Nil SOYSAL kaleme aldı



 

‘Geleneksel SÖZCÜ Yazarları Buluşması’, Hırsızlar Haftası’na denk gelince, “17 Aralık’ı unutma unutturma” kampanyasına katkıda bulunduk. Ankara’daki masada ayakkabı kutuları açıldı, İstanbul masasına para sayma makinesi geldi. Muhabbet şahaneydi...

Buyrun siz de katılın

Bu buluşmanın organizatörü olarak bu yıl da günler öncesinden yaptım organizasyonu. Tabii bu yıl durum hem biraz daha farklı, hem biraz daha kapsamlı... Nedir farkı derseniz; bir kere şehirlerarası boyuta taşıdım. Artık iki masam var... Biri Ankara’da, diğeri İstanbul’da. Şimdiden söylüyorum; seneye bir masa da İzmir’de kurarsam sakın şaşırmayın! Biliyorsunuz Uğur Dündar İzmir’e yerleşti. Meğerse Ankara masasının müdavimlerinden Bekir Coşkun’un da böyle bir düşüncesi varmış(!)...

Ankara masasında kadro tamam. En dakik isim, her yıl olduğu gibi Emin Çölaşan. Onu Bekir Coşkun ve Enis Berberoğlu izliyor. Bu yılın en geç kalan ismi Saygı Öztürk. Ama mazereti var, canlı yayından geliyor. Sezgin Özcan ise hastaneden! Her akşam olduğu gibi yine Şükrü Hoca’ya uğramış. Biz bu yıla kadar Ankara buluşmalarını hep Prof. Dr. Şükrü Kızılot’un ofisinin üst katındaki o ünlü dost meclisinde gerçekleştirdik. Hocamızın geçirdiği rahatsızlık nedeniyle bu yıl mekanımız farklı bir yer. Ama her geçen gün ondan daha iyi haberler alıyoruz. Elbette bu yıl kadehler de önce Şükrü hocamızın sağlığına kalkıyor.



KUTULARIYLA GELDİLER!

Aslında bu aralık ayı buluşmalarındaki amaç, yazarların yeni yıla yönelik öngörülerini aldığım minik röportajlardı. Gel gelelim geçen yılki buluşmanın tam da 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun yapıldığı tarihe denk gelmesiyle, işin şekli biraz değişti açıkçası. Şimdi Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Haftası kapsamında bir aradayız. Dolayısıyla Ankara bu konuda ciddi hazırlık yapmış! Hepsi kutularıyla gelmiş! Üstelik kutular boş da değil! Mesela Emin Çölaşan’ın kutusunda tamı tamına 50 Törkiş lira var. Saygı Öztürk’ün kutusundaki mesaj ise anlamlı: Çiçek. Tam da kapağına yapıştırmış çiçeğini SÖZCÜ yazarı. Bekir Coşkun’un kutusuna gelince... Doğrusu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Geçen yılki buluşmada “Bizim yıllardır anlatamadığımızı bir ayakkabı kutusu anlattı...” diyen ünlü yazarın kutusundan çıka çıka kağıt parçaları çıktı!

BALKON KONUŞMASI DA YAPTILAR

Dedim ya Ankara ciddi hazırlanmış diye. İşi 17 Aralık sürecine indirgememeye büyük özen göstermişler. Sonuçta bu bir yıl sonu sohbeti. Üstelik önümüzdeki yılın en baba gündem maddelerinden biri de haziran ayındaki genel seçimler. “Kim ne dedi” diye soruyorsanız, yaptığım özel röportajlarda daha sonra tek tek okuyacaksınız. Ama küçük bir tüyo vermeden de geçmeyeceğim. SÖZCÜ yazarları, Ankara buluşmasını, balkon konuşması ile noktaladılar! Bilmem anlatabildim mi?



İSTANBUL'DA DEV ATATÜRK POSTERİ

... Ve İstanbul masasındayım. Bu masanın organizasyonunda bana verdiği destek için usta gazeteci Uğur Dündar’a ne kadar teşekkür etsem az. Üstelik sırf bu organizasyon için kalkıp İzmir’den gelmesi de cabası.
Masamızın en dakik ismi; duayen gazeteci-yazar Rahmi Turan. Onu ekonomi yazarı Murat Muratoğlu izliyor. Uğur Dