ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Jerome Powell hakkında soruşturma açıldı.
İddia şu: Merkez Bankası binasının renovasyonu konusunda Kongre’ye yalan söyledi.

Ama Washington’da herkes bunun asıl mesele olmadığını biliyor.

Powell’ın kendisine göre bile bu “bahane”.

Asıl mesele aylardır ortada.

ABD Başkanı Donald Trump, faiz indirmediği için Powell’ı açık açık hedef alıyor.

“Yanlış adam”, “beceriksiz”, “büyük ezik”, “ahmak”, hatta “aptal” dediği bile oldu.

Powell bugüne kadar bu baskılara hep mesafeli durdu.
Yuvarlak konuştu.
Kişisel tartışmaya girmedi.
Bağımsızlık vurgusu yaptı.

Cumhuriyetçilerin “kırmızı”, Demokratların “mavi” rengine atıfla, ikisinin karışımı olan mor kravat taktı.
“Merkez Bankası partiler üstüdür” dedi.
Trump’ın kendisini görevden alamayacağını, böyle bir yetkisi olmadığını açıkça ifade etti.

Ta ki bu soruşturmaya kadar.

O serinkanlı duruşu ile bildiğimiz, her kelimesini tartarak seçen Powell net konuştu.

“Bu cezai suçlama tehdidi, FED’in faiz oranlarını Başkan’ın tercihlerini izlemek yerine, halka neyin hizmet edeceğine dair en iyi değerlendirmeye dayanarak belirlemesinin bir sonucudur” dedi.

Ve ekledi.

“Hiç kimse, FED Başkanı da dahil olmak üzere, kanunların üstünde değildir. Ancak bu benzeri görülmemiş eylem, yönetimin tehditleri ve süregelen baskısı bağlamında daha geniş bir perspektiften değerlendirilmelidir.”

Bu sözlerle Powell, bir anda Trump sistemine karşı tek başına duran bir figüre dönüştü.

Trump karşıtlarının, Trump karşıtlığının sembolü haline geldi.

“Başkan bile olsa, Trump bağımsız olması gereken kurumlarımıza müdahale edemez” tartışmaları iyiden iyiye alevlendi.

ABD için alışılmadık bir tablo bu.
Ama bize hiç yabancı değil.

Çünkü biz bu filmi daha önce izledik.

2019 Temmuz’unda Cumhurbaşkanı Erdoğan cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle dönemin Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya’yı görevden aldı.

Gecenin bir yarısı.
Gerekçesiz.
Sessiz sedasız.

Sonrasında kararını savundu.

“Davul birinin elinde, tokmak birinin elinde olmaz” dedi.

Yani faiz kararını da, siyaseti de aynı el tutmalıydı.

Bir başka gün “Adam söz dinlemiyordu” diye ekledi.

Sonrası malum.

Başkanlar değişti, faiz politikaları savruldu, bedelini toplum ödedi.

Murat Uysal, Naci Ağbal, Şahap Kavcıoğlu...

Her biri bir süre direndi.
Sonra ya “uyum sağladı” ya da gitti.

Halbuki Merkez Bankası’nın adında sembolik ama çok anlamlı bir detay vardır:

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası.

Türkiye Cumhuriyeti değil.

O eksik “i”, bankanın devlete değil, kurallara bağlı olduğunu anlatmak içindi.

En azından bir zamanlar...

O yüzden yıllar önce söylenen o cümle hala hafızalarda.
Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna savaşı başladığında Rusya Merkez Bankası sert bir faiz artırımı yaptı.

Rus lider Putin’e ne düşündüğü soruldu.
“Karışamam, Merkez Bankası bağımsız” dedi.
Ve ekledi:
“Yoksa sonumuz Türkiye gibi olur.”

Bu bir uyarıydı.

Bugün o uyarı, başka bir ülke için anlam kazanmaya başladı.

İroni tam da burada.

Türkiye yıllarca “Amerika gibi olmayı” hayal etti.

Şimdi ABD, hızla “büyük Türkiye” olma yolunda ilerliyor.
Merkez Bankası Başkanı baskı altında.
Soruşturmalar araçsallaştırılıyor.
Kararlar kişiselleştiriliyor.

Aradaki tek fark şu:
ABD’de hala sistem direniyor.
Powell görevde.
Mor kravat hala boynunda.

Türkiye’de ise o kravatlar çoktan çıkarıldı.

Başkanlar sıraya dizildi.
Ekonomi bedelini ödedi.

Türkiye, başta Merkez Bankası olmak üzere kurumların bağımsızlığını kaybetmenin sonuçlarıyla yaşarken; ABD şimdi aynı sınavla yüzleşiyor.

Bu yüzden Trump’ın Powell’a açtığı savaş, sadece kişisel bir kavga değil.
Bu, küresel ölçekte bir kırılmanın işareti.

Bu bir “faiz” tartışması değil.
Bu bir “kurallar mı, talimatlar mı?” kavgası.

Ve bazı ülkeler bu kavganın sonucunu çoktan biliyor.