Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Louise Glück: Yalın, berrak, özgün bir şair

2020 Nobel Edebiyat Ödülü'ne ABD'li şair Louise Glück, layık görüldü. Kristal berraklığında, yalın ancak güçlü ve özgün bir şair olan 77 yaşındaki Glück'in Türkçede çıkan tek eserinin çevirmeni şair ve yazar Güven Turan, Sözcü'ye Louise Glück'i anlattı.

Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Louise Glück: Yalın, berrak, özgün bir şair

2020 Nobel Edebiyat Ödülü’nü ABD’li şair Louise Glück aldı. (Glik diye okunuyor) Akademi, ödülü Glück’e verme nedenini “Yalın güzelliğiyle bireysel varoluşu evrensel kılan kusursuz şiirsel sesi” sözleriyle ifade ederken, 77 yaşındaki şair 2016’da ödüle layık görülen Bob Dylan’ın ardından beş sene içinde Nobel verilen ikinci ABD’li şair oldu.

Özellikle yakın dönemde adı sıkça skandal tercihlerle bir araya gelen Nobel’in, 2018’de ödülün verilmemesine yol açan cinsel taciz skandalı (verilemeyen 2018 Nobel Edebiyat Ödülü, 2019’da Olga Tokarczuk’a verildi) ve ödülün geçen yıl tartışmalı bir şekilde, Bosna’daki soykırımı inkar eden ve Slobodan Milosevic destekçisi olduğu öne sürülen Peter Handke’ye verilmesinden sonra, bu yıl “güvenli” bir limana yanaşacağı edebiyat çevrelerince tahmin ediliyordu.

Swedish Academy, Louise Glück’in “Yalın güzelliğiyle bireysel varoluşu evrensel kılan kusursuz şiirsel sesi nedeniyle” ödüle layık görüldüğünü aktardı. Fotoğraf: Reuters

Handke tercihine gelen tepkilere edebiyat çerçevesinde kaldıklarını öne sürerek yanıt veren komite; güvenli tercih istemiş de olabilir, “edebiyat çerçevesinde kalmak” da istemiş olabilir, infial doğurmaktan kaçınmak istemiş de… Ne olursa olsun tek gerçek var; Louise Glück, Nobel’i hak eden bir şair.

Neredeyse 60 yıldır eserler veren Glück; otobiyografik dili, bireysel ve toplumsal travmalardan esinlenen sade ama derin etkili anlatımıyla olabildiğince gerçek, özgün ve güçlü bir şair.

Yaşamı boyunca pek çok prestijli ödülün sahibi olan Glück, Nobel almayı beklemediğini söylüyor:

“Sabah 7’ye çeyrek kala telefonum çaldı, uyanıktım. Bir adam kendisini Swedish Academy’nin sekreteri olarak tanıttı ve ‘Sizi, Nobel kazandığınızı bildirmek için arıyorum’ dedi. Ne cevap verdiğimi hatırlamıyorum ama şüpheyle yaklaştım. Sanırım hazır değildim.”

“Beyaz bir Amerikalı lirik şairi seçmelerini tamamen şaşkınlıkla karşıladım. Mantıklı değil… Şimdi sokağım gazetecilerle dolu. İnsanlar sürekli ne kadar alçakgönüllü olduğumu söylüyorlar. Alçakgönüllü falan değilim. Ama sonra düşündüm; şu an pek de sevgiyle karşılanmayan bir ülkeden geliyorum ve bir beyazım ve şu zamana kadar almadığımız ödül kalmadı. Bu yüzden bu olayın hayatımda yer etmesi oldukça düşük bir ihtimal.”


Bununla birlikte Glück, ne yazık ki Türk okuyucunun çok da aşina olduğu bir isim değil. Glück’in, Türkçede yalnızca Seçme Şiirler adında, Güven Turan’ın çevirdiği ve Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan bir şiir derlemesi bulunuyor. 1994 yılında yayımlanan ve şu an piyasada, hatta sahaflarda bulmanın bile zor olduğu -ancak yakın zamanda yeniden basılacağını tahmin etmenin de güç olmadığı- kitabın çevirmeni şair ve yazar Güven Turan’la Louise Glück’in şiirini, etkisini ve onu projeye iten nedeni konuştuk.

