Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
O Ses Türkiye birincisi Dodan Özer: Hikayemiz birbirimizden çok uzak değil
O Ses Türkiye birincisi Dodan Özer: Hikayemiz birbirimizden çok uzak değil
O Ses Türkiye'nin son birincisi Dodan Özer, maxi single Yoksun ile müzikseverlerin karşısına çıktı. Albümde sözü ve müziği kendisine ait olan Yoksun'la, anonim bir türkü Huma Kuşu'nu kendisine has yorumlayan Dodan, müzik kariyerinden yarışma serüvenine, gelecek planlarından sanatın kendisi için ifade ettiği anlama dek birçok konuda Sözcü.com.tr'ye açıklamada bulundu.
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 17 Aralık 2017 - 08:00

Geçtiğimiz yıl muhteşem sesi ve sahne performanslarıyla O Ses Türkiye'ye damgasını vuran ve yarışmanın galibi olan Dodan, EMI – Universal Müzik Türkiye etiketiyle yayınlanan single çalışması ‘Yoksun' ile müzikseverlerle buluştu.

Aslında birçok isim Dodan’ı O Ses Türkiye ile tanısa da onun müzikal serüveni 1995 yılında başladı. 20 yılı aşkındır birçok şehirde, birçok yerde müziğiyle seyyahlı yapan Dodan, 2005 yılında ‘Dodan Project-Benav’, 2010 yılında ise ‘Şabun (Mutluluk)’ isimli albümlerini yayımladı.

Deneysel tarzı ve kendine has müzikal tavrı ile dikkat çeken Dodan, kayıtlarını Babajim Stüdyoları'nda tamamladığı ‘Yoksun' ve ‘Huma Kuşu'nda bir kez daha türler arasındaki sınırları kaldırıyor. Volkan Öktem, Genco Arı, Volkan Hürsever gibi birçok önemli müzisyenin yanı sıra ünlü yaylı orkestrası İstanbul Strings de kayıtlarında yer aldığı ‘Yoksun’un söz ve müziği Dodan’a ait.

Erzurum Yöresi'nden sözleri anonim bir eser olan ‘Huma Kuşu'nun bestesi ise Dodan ve Erdem Altınses imzası taşıyor. İşte, karşınızda Dodan…

Neden bir albüm değil de, single çıkardınız?
Biraz sektörel zorluklardan kaynaklı aslında. Bütün prodüksiyon firmaları, yapımcı firmalar daha çok bir iki şarkıyla piyasaya çıkıp, piyasanın nabzının ne olacağına dair bakıyorlar. Yoksa bana sorsan her zaman albüm çok daha önemli ve mantıklı.

Bir hikayesi, bütünlüğü oluyor…
Bizi de o noktaya kanalize ettiler, “piyasa şartları” diyerek. Belki de piyasanın bundan hiç haberi bile yoktur. Biz oraya kanalize olduğumuz için iki şarkıyla maxi single yaptık.

Yoksun, heybenizde var mıydı, yoksa yeni mi yaptınız?
Bu yeni. O Ses Türkiye’den önce başladım. Tamamlanmamıştı. Hepimizin yoksunlukları olduğu için, ‘Yoksun’ üzerinde durduk. Klibi de o minvalde hazırladık. Kurgusu ve çekimi bizim dünyamızdan bağımsız olmayan, içsel dünyamıza bakan bir video oldu. Diğer eserimiz de Huma Kuşu. O da geleneksel bir türkü. Onu biraz alternatif tarzda yapmaya çalıştık. Daha jazzy oldu. Hem de senfonik. Zaten etnik bir jazz durumu var. Buna çok özen gösterdik. Yoksun’u da keza Türkiye’de varolan mevcut formun dışında oldu.

dodan

Akan bir nehir gibi biraz değil mi, bazen taşıyor, bazen sakinleşiyor…
Evet, buna çok özen gösterdik. Bunu enstrümantist olan insanlarla yaptık. Bir notayı verirsin bir enstrümantiste ama ne istediğini söylemek çok ayrıdır. Çalan arkadaşlarımızla da bunun tartışmasını yaptık.

Nasıl geçti o süreç ve tartışmalar?
Verimli geçti ki, iki şarkıda da güzel bir şey ortaya çıktı.

Söz-müzik dengesini nasıl tesis ediyorsunuz eserlerde?
Sözün, şiirin her zaman bir ritmi var. Ben bu ritme inanan bir insanım. Önce söz, sonra müzik gelir bana göre. Sözün ritmi olduğu zaman, müziğin de o söze dair bir formu oluyor.

