9 Haziran 2026...

Mutlak Butlan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, parti merkezinde bir konuşma yaptı.

Dedi ki:

“Osmanlı’nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye, o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Biz, dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundayız. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız.”

***

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da, sıklıkla benzer sözleri söyler:

“Ulus devlet başarılı olmadı, Osmanlı millet sistemine dönün.”

“Orta Doğu’da tutunabilen hükümetler, monarşik yapılı rejimlerdir.”

“1919’dan beri ulus devletler tarafından engelleniyoruz...”

Yani, “Ulus devlet”i terk edin, “monarşi”ye dönün diyor.

Hedef: Türkiye’nin parçalanması...

***

Barrack, bu sözleri tesadüfen söylemedi...

Planlanmış, uzun yıllara dayanan bir projeyi dillendirdi.

ABD’li Profesör Noam Chomsky, 1983’te yayımlanan “Kader Üçgeni” adlı kitabında, Kudüs Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nün raporuna yer verir.

Raporda, şu satırlar vardır:

“Orta Doğu’da ulusalcılık ve ulusal kimlik yok edilmeli, bunun için de Orta Doğu Osmanlılaştırılmalıdır. Böylece bölgede Batı çıkarlarına karşı çıkacak ulusal güç ve direnç kalmayacak, sistemlerin çarkları rahatlıkla işleyecektir. ABD için en tehlikeli düşman ve tehdit, bağımsızlık tehdididir...”

ABD, demokrasiyle yönetilen ulus, üniter ve bağımsız devlet istemez.

Çünkü, tüm devlet yetkilerinin tek kişide toplandığı monarşide, “tek kişi”nin kontrol edilmesi çok daha kolay.

***

CIA Orta Doğu Direktörü Graham Fuller, 1990’da şunları söyler:

“Kemalizm bitti... Bu nedenle, kendisine entelektüel güven duyan Türkiye, İslam’ın günlük yaşamdaki yerini almasını yeniden düşünmelidir.”

Kaynak olarak ekle

Hedef, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in olmadığı bir ümmet anlayışı...

***

Samuel Huntington, 1996’da kaleme aldığı Medeniyetler Çatışması kitabında, “Atatürk’ün mirası laik Cumhuriyet’ten vazgeçin” diye yazıyordu.

ABD’nin etkili Dışişleri Bakanı Kissinger 2014 yılında, Amerikan NBR Radyosu’na şunları söyledi:

“1919-1920 yıllarında yapılan ittifaklarla kurulan ulusal sınırlar bir bütün olarak yıkılmalıdır.”

***

Gelelim günümüze...

Terörist başı Öcalan, 21 Nsan ve 30 Mayıs 2025’te İmralı heyetiyle yaptığı görüşmede amacını açıklar:

“Türkiye federasyondan çok çekiniyor. Bilerek özerklik demiyorum, yerel demokrasi diyorum. Ama bu da dünyanın her tarafında özerkliktir. Seçilen belediye başkanı dışında ayrıca vali yoktur. Yerel polis, yerel yapılar belediyeye bağlıdır. Türkiye’de de böyle bir demokrasi çerçevesi çizeceğiz.”

Anladınız...

Önce federasyon, ardından Türkiye’nin parçalanması...

***

18 Mart 2026...

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, nihayet yüz yıldır özlem duydukları projeyi açıklar:

“Türkiye’de başlayan süreç, Kürtlerin yaşadığı 4 büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı...”

Yani, Irak, Suriye, İran ve Türkiye’den koparılacak topraklarla, SEVR’de çöpe atılan Kürt Devleti’nin kurulması...

Irak ve Suriye ayağı tamamlandı, sırada İran ve Türkiye ayağı kaldı...

***

Ve...

CHP’nin Butlan kararıyla atanan Genel Başkanı, 9 Haziran 2026’da ne diyor?

“Osmanlı’nın topraklarına bakın... Türkiye, o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır...”

Suriye politikasının maliyetini henüz hesaplayamamış, demek ki...

***

Atatürk’ün dış politikası imparatorluk mirasını canlandırma değil, milli devletin güçlendirilmesi üzerine kuruludur.

Atatürk, “Milli sınırlarımız içinde her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak varlığımızı korumak, başlıca amacımızdır” der.

Türkiye elbette, Balkanlar, Orta Doğu, Kafkasya ve Kuzey Afrika ile tarihî bağlarını; ticaret, diplomasi, kültür ve işbirliği üzerinden güçlendirmelidir.

Ama, “Osmanlı coğrafyasına dönüş”, “eski topraklar”, “nüfuz alanı”, “büyüme” kavramları Atatürk’ün dış politika anlayışıyla çelişir.

***

Atatürk’ün dış politikasının özü; “Tam bağımsızlık”, “gerçekçilik”, “barışçı”, “uluslararası hukuka saygı”, “maceradan kaçınma” esasına dayanır.

Atatürk; “Milleti, uzun emeller peşinde yorarak zarara sokmamalıyız. Yapamayacağımız şeyleri yapar görünerek düşmanlarımızın kin ve saldırılarını üzerimize çekmemeliyiz” diyerek uyarıda bulunur.

***

ABD Büyükelçisi Barrack, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından çok memnun olmuştur.

CIA Direktörü Graham Fuller mezarında çok mutludur.

“100 yıldır devlet olmamız engellendi” diyen bölücülerle, “Cumhuriyet’in 1923’te açılan bir parantez” olduğunu söyleyenler...

Ve İkinci Cumhuriyetçiler, mutluluk göz yaşı dökmektedir.

***

Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri, Atatürk’ün kurduğu partiye ait değil.

Bu sözler, “Altı Ok”a ve Atatürk’ün vasiyetine aykırı.

Vasiyete aykırı olan meşru değildir.

Lütfen, “Altı Ok”u yakanızdan ve ambleminizden çıkarın!

Şeyh Sait’le, İkinci Cumhuriyetçilerle ve Tom Barrack’la kucaklaşın.

Ve partinizin adını değiştirin...

Mesela, “Osmanlı Millet Partisi” olsun.

***

Özetin özeti...

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasının anlamı nedir, diye sorarsanız...

“Terörsüz Türkiye” sürecinin kayıtsız şartsız destekleneceği...

Anayasa değişikliğine “evet” denileceği...

Atatürk’ün “ulus devlet” yapısı yerine, Osmanlı millet sisteminin savunulacağı...

Lozan’ı hazmedemeyenleri mutlu edecek adımların atılacağı işaretinin verildiği bir konuşmadır derim...

***

“Butlan vakası” sanıldığı gibi yalnızca koltuk ya da makam meselesi değil...

Önce federasyon, ardından parçalanmaya uzanan hüzünlü bir yolculuğun kilometre taşıdır...

Ve bu süreçte, Atatürk’ün vasiyeti, kendi evi kullanılarak çiğnenmektedir.