Öyle bir maç ki kalp dayanmıyor. İlk yarıda bizim bazı futbolcularımız kayak yapar gibiydi. Maç öncesi sahaya çıkıp idman yaptılar ama kramponlar hâlâ kayıyordu, anlamak mümkün değil. İkinci sorun Kerem’deydi. Hem iyi oynamadı hem de gereksiz bir hareket yaparak rakip futbolcuları sinirlendirdi. Kosovalı taraftarları da daha çok maçın içine soktu. ‘Teknik direktörümüz onu ikinci yarının başında oyundan alır’ dedim ama almadı. Kerem de gol attı. Öyle bir gol attı ki A Milli Takım’da oynayan bir futbolcunun o topa dokunmaması gerekirdi. Allah’tan sağdaki oyuncu ofsaytı bozdu. Zaten top kaleye giriyor, neden dokunuyorsun? Ofsayt olsaydı yanmıştık.
Çok zor bir maç. Futbolcularımız ikinci yarıda iyi mücadele ettiler. Ancak Kosova ikinci yarıda, özellikle de golü yedikten sonra bizden daha iyi oynadı. Pozisyon da yakaladılar. Kaleci Uğurcan hatasız oynadı ve can alıcı yerlerde iyi işler yaptı. Son dakikalar artık maç kör dövüşü haline geldi. Onlar vuruyorlar, biz karşılıyoruz. Tenis topu gibi. Duvara vuruyor vuruyor ama dönüyor.
Hakem bize ters gelen bir hakem. Hangi konuda? Öyle ufak faulleri çalmayan, korakor mücadele ettiren bir hakem. Bizim futbolcularımız böyle hakemleri pek sevmez. Çünkü bizim hakemler kolay faul çalıyor. Üç-dört pozisyon sonra bizim oyuncular da alıştılar hakemin yönetimine.
Zor oldu ama sonu güzel oldu. Her şeye rağmen son bölümde ayağımızda top tutamamamızı anlayamadım. Oyuncuların hepsi çok iyi liglerde, çok iyi takımlarda oynuyor. Bu panik neden? Üst üste 2-3 pas yapsak ya gol atacağız ya pozisyon bulacağız. Kosovalı oyuncular geri koşmak zorunda kalacak, sonra ileri çıkamayacak. Ama gelişigüzel topu uzaklaştırdı bizimkiler.
Sonuç olarak 24 sene sonra Dünya Kupası’na katılıyoruz. Montella ve oyuncuları tebrik ediyorum.