Türkiye’nin 3’üncü nükleer santrali İğneada’ya yapılacakmış!
Cinayet bu!
Ülkemizin, doğası bozulmamış nadir yerlerinden biridir İğneada...
Karadeniz kıyısında, Bulgaristan sınırındadır.
Deniz bir akvaryum gibi berraktır ve balık doludur...
Ormanlar ise muhteşemdir. Hele, dünyadaki 3 longozdan biri olan İğneada longozu (su içindeki orman) bir harikadır.
***
Dünyada, İğneada’dan başka, sadece Brezilya’nın
Amazon ormanlarında ve Afrika’nın Kongo havzasında “longoz” vardır.
Su içinden fışkıran bu ormanlara gözlerinin içi gibi bakarlar.
Biz herhalde çok daha akıllı (!) olduğumuz için, cennete nükleer santral yapıp, orayı cehenneme çevirmek istiyoruz!
Ey yetkililer! Aklınızdan zorunuz mu var sizin?
Düşman yapmaz bunu... O harika doğaya kıyamaz!
Ben, nükleer santrale karşı değilim, yapımı için seçildiği yere karşıyım. Koskoca ülkede başka yer mi bulamadınız?
***
Sevgili okurlar... Ben İğneada’ya bu yaz eşim Emel’le birlikte ikinci defa giderek o güzellikleri gezdim, gördüm.
Yaklaşık elli yıllık meslektaşım ve arkadaşım olan Yalçın Toker ile eşi Serpil Toker’in davetlisiydik. Toker Ailesi’nin denize yirmi metre mesafede üç katlı güzel bir evleri var. İki gün misafirleri olduk. Bu süre içinde bize her yeri gezdirdiler.
İğneada’nın Beğendik Köyü ile Bulgaristan’ın Rezve Köyü karşı karşıya... Aralarından Rezve Deresi akıyor. Oraya kadar gittik ve Bulgar köylülerinin evlerini gördük.
***
Türkiye’deki 453 kuş türünden 258’i İğneada ormanlarında yaşıyor. Bu ormanlarda 670 çeşit bitki, 668 çeşit hayvan türü var.
Yapılacak bir nükleer santral hepsini mahveder!
Bu görkemli doğaya kıymayın beyler!
Eğer ülkeye böyle bir kötülük yaparsanız Tanrı’nın tüm lâneti üzerinizde olur! Bunu unutmayın!
Bu yasak niye?
Neyi örtmeye çalışıyorlar?
Ankara’da 102 kişiyi öldüren patlamalara, mahkeme kararıyla getirilen yayın yasağı ile halkımızın haber alma hakkı gasp edildi.
Başbakan Davutoğlu “Bu bizim kararımız değil ama soruşturmanın selameti için gerekliydi” diyerek yasağı savunuyor.
Bu yasakla iktidar ne yapmak istiyor?
Nasıl bir demokrasidir bu?
Bir de “Türk basını Avrupa ülkelerinden daha özgürdür” diye atıp tutmazlar mı?
Hangi Batı ülkesinde böyle antidemokratik yasaklar var?
AKP döneminde maalesef yasaklar ülkesi haline geldik!
***
Yasak olmayan ne var ki?
Ankara, Uludere, Reyhanlı, Suruç katliamları...
MİT’in Suriye’ye giden TIR’ları, Musul Başkonsolosluğu baskını...
17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk iddiaları...
Mersin’deki GDO’lu pirinç skandalı haberi...
Bunların hepsine iktidarın isteğiyle yayın yasağı getirildi.
Kedi nasıl önce pisler, sonra da bu pisliğini örter... Yaşanan acı olaylara bakınca insan ister istemez “Bizimkiler de öyle mi yapıyor?” diye düşünüyor.
***
Tarihe, yasaklı dönemin başbakanı olarak geçecek olan
Davutoğlu; muhalefetin terörle mücadeleye destek vermediğini iddia ederek CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu “Ucuz kahraman”, MHP lideri Bahçeli’yi de “Korkak” olmakla suçluyor.
Sayın Başbakan... Sen bunları bırak da, teröre bak, katliamın sorumlularını yakalat!
Türkiye, teröristlerin cirit attığı bir korku ülkesi haline geldi.
Medyaya getirilen yasaklar, güçsüzlük, zayıflık, acizlik anlamına gelir.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Ankara’daki katliam olayına getirilen yayın yasağının kaldırılması için bugün dava açıyor. Destekliyoruz.
Tebessüm
“Otomobil ve mini etek”
Temel, arkadaşı Dursun’a başından geçenleri anlatıyor:
“Yolda otobüs bekliyordum. Önümde özel bir otomobil durdu. İçinde çok güzel bir kadın vardı. Beni yanına aldı, bir süre gittik. Ormanlık bölgeye geldiğimiz vakit kadın arabayı kuytu bir köşeye çekti. Mini eteğini iyice yukarı çekip ‘Benden ne istersen alabilirsin canım’ dedi...”
“Eee, sen ne yaptın?”
“Ben de arabasını aldım!”
Dursun: “İyi yapmışsın be Temel...
Zaten mini etek sana hiç yakışmazdı!”
Günün Sözü
Hamurunda kin olan insanların kalbinde din olmaz!