
Bir teknoloji fuarında, cam bir vitrinin içinde duran yuvarlak bir silikon disk...
Ne tank, ne uçak, ne de füze...
Ama bugün dünyanın güç dengesini belki de en fazla etkileyen nesnelerden biri.
Çin’in Hefei kentinde sergilenen o bellek hücresi sadece bir ürün değil, bir niyet beyanıydı.
“Biz artık sadece üreten değil, belirleyen olacağız” demenin sessiz bir yolu.
Bir 10 yıl önce adı bile bilinmeyen Çinli bellek üreticisi ChangXin Memory Technologies (CXMT), bugün küresel hafıza pazarında hatırı sayılır bir yere geldi.
Gelirleri iki yılda üçe katlandı.
2024’te 3 milyar doları aştı.
Küresel DRAM pazarında payı yüzde 5’e dayandı.
Bu rakamlar küçük görünebilir. Ama mesele yüzdeler değil.
★★★
Bellek, modern dünyanın sinir sistemi.
Yapay zekâdan savunma sanayine, akıllı telefonlardan veri merkezlerine kadar her şey belleğe dayanıyor.
Bugün tek bir yapay zekâ sunucusu (server), eskiden yüzlerce dizüstü bilgisayarın kullandığı kadar bellek tüketiyor.
Bu yüzden bellek fiyatları bir çeyrekte yüzde 50’ye varan artışlar gösteriyor.
İşte Çin bu noktada sahneye çıkıyor.
ABD ve Güney Koreli devler daha pahalı, daha sofistike yapay zekâ belleklerine yönelirken, CXMT boşalan alanı hesaplı versiyonlarıyla dolduruyor.
Ama bu hikâye sadece ticari değil.
★★★
Güney Kore savcılarının ağır bir iddiası var...
“CXMT’nin yükselişi sadece mühendislikle açıklanamaz” diyorlar.
Eski Samsung çalışanlarının, teknolojik sırları Çin’e taşıdığı öne sürülüyor.
Paravan şirketler, gizli seyahatler, iz kaybettirme çabaları...
Hatta yakalanma riskine karşı kullanılan kalp emojileriyle şifreli uyarılar.
Bu iddialar doğruysa, ortada sadece bir şirket meselesi yok.
Bir devlet casusluğu var.
Ve tam burada büyük resme bakmak gerekiyor.
★★★
Çin, gücün kaynağını doğru yerde arıyor. Teknolojide, sanayide ve üretim kapasitesinde...
Bugün Çin ekonomisi satın alma gücüne göre ABD’den yaklaşık yüzde 30 daha büyük.
Sanayi üretimi iki katı.
Elektrik üretimi iki katı.
Donanması bu 10 yılın sonunda ABD donanmasından yüzde 50 daha büyük olmaya gidiyor.
Elektrikli araçlarda önde.
Yeni nesil nükleer teknolojilerde önde.
ABD ise antibiyotikten nadir toprak elementlerine kadar birçok kritik üründe Çin’e bağımlı.
Buna karşılık Trump ne yapıyor?
“Amerikan Kalesi”ni kurmaya çalışıyor.
Grönland’ı almak istiyor.
Venezuela’da kendini başkan ilan ediyor.
Batı yarımkürede güç gösterisi peşinde koşuyor.
Oysa tarih bize başka bir şey söylüyor.
18’inci yüzyılda Rusya ve Çin bozkırlarda nüfuz alanı kurmaya çalışırken, İngiltere buhar makinesini mükemmelleştiriyordu.
19’uncu yüzyılda Avrupa Afrika’yı paylaşırken, ABD elektrifikasyonu ve seri üretimi icat ediyordu.
Kazananlar toprağı değil, teknolojiyi seçenler oldu.
Bugün de tablo değişmedi.
Batı yarımküre, dünya nüfusunun sadece yüzde 13’üne sahip.
Ekonomik ağırlığı ve üretim payı giderek azalıyor.
Asıl dinamik, Asya’da.
ABD enerjisini oradan çekip kendi arka bahçesine harcadıkça, Çin Asya’da teknolojik ve ekonomik üstünlüğünü pekiştiriyor.
Sonuçta Amerika teknolojide geri düşer, ekonomide bağımlı hale gelir, askeri olarak zorlanır.
Bu da “Çin yüzyılı” demektir.
Gerçek denge, sınır genişleterek değil; evde yenilenerek ve müttefiklerle ölçek büyüterek kurulur.
Bellek meselesi tam da bu yüzden önemli.
CXMT sadece bir şirket değil. Çin’in “geleceğin sinir sistemine” uzanan eli.
Korkarım Trump bunu fark etmeyecek.
Önüne gelenle çatışma yolunu seçecek.