SÖZLERİ ORTAK YAZIYOR, ŞARKILARI BİRLİKTE SÖYLÜYORUZ

Yoksun’daki söz ve müzikal kalite dikkat çekici. Bundan dolayı insanların yoğun bir ilgisi var. O ilgi, üzerinizde “daha iyisini yapmak” nezdinde bir stres yaratıyor mu?
Biz, birbirimizin yabancılaşması üzerine kurulu bir şeyi yaşıyoruz bazen. Tam de burada, “Bu sözleri ben yazmıyorum, ortak yazıyoruz. Ben söylemiyorum, ortak söylüyoruz” diyorum. Bizim ortaklaşma hikayemiz sadece bu coğrafyayla ilintili değil. Bu evrenin bütün köşebentlerinde olan bir şey. Evrendeki hikayemiz, birbirimizden çok uzak değil. Temsili bir durumu yaşamıyoruz, içindeyiz. Diğer bütün canlıları da kapsayan bir ‘iç’. Yoksun’daki hikaye de aslında o. Kendi yoksunluklarımızı ifade ediyoruz. Aslında eylemin kendisi zaten devrimci bir duruş. Biz, ‘daha nasıl iyi bir dünya oluşabilir’i tasavvur ediyoruz. Daha iyi bir dünya sadece insan tandanslı mıdır, değildir. Bütün her şeyi kapsayan bir hikayeden bahsediyorum. Yoksun’u yazarken de reel edebi bir durumdan bahsediyorum. Hayallerimiz var. Zaten onlar da gerçekliklerimizden çok uzak değil. Hayal ve gerçek üzerine kurmuş olduğumuz hikayeyi, bu şekilde ifade ettim.

ABD’li filozof Susan Neiman, “Artık sınırları güvence altına alınmış olan sanat, bizi harekete geçirmiyor, bilakis içimizi dökmemizi, deşarj olmamızı sağlayan bir işlevle tanımlanıyor” diyor. Bu durum karşısında sizin sanatınız ‘harekete geçirmek’ eğiliminde mi?
Bence sanat, bağımsız kıldığı noktada kendisini, kendi içindeki dinamiklerini var ettiği müddetçe her alana ulaşma şansına sahip. Eğer, sanatı belli bir kota üzerinde ifadelendirirsek, sadece o ifadeye sahip olan insanların lokalinde tutarız. Halbuki, sanat hiçbir şeye bağlı değil. Sanat başlı başına kendi özgünlüğünü yaratan, kendi amaçları doğrultusunda evrende var olan şeylerin içerisinden çıkan bir şey. Ben onun eğer var kılmış olduğu şeyi sınırlarsam, şimdiye kadar var kılınan şeye bir nebze ihanet etmiş oluyorum.

O SES TÜRKİYE’DEN PİŞMANLIK DUYMADIM

Sizin sanatsal serüvenin O Ses Türkiye’ye çıktığında da çok tartışma konusu oldu. Sizi öncesinden tanıyanların bir kısmı destekledi, bir kısmı ile orada görmekten üzüntü duydu. Siz bu tartışmanın neresindeydiniz?
Hiç fark etmedi benim için. Beni bilen insanla, bilmeyen insan arasında şöyle bir bağ kurmaya özen gösterdim: Aslında bilenle aynı mevzuyu konuşmak ya da yaratmış olduğum pratikleri var etmek değil, bilmeyene de aynı şeyi göstermek. Eğer biz gerçekten bir derdimiz varsa, vakıf olmayan insanlara ifade etmek önemli. Bu ben olurum ya da sen olursun, bir başkası olur hiç önemli değil. Ama sonuçta bu paylaşımın bizden çok uzakta olmadığını göstermek önemli. Beni eleştiren ya da eleştirmeyen insanlar arasında ben temelde hiçbir fark görmüyorum. Çünkü, illa beni sevecek ya da sevmeyecek ayrımı yapmak kabaca bir şey. Sevmeyen adam da seviyor aslında. İlgili olduğunu gösteriyor. Biz birbirimizden kopuk değiliz. Adam hiç beni bilmemesine rağmen, benim yorumsal durumlarımı dinlediği için eleştiriyor.

Aynı zamanda sadece sizinle değil, bahsettiğiniz dünyadaki köşebentleriyle de tanışıyor böylece…
Elbette. Bu iyi bir şey.

O Ses Türkiye’ye “İyi ki katılmışım” diyor musunuz?
Hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Benim adıma başvuran bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

dodan4

O Ses Türkiye’nin öncesiyle sonrası arasında nasıl bir fark var müzikal serüven açısından?
Hiç değişmedi. Benim yaşamda da deneysel ve doğaçlama üzerine bir hikayem var. Bu benim müzikal formuma da yansıyor. Orada bizim sezonumuz, diğer sezonlara göre daha keyifliydi. Yine aynı müzikal arayışı ve hissi yaratmaya çalıştık. Sadece ben değil. Bütün herkes. Hem izleyicisi hem de mutfakta olanları.

