Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Karantina Söyleşileri | Kalben: Savaş var eden sistemlerimizi gözden geçirmeliyiz
Karantina Söyleşileri | Kalben: Savaş var eden sistemlerimizi gözden geçirmeliyiz
Kalben, üçüncü stüdyo albümü Kalp Hanım ile yeni hikayeler anlatmaya devam ediyor. Karantina günlerinde güzel şarkıları ile dinleyicilerine umut olan Kalben'in ithafı oldukça değerli: "Birbirimizi kalplerimizle kabul ettiğimiz günlerin ümidine!" Karantina Söyleşileri'nin konuğu olan Kalben ile yeni albümünü ve bugünleri nasıl geçirdiğini konuştuk...
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 19 Nisan 2020 - 12:35

3’üncü albümün Kalp Hanım, daha önce karşı karşıya kalmadığımız salgın günlerinde çıktı. Neler hissediyorsun?
Toplumların, bu salgını en kısa zamanda atlatabilmelerini, daha fazla kayıp vermeyi engelleyecek ciddi önlemlerin alınmasını ve uygulanmasını diliyorum öncelikle. Albümün bu zamanın ruhuna ait olduğunu gözlemleyebiliyorum şu an. Gelen mesajlar, sevenlerin paylaştığı videolar, hikayeler bana bizlere kaygı, korku ve belirsizliğin hüznünü veren böyle bir gerçeklikte umut sağlıyor. Umut alışverişi yapıyoruz müzik yoluyla. Bir tek bunu öngörebildiğim için ertelemedim Kalp Hanım'ın yolculuğunu. Beklentilerim evde kalan yahut ofislerde, marketlerde, bankalarda, hastanelerde, sokakta bizler için çalışmaya devam eden her sosyo-kültürel yapıdan insanın şarkılarda buluşmasıydı. Bu, beni yaşama bağlıyor.

Aşk Çeşmesi isimli EP’den sonra farklı sound arayışlarında olduğunu görüyoruz. Bu farklılığı nasıl tarif edersin?
Sound aramadım. Bir şey aramama gerek kalmadı bu albümde. Genco Arı gibi eşsiz bir müzisyenle çalıştığım için onun 33 senelik deneyimi, müzik tutkusu ve bilgisi albümü şekillendirdi. Değerli müzisyenlerle çalışma ve üretme şansına eriştiğim için herkesin kendi teknesinden getirdiği güzelliklerle demlendik ve de doğduk yeniden müziğe. İlla bir farklılıktan bahsedeceksek benim yaşımdan, öğrendiklerimden, hatalarımı da yolculuğumun duraklarını da kabullenmemden ve müziğe, yaşamaya beslediğim özgür aşkımdan doğan farklılıkların yansımalarıdır hissedilenler.

‘KABULLENEMİYORUM FİLDİŞİNDEN DE OLSA KULEYE KAPATILMAYI’

‘Son Bir Gece’ şarkısında yine Kız Kulesi’ne selam veriyorsun. Kız Kulesi’nin Anahtarı üçlemesi de bir hayli beğenilmişti. Nedir Kız Kulesi’ne bu kadar ilgi göstermenin sebebi?
Kız Kulesi, babasının hurafeye dayalı korkusu sebebiyle ölmesin diye bir kuleye kapatılan bir kızın hikayesini anlatıyor. Erkek-egemen sistemin ahtapot kollarıyla sardığı doğamın bağımsızlaşması, kendimi zorla soktuğum kalıpları eritip akmaya başlamam ve ruhumun derinlerinden gelen sesleri, yüzeydekileri aşarak dinlemeyi seçmem beni Kız Kulesi'nin hikayesine bağlıyor. Kız, sonuçta üzüm sepetinden çıkan yılanın sokması sonucunda yine ölüyor Kız Kulesi'nin hikayesinde. Yani, özgürlüğünün engellenmiş olması, senelerce hapsedilmiş ve dünyanın güzelliklerinden mahrum kalması kaderini değiştirmiyor. O kaderi babası kendi elleriyle yazmış oluyor. Bu üzücü kaderi yaşamak istemediğim gibi hiçbir kadının yaşamasını da istemiyorum artık. Kabullenmiyorum fildişinden de olsa bir kuleye kapatılmayı. Yaşamımın da ölümümün de kendi çizdiğim yolda gerçekleşmelerini değerli buluyorum.

‘KALP HANIM BİR KEŞİF VE BULUŞMA ALBÜMÜ’

Geçmişte yaşadığı acılarla, hayal kırıklıklarıyla barışmış bir Kalben duyuluyor sanki şarkılarda. Mesela Leyla’nın İzleri şarkısı… Daha özgür bir Kalben mi var artık?
Leyla'nın İzleri 18 yaşında yazdığım iki şarkının kolajı. Birinin özgüvensiz ve kendini hor gören dizelerinden hoşlanmadığım için diğer şarkının güçlü ve kendine şefkatli dizelerini aldım. 18 yaşında daha özgürdüm belki… Bu açıdan bakarsak… Birileri ne der yahut birileri sever diye düşünmeden şarkılarımı söylüyordum. Şimdi yine öyle hissediyorum. Hayal kırıklıkları, acılar, dertler her hayatın ortak paydaları. Bana özgü değil. Ülkenin içinden geçtiği tüm durumlar hepimizin durumları. Bana özgü değil. Bana özgü olmayanları oldukları gibi kabul edip bana özgü olanları keşfetmek istiyorum. Kalp Hanım, bir keşif ve buluşma albümü.

