gün öncesine kadar iktidar medyası ona dümdüz gider, söylemediğini bırakmazdı.
Recep Tayyip de öyle, neler söylerdi neler!
Aldı mı sazı eline vurdukça vurur, konuştukça konuşurdu.
★★★
Ancak Recep Tayyip’in ilginç bir özelliği vardı. Bazı konulara kendisi değinmezdi. Peki ne yapardı?
Küçük ortağı ve kayıtsız şartsız destekçisi olan Devlet Bahçeli’yi konuştururdu. Sık sık çıkarırdı Meclis kürsüsüne, Aman Allah, küçük ortak neleri haykırır iktidara kürsü denip atardı!.. Çünkü siyasette bir numaralı hedefi yıllar önce AKP iken son yıllarda hidayete ermiş, 180 derece çark etmiş, bir yanda ‘PKK’nın kurucu önderi Apo’ derken öbür yanda yeni hedef olarak CHP’yi seçmişti.
Kendi ortağının ‘marifetlerini’ yıllarca asla görmedi, görmek istemedi... Çünkü ona verilen görev farklıydı.
“Her fırsattan yararlanıp AKP’nin stepnesi, bastonu ya da kurtarıcı meleği rolüne soyunmak!”
Başka bir deyişle CHP’ye muhalefet yapmak.
Onun bu tavrını bilmeyen saf vatandaşlar zannederdi ki bu memleketi CHP yönetmektedir!
★★★
Sonuçta efendim maçın başlama vuruşu, ya da filmin ilk dakikaları devreye sokuldu.
Özgür Özel ve parti yönetiminin bütün yetkileri yargı kararıyla bir anda alındı ve kale bizim KK’ya emanet edildi.
Gerçi partisini tam 13 yıl boyunca genel başkan kimliği ile yönetmiş ve bu süre içerisinde bir tek seçim bile kazanması mümkün olmamıştı ama olsun varsın!
Bu kadarcık kusur kadı kızında bile olur deyip geçiştirmiştik!
Ama son kurultayları ve genel başkanlığı da kaybedince işler kızıştı. AKP’ye iyice sığındı. Artık gerek Recep Tayyip ve gerekse yandaş medyanın boy hedefi olmaktan kurtulmuş ve rahata ermişti.
Çalışmalarını aylarca özel ofisinde sürdürdü ve Özgür Özel yönetimindeki CHP’nin nasıl devşirileceğinin hesaplarını yapmaya başladı. Ne de olsa ortada büyük bir gerçek vardı.
Devlet, iktidar yargısı ve Recep Tayyip medyası nasıl olsa kendisinden yanaydı.
Bu konuda gerekli olan tüm güvenceler çoktan verilmişti.
★★★
Şimdi bir kez daha gelelim Devlet Bahçeli olayına...
İki gün önce partisinin yayın organı olan Türkgün Gazetesi’ne verdiği demeçte şöyle diyordu:
“Bizim hiçbir partinin iç işlerine karışma ve müdahale etme gibi bir niyetimiz ve düşüncemiz olamaz. CHP üzerinden Türk siyasetinin istikrarsızlığa sürüklenmesini kabul edemeyiz.
Mutlak butlan krizinin parti içi çatışmaya ve sokak eylemlerine dönüşmesi kabul edilemeyecek bir durumdur.
Yargı kararı ortadadır. Kılıçdaroğlu CHP genel başkanıdır. Mahkeme kararıyla genel başkan olmuştur.
CHP’de bir arınma ve durulma sürecinin başlatılması gereklidir...”
Beyefendi “Bizim hiçbir partinin iç işlerine karışma ve müdahale yetkimiz yoktur” dedikten sonra sözlerini şöyle bitiriyor:
“CHP’nin il ve ilçe kongreleri yapıldıktan sonra uygun görülecek bir tarihte büyük kongreye (kurultaya) gidilecektir.
Bize göre bu tarih partinin kuruluş tarihi de olan 9 Eylül olabilir.”
Başka bir partinin iç işlerine açıkça karışıyor, yol gösteriyor, nasihat veriyor.
Üstelik hesabını da yapmış olmalı ki kurultay tarihinin 9 Eylül olmasını öneriyor. Hep diyorum ya, işin henüz çok başındayız.
Bekleyelim görelim, daha neler olacak neler!