Bu tür yarışmalarda birinci olanların kalıcı olup, olmayacağına dair bir merak var. Siz, O Ses Türkiye’den önce de albümleri olan, tanınan bir isimdiniz gerçi ama ‘Yoksun single’ı, yarışmayla ne kadar bağlantılı?
Uzun yıllar Kürt müziği içerisinde icracı olarak var oldum. Doğal olarak bugün daha başka bir, gerçi ‘daha’ derken de bir ayrıksama durumu var. Bu ülkenin bütün renkleri ortak. Biz bu renklerin üzerine kendimizi kurgulamayı başaramadık. Çok acı bir şey aslında. Burası yüzölçümü olarak büyük bir coğrafya değil ama içinde büyük medeniyetlerin var olduğu bir coğrafya. Benim Kürtçe söylüyor olmam bir başkasını incitiyor ya da kısırlaştırıyor ya da öfkesine sebep olabiliyor. Halbuki olmamalı. Bunun iyisi ya da kötüsü yok. Bu coğrafyadaki var olan bütün kültürel dengelerin aslında bizim içimizde olduğunu gösteriyoruz. Ne kadar güzel ki, biz gerçekten bunu burada yaşayabiliyoruz. Bu müziğe de yansır, zanaatkar olana da yansır, sokakta yürüyene de yansır… Bu kez savaşın olmamasına, insanların birbirine karşı öfke duymamasına vesile olur. Bu ülkede herkes kendi dilinde niye olmasın ki? Kimin kime ne zararı var.

ʻʻ
Dodan 21 Aralık Perşembe günü Jolly Joker sahnesinde sevenleriyle buluşacak.

Diller aynı aşkı, aynı sevgiyi anlatıyor zaten.
Şarkının, türkünün ya da başka bir ezginin nasıl bir zararı olabilir ki? Biz bir devşirme hikaye yaşamıyoruz ki, içimizde olan duyguyu anlatıyoruz. Buradaki ağıtla, oradaki ağıt arasındaki mesafe o kadar yakın ki! Ama iktidar üzerinde, ideolojik fraksiyonlar üzerinde geçirilen evreyi yaşarsak, yanlış yaparız. Halbuki hiçbir manası yok. Niye canlı kılalım ki onları? Derdimiz, buradaki var olan yaşamı bir arada tutabilmek olmalı. Buna isim koymak, isim vermek değil mevzu. Vicdanla canlı kılabilmek esas. İstanbul’da dünya kadar farklı insan yaşıyor. Dünyanın merkezi. Bunu değiştirebilir miyiz? Hayır. Ama bu kadar yaşayan insan, buranın çehresini değiştirebiliyor. Hepsi başka lisanda, başka bir şey söylüyor. Halbuki, söylediği şey, söylediği duygu farklı değil. İşte burada sanat başlıyor. Bizi bir yerde tutan, ortaklaştıran şey bu. Bunun için önemli.

Titr olarak, “O Ses Türkiye birincisi Dodan” sizi rahatsız ediyor mu?
Etiket hikayesi aslında biraz. Dodan hep vardı. O Ses Türkiye’den önce de vardı, sonra da var. Kendi projeleri var, planları var. O Ses Türkiye sadece bir zaman dilimi içerisinde olan bir şey. Ama etki alanının geniş olduğu bir durumdu. Ben sadece katılımcı oldum, onlar da beni misafir etti ve geçtik.

Dodan’ın yolunda bundan sonrası için neler var?
Maxi single’ımız bütün dijital platformlarda yayında. Benim istediğim şey herkesin dinlemesi, paylaşması. Eleştirilerini canı gönülden yazıp, çizmesi. Albüm çalışmamız var. 2018 Nisan’ında çıkması planlanıyor. Dinleyicilerin ve okurların bunu bilmesini isterim.

HADİSE’YLE AŞK YAŞIYOR İDDİALARINA YANIT

Hadise’yle aşk iddiaları nedir?
Çok magazinsel bir muhabbet. Hadise, benim çok sevdiğim bir arkadaşım. Bunu da ilk kez söylüyorum. Gayet samimi ve içten gelen bir fotoğraf paylaşımı oldu. Kimse bilmese dahi, bizim Hadise’yle her zaman güzel sohbetimiz var. Severek de buluşuyoruz. Onun dışında herkesin bir yaşamı var ve herkes kendi yaşamında ne kadar mutluysa o kadar yaşıyor.

Dodan’ın müzik dışındaki yaşamı nasıl?
Sosyal hayatta çok bir şey yapmıyorum. Müzikle ilgili çalışmalarım var. Onun dışında yapmak istediklerim var. Onun dışında yeni insanlarla tanışıp, yeni şeyleri keşfetmeyi seviyorum. Yaşayan bütün canlılarla var olmayı seviyorum. Ben biraz başka hallerin peşindeyim herhalde.

Son güncelleme: 14:41 - 31.12.2017