Yıllar önce ekranlara gelen ve "üstünlerin hukukunu" sert şekilde eleştiren ‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’ dizisini hatırlar mısınız?

Dizi, kadına yönelik cinsel şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve mağdurun suçlandığı çarpık anlayışı cesurca ele almıştı.

Ancak asıl sorguladığı ise "üstünlerin hukuku"ydu.

FATMAGÜL’DEN BUGÜNE DEĞİŞMEYEN DÜZEN

Suç işleyenlerin değil, güçlü olanların korunduğu; bedeli ise hep kimsesizlerin ödediği bir düzen.

Bugün etrafımıza baktığımızda değişenin sadece oyuncular olduğunu görüyoruz.

Senaryo hâlâ aynı.

MİNDERDE KÜFÜR, HAKEME ABLUKA

Geçtiğimiz günlerde buna bir kez daha tanık olduk.

Gençlik ve Spor Bakan Yardımcısı, ‘Asrın Güreşçisi’ unvanına sahip, Devlet Üstün Hizmet Madalyası sahibi Hamza Yerlikaya'nın adı yeni bir skandalla gündeme geldi.

Minikler Türkiye Güreş Şampiyonası'nda oğlu mağlup olunca tribünden atladı.

Hakemin üzerine yürüdü.

Küfür etti.

Olay tutanaklara geçti.

Türkiye Güreş Federasyonu da isim vermeden dikkat çekici bir açıklama yaptı:

"Hakemlerimize, antrenörlerimize ve sporcularımıza yönelik her türlü uygunsuz müdahale, baskı veya fiziksel ve sözlü saygısızlık, unvanı ve sıfatı ne olursa olsun kabul edilemez."

Federasyonun söyleyemediği ismi herkes biliyordu.

HUKUKUN KURALLARA GÖRE İŞLEDİĞİ BİR ÜLKEDE...

Hukukun kişilere göre değil kurallara göre işlediği bir ülkede böyle bir olayın siyasi ve idari sonuçları olurdu.

En azından kamuoyundan özür beklenirdi.

Bu yapılmıyorsa görevden alma tartışılırdı.

Ama uygulamaya baktığınızda tablo farklı.

Üstelik bu ilk tartışma da değil.

Mahkeme kararında, sahte diploma tespitine yer verildi.

Ceza ise erteleme nedeniyle infaz edilmedi.

Ama karar tarihe geçti.

İnsan ister istemez şu cümlede duruyor:

Lise diploması sahte...

Ama üniversite mezunu.

Ardından milletvekilliği...

Federasyon başkanlığı...

Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı...

Kamu bankası yönetim kurulu üyeliği...

Liste uzayıp gidiyor.

CEZADAN ERTELEMEYLE KURTULMUŞ AMA...

Yaklaşık altı yıl önce Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), bu süreçle ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu.

Kaynak olarak ekle

Dosyada; resmi belgede sahtecilikten görevi kötüye kullanmaya, Bankacılık Kanunu'na muhalefetten nitelikli dolandırıcılık iddialarına kadar birçok başlık yer aldı.

İddialardan biri özellikle dikkat çekiciydi.

Bankacılık Kanunu'na aykırı olduğu öne sürülen yönetim kurulu üyeliği nedeniyle alınan ücretlerin kamu zararı kapsamında değerlendirilmesi ve geri istenmesi gerektiği savunuluyordu.

Bu iddialar ne ölçüde hukuken kabul görür, buna elbette yargı karar verir.

Ancak ortada cevap bekleyen sorular olduğu da inkâr edilemez.

"190 ALO FETVA" HATTI "HARAM" DEDİ

Bir de meseleyi vicdan terazisine koymak istedim.

Diyanet'in 190 Alo Fetva hattını aradım.

İsim vermeden konuyu paylaştım.

Aldığım cevap açıktı.

"Kul hakkı vardır."

"Bu duruma sebep olan da, göz yuman da sorumludur."

"Dolayısıyla elde edilen kazanç da helal değildir."

Gazeteci olarak bunları öğrenip görmezden gelmek, mesleğin sorumluluğundan kaçmak olurdu.

Yaşananlar karşısında susmanın vebali yanı başında…

FATİH TERİM’İN SUÇU NE?

Gelelim konunun Fatih Terim'le alakasına...

Terim, Türkiye Futbol Direktörü olduğu dönemde kamuoyunda "kebapçı kavgası" olarak hafızalara kazınan bir olaya karıştı.

Bu tür olaylar, kurumlar açısından imaj kaybına yol açtığı gerekçesiyle haklı fesih nedeni sayılabilecek nitelikteydi. Nitekim TFF de o dönem kamuoyuna, karşılıklı anlaşmayla yolların ayrıldığını duyurdu.

Kebapçı kavgası, aslında buzdağının görünen yüzüydü. O günlerde yaşanan prim tartışmaları ve milli takım içindeki gerilimler de Terim'in görevden ayrılma sürecini hızlandırmıştı.

Fatih Terim'in yaptıklarının savunulacak hiçbir tarafı yok.

Peki, Hamza Yerlikaya’nın onca skandala rağmen görevde kalmasına ne demeli?

Demek ki bazı koltuklar yapılan hatalarla değil, o hataları kimin yaptığıyla sallanıyor.

İnsan da ister istemez soruyor:

Fatih Terim'in suçu ne?

SON SÖZ:

Aslında "Fatih Terim'in suçu ne?" diye sorduğuma bakmayın...

Bu ülkede aynı soruyu farklı isimler için defalarca sorduk.

Bazen bir gazeteci için...

Bazen bir siyasetçi ya da belediye başkanı için...

Bazen bir komedyen için...

Bazen de sıradan bir vatandaş için...

Belki de bugün aynı soruyu sadece insanlar için değil; kurumlar, spor kulüpleri ve milyonların gönül verdiği camialar için de sormak gerekiyor.

İsimler değişiyor.

Soru değişmiyor.

Çünkü mesele kişiler değil.

Mesele, hukukun ve kuralların herkese aynı uygulanıp uygulanmadığıdır.