Öncelikle Nobel’in kararını “Açıkcası uzun bir süredir Nobel beni düş kırıklığına uğratıyordu. Özellikle edebiyattan başka değerlendirmelerle seçim yaptıkları oluyordu, belirgindi bu. Ama Ishiguro'nun ödül alışı gibi Louise Glück'in ödül alışı da bence son derece isabetliydi. Elbette yıllardır hayranlıkla izlediğim, çevirdiğim bir şairin ödül alışı başka bir heyecan kaynağı oluyor…” şeklinde değerlendiren Turan, ABD’li şairi özgün kılan detayı ise şöyle aktarıyor:

“İyi izlemişseniz, altında adı yazmasa da bir şiirini hemen tanırsınız.”

Güven Turan, Louise Glück’in kendine has anlatımını böyle yorumladı:

“1943 doğumlu Louse Glück… İlk şiirleri de 60'larda çıktı. Yaştaşım ve kuşaktaşım. İlk kitabı First Born (İlk Doğan) 1968'de basıldı. O günden bu yana ana çizgilerinde olmasa da değişimler görünüyor şiirinde ama temelde aynı. İlk şiirleri biraz daha kapalıydı, biraz da ‘mühürlüydü’ adeta, sonraları açıldı ama bazılarının eleştirdiği gibi bir ‘itiraf’ şairi değil. Glück ‘ben’ derken bu beni öteleyip daha evrensel bir varoluş sorunsalına dayandırıyor. Ayrıca dili son derece disiplinli ve kristal berraklığında ve keskinliğinde. İyi izlemişseniz, altında adı yazmasa da bir şiirini hemen tanırsınız.”

Onun şiirlerini karşısına çıktığı ilk günden bu yana takip ettiğini dile getiren Güven Turan, çevirinin yayınevi tarafından talep edilmediğini, Glück’in şiirlerini kendi inisiyatifiyle çevirdiğini ise şöyle anlatıyor:

“Ben onu önce bir antolojide okudum. 1968'de ilk kitabı çıkar çıkmaz da getirttim ve hemen çevirmeye başladım. Kitaplarını günü gününe izledim. Çevirilerden bazıları dönemin dergilerinde çıktı. Ben sevdiğim şairleri kimse istemese de çevirim. 1994'te Yapı Kredi Yayınları'nın üst yönetiminde bulunan Selçuk Altun'un teşviki ve desteğiyle yaptığım çevirileri çoğaltıp bir kitap hazırlama şansım oldu. Sonra da çevirdim zaman zaman. Okurken, Türkçe söylemeye başlıyorum beni çok yakalayan şiirleri.”

Ergenlik yıllarında anoreksiya ile mücadele etti…

Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Louise Glück’in kapısına çiçekler bırakılıyor. Glück ise bu ilgi hakkında “Şimdi sokağım gazetecilerle dolu. İnsanlar sürekli ne kadar alçakgönüllü olduğumu söylüyorlar…” ifadelerini kullandı. Fotoğraflar: Reuters

Ölüm, reddedilme, kaybetme, dağılmış ilişkiler, iyileşme ve yenilenme çabaları; Glück’in şiirlerinde başvurduğu temalardan… Yazının başında da bahsettiğim gibi kişisel ve toplumsal travmalardan esinlenen Glück, ilk gençliğinde anoreksiya nervoza ile mücadele edecek ve yıllar sonra bu süreci, ailesinden, özellikle annesinden, bağımsız bir birey olma çabası olarak nitelendirecekti.

‘DEDICATION TO HUNGER’ ŞİİRİNDEN BİR BÖLÜM

It begins quietly / in certain female children: / the fear of death, taking as its form / dedication to hunger, / because a woman's body / is a grave; it will accept / anything.

(Sessizce başlar / bazı kız çocuklarında: / ölüm korkusu, şeklini alır / açlığa adanmışlığın, / zira kadının vücudu / bir mezardır; kabul eder / her şeyi. Haber için çeviri: Metin Aktaşoğlu)

7 yılını terapi altında geçirerek toparlanan Glück, boşanma ile sonuçlanan iki evlilik yaparken 1980’de Vermont’taki evinin tamamen yanmasıyla sahip olduğu ne varsa kaybetti. Bu kişisel travmatik meselelerin yanında 11 Eylül’den de oldukça etkilenen Glück, 2004’te October adlı kitabı kaleme aldı.

