Diyanet’in düzenlediği Kutlu Doğum Toplantı- sı’nın açılışında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılçdaroğlu’nun ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptıkları konuşmaların bütününde, “Bir”liğe çağıran o yüce “İnsan”a atıfla, nasıl insanca yaşanırın kodlarını görmek mümkündü.
Hatta her bir konuşma, insanlığa yetecek derecede mesajlarla doluydu. İktidarıyla, muhalefetiyle aynı insanda birleş-iliyor olması, gelecekle ilgili umutlarımızı artırmıyor değil.
Ancak keşke gerçekler ile bu konuşmalar birbiriyle örtüşse... Keşke bu konuşmaları her bir birey, Diyanet İşleri Başkanı’ndan bakanına, yöneticisinden siyasetçisine, tüm toplum hayatımıza taşıyabilsek...
Her birimiz çıkarlarımızı, hırslarımızı bir kenara koyup, “insan onuru”nu her şeyin üzerinde tutabilsek; karşımızdakine önce “insan” olarak bakabilsek; her insana “eşit” mesafede muamele edebilsek; keşke!
Bütün konuşmalar ortaya koydu ki; dinin insanla ve hayatla sınavının en görünür yüzü, ötekiyle ilişkilerde ortaya çıkmaktadır.
Kişinin bireysel ibadetleri bir diğerini ilgilendirmemekte; tam tersine o ibadetlerin eyleme şekil vermesi; bir başka ifadeyle eylemleri etik bir çerçeveye sokması gerekmektedir.
Tam da bu noktada, koca Yunus Emre’nin “Bir kez gönül yıktın ise o kıldığın namaz değil/Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil” mısraları, yüce Peygamber’in sadece öğretisinden hareketle değil bizatihi yaşantısının kelimelere dökülmüş hali olduğunu fark edelim. Bundan dolayı O’nda birleşiyoruz. Herkesi hoşnut kılacak bir bütünlük insanıdır Hz. Peygamber...
Türkiye başta olmak üzere, tüm İslam ülkelerinde kutlamalar yapılacak bir hafta boyunca... Hz. Peygamber’in insana olan muhabbeti, adilane ve hakkaniyetli davranışları örnekleriyle anlatılacak. Varlığı nasıl “bir”lediği ve “bütün”lediği, camilerde, kürsülerde, üniversitelerde dile getirilecek. Hani olup bitenlere bakınca, keşke daha az nutuk atsaydık da; “hal” dilimiz konuşsaydı dememek elde değil.
Temel problem insana bakışta
Allah elçisinin, yirmi üç yıl boyunca mücadelesinin, insana “insanca” bakılmasını sağlamak olduğunun ve hatta kendi ifadeleriyle bu uğurda saçlarını ağarttığının altını çizelim. Siyah beyaz, zengin fakir, inançlı inançsız, kadın erkek ayrımını “cahiliye” âdeti olarak göstermiş, insanlığı her türlü ayrımcılıktan men etmiş, insana bakışın merkezine “izzet”i koymuştur.
“İzzet-i nefs” olarak bildiğimiz bu kavram pek çok kavramla doğrudan ilintilidir. Kişiliğimizin zedelenmemesi, haysiyetimizin rencide edilmemesi, onurumuza dokunulmaması ve tabii ki eşit fırsatların varlıkları olarak liyakatlilik zemininde işlerin taksim edilmesi, insanca yaşamanın olmazsa olmazlarıdır. “Emaneti ehline ver” diyen dinin bağlılarının, liyakati hiçe sayması, insan onuruna vurulan bir hançerdir çünkü...
İnsan olmak başlı başına bir haysiyettir ve liyakattir; varlıkların içindeki müstesna yerini dikkate alarak bunu söyleyelim. Dolayısıyla eşrefi mahlûkat olan insan nesnelleştirilemez; özgürlüğü elinden alınmaz; zulümle muameleye tabi tutulamaz; hak ettiği bir yerde önü kesilmez; ayrımcılığa tabi tutulamaz; düşüncelerinden dolayı suçlu ilan edilemez.
Kiminle muhatap olursak olalım, ırk, cins, dil, din itibariyle, onun kendin-deliğine/kendisi olmaklığına hürmet etmek durumundayız.
İnsanın insana zalimlikleri
Kur’an-ı Kerim, insan psikolojisini ortaya koyarken, hemcinslerine yapacağı zalimlikleri farklı boyutlarıyla zihin dünyamıza açar.
Gıybet ve dedikoduyu, yalanı, karalamayı, arkadan konuşmaları, ikiyüzlülüğü, kusur ve ayıp aramayı, başkalarının mahremiyetini ifşa etmeyi, lakap takmayı, hor görmeyi, küçümsemeyi, insanları gammazlamayı ahlaksızlık olarak niteler.
Bu davranışların her biri Kur’an nazarında sınırı aşmaktır. Her defasında ifadelendirdiğimiz gibi, insana yapılan yanlışları Kur’an, Allah’ın hududunu çiğnemek olarak vurgular. Bu yaklaşım muhteşemdir. Hiçbir kültürde buna rastlamak mümkün değildir. Tasavvuf kültürümüz bunu veciz bir şekilde ortaya koyar: “İnsanın kalbini kırmak, Kâbe’nin duvarını yıkmaktan daha kötüdür. Çünkü Kâbe, Hz. İbrahim’in yaptığı bir binadır, gönül ise Allah’ın evidir. Bu iki ev bir olabilir mi?”
Diyanet İşleri Başkanlığı, yapacağı bütün çalışmaları ve hatta anketleri bu anlayış üzerine bina etmesi gerekir. İnsanlığın ihtiyacı budur. İnsan onurunun korunması için herkes titremelidir. Müslümanlık burada başlıyor çünkü!