Bu özgürlük hissine ulaşabilmek için ilk olarak okurlara tavsiye edeceklerin nedir?
Kendimi ve başkalarını suçlamayı; olanlara sorumlu aramayı; kontrol edemediğim her şeyi kontrol etmeye çalışmayı; boş yere kaygı üretmeyi; korkularımdan doğan öfke ve nefreti; yargılanırım diye yargılamayı bir kenara bıraktım ve o kenardan uzaklara yürüyorum. Yolda ağaçlar, çiçekler, hayvanlar, insanlar ve güneş var. Yol, beni sevdiklerimle denize götürüyor. Hissediyorum. Bana sevgi, şefkat ve anlayış veren insanların sözlerine, kalplerine, düşüncelerine odaklanıyorum bir zamandır. Diğer türlü söylemleri, eleştirileri, yazılan çizilenleri ciddiye alıp ruhumu yaralamıyorum. İnsanın yaşantısına dair sınırlar belirlemesi, herkesin giremediği bir oda inşa edip o odayı dilediği gibi boyayıp eşyalandırması ve de sadece en canı olanları oraya alması pek rahatlatıcı bir deneyim. Özgürlük, herkesin seni sevmek zorunda olmadığını kabul etmekle başlayan ve ölüme kadar öğrenmeye devam ettiğin enfes bir ders.


Albümdeki Bende Kal şarkısı dışındaki tüm şarkılar sana ait. Bende Kal da Mete Özgencil’e ait. Bu şarkıyı albüme almanın özel bir sebebi var mı?

Mete Özgencil ile ruhlarımız aynı aileden. Kan yoluyla bile bazen elde edemediğim türden bir yakınlık bu. Ne şanslıyım ki komşusu olabildim, sofrasında yiyebildim, aşkına tanık olabildim ve onunla dağ tepe deniz dolaşabildim. Şarkıyı çok seviyorum, Mete'nin istediği her şarkıyı da söylerdim. Bende Kal'a nasipmiş.

‘NEDEN BİRBİRİMİZİ YOK EDİYORUZ?’

Bir önceki söyleşimizde “Biraz böyle savaş alanında yaşamıyor muyuz aslında? Hem kendimizle savaşıyoruz, hem hiç tanımadığımız insanlarla. Hem ülkeler, ülkelerle savaşıyor” demiştin. Şimdi de gözle görülemeyen bir virüsle savaşıyoruz. Bu savaştan çıkarmamız gereken ders nedir sence?
Savaş var eden sistemlerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Neden sınırlar çizip arkasına teller çekiyoruz? Neden birbirimizi, ormanları ve hayvanları yok ediyoruz? Neden dört milyar kadın azınlık olarak yaşıyor? Neden çocukların eğitim fırsatları eşit değil? Neden bir ülkenin bir köşesi diğer köşesinden bambaşka halde? Neden birbirimize sevgi ve şefkat yerine silah ve uyuşturucu sağlıyoruz? Bu soru listesi asırlardır önümüzde duruyor aslında. Ben listeye ses olan ciğerlerden biriyim sadece. Bütün düşünürler, ozanlar, şairler, bilim insanları, işçiler, memurlar, sanatçılar bu soruları soruyor asırlardır. Bu sesi dinlemek iyi gelecektir şimdi.

Sosyal medyada hep iyilik, güzellik üzerine çağrıda bulunuyorsun. İnsanları sık sık dansa davet ediyorsun. Bu yaydığın iyi enerji sana nasıl dönüyor?
Verdiğimin milyon katı bir sevgi ve neşe olarak dönüyor. Bana acılar karşısında kalender olma gücü deposuna dönüşüyor bu enerjimiz.

Karantina günlerinde birçok kez online olarak dinleyicilerinle buluştun. Bu deneyim ne kattı sana?
Her ortamda birbirimizi sevebiliyoruz. Sevgide sınır yok.

‘ROMANIMI TAMAMLIYORUM’

Son olarak virüs salgınında günlerin nasıl geçiyor? Birçok kişinin “karantina ilkleri” oldu, ekmek yapmak gibi… Senin var mı karantina ilklerin?
9 sene sonra ilk kez bir aydır her gün evimdeyim, kedimleyim. Çiçeklerim, kitaplarım, kahvem… Bir türlü tamamlanmayan romanım tamamlanıyor. Sona yaklaştım. Romanın şarkılarını da tamamlıyorum. Kendime sade malzemelerle sağlıklı ve leziz yemekler yapıyorum. Her sabah dans ediyorum. Balkonda oturup güneşe, yokluğunda bulutlara bakıyorum. Sürekli koşturmadan, çalışmadan, enerji harcamadan üretmek bana derman. Elbette kaybettiğimiz canlara, hastalara ve tüm yakınlarına için dua etmek de bana derman. Yaşamdan sonrasını bilmediğim için yaşamaya, zaman ne istiyorsa isteklerine uymaya ve de elimden gelenleri yapmaya odaklanıyorum.