Güven Turan, travmadan beslenme ve bununla mücadele halini ise “Glück’in gerçekten de çok zor bir yaşamı olmuştur ama o sorunlarına örneğin Hart Crane ya da Sylvia Plath ya da John Berryman ya da Anne Sexton gibi teslim olmamıştır. Sadece direnen değil savaşan bir kişilik okuyorum onun şiirlerinde. Bir tür kafa tutuşu var dünyaya. Bu da sevdiğim yanı. Şiirlerindeki kristal temizliği, keskin berraklık da aynı savaşçı kişiliğinin sonucu bana kalırsa” sözleriyle ele aldı.

Louis Glück, National Humanities Medal ödülünü dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın elinden aldı. Fotoğraf: Reuters

Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasının ardından The New York Times’a verdiği röportajda Glück de paralel bir yanıt vermişti:

“Her zaman kendi deneyiminizin hatlarını çizersiniz çünkü çocukluğunuzdan başlayarak yaşamınızın materyali odur. Ancak ben arketipik bir deneyim arıyorum ve kendi yaşadığım zorluklar ve keyiflerin biricik olmadığını varsayıyorum. Onları deneyimlediğiniz esnada biricikmiş gibi hissedersiniz lakin spot ışıklarının benim ve hayatımın üstüme çevrilmesi fikri beni ilgilendirmiyor; onun yerine doğan ve sonra zorla gönderilen insanın yaşadığı zorluklar ve neşe beni ilgilendiriyor. Sanırım çocuklukta keşfetmesi korkunç bir şey olduğundan ölümlü olma durumu hakkında yazıyorum…”

Çocukluğunda ailesinin yatmadan önce masal diye ona Yunan mitolojisinden hikayeler okuduğunu ve bundan çok etkilendiğini dile getiren Glück, lirik şiirinde bu esinlenmelere de sıklıkla yer verirken farklı tarzlarda da şiirler kaleme aldı.

Buna karşın özgünlüğünü yitirmeyen, yalnızca yeni bir maceraya atılan bir süper kahraman gibi kendi tarzında yollar bulan Glück, “Bir maceracı olmak için yazıyorsunuz. Ben de hakkında hiçbir şey bilmediğim yerlere gitmek isterim. Bir bölgeye yabancı olmak… Sanırım, her zaman sürpriz yaşamalı ve bir şekilde yeniden acemi olmalısınız. Öteki türlü sıkıntıdan ağlardım. Kendi kendime ‘Bu şiiri yazdın, biliyorsun’ dediğim zamanlar oldu. İyi bir şiir ama zaten o şiiri yazdın” sözleriyle serüven arayışlarının da altını çiziyor. Aşağıdaki videoda, şiirin doğuş sürecini ve çözüm arayışlarını anlatan Glück, “Pasaklı, dağınık (‘crummy’ kelimesini tercih ediyor)” bulduğu bir şiirden bile vazgeçmediğini örnek olarak verdiği şiirde Almanca bir ifade kullanarak çözüm bulduğunu anlatıyor.

 

Yakın zamanda yeniden Türkçede karşılaşacağımızdan emin olduğum Glück’ten bir şiirle bitirmekte fayda var…

The Untrustworthy Speaker

Don't listen to me; my heart's been broken. / I don't see anything objectively.

I know myself; I've learned to hear like a psychiatrist. / When I speak passionately, / that's when I'm least to be trusted.

It's very sad, really: all my life, I've been praised / for my intelligence, my powers of language, of insight. / In the end, they're wasted—

(Güvenilmez Konuşmacı

Beni dinleme; kalbim kırık. / Hiçbir şeyi objektif göremiyorum.

Kendimi biliyorum; bir psikiyatrist gibi duymayı öğrendim. / Tutkuyla konuştuğum zaman, / Bana en az güvenilecek zaman.

Çok acı, gerçekten: hayatım boyunca, övüldüm / zekam, dilimin gücü, güçlü içgörüm için. / Nihayetinde, hepsi heba oldu— Haber için çeviri: Metin Aktaşoğlu)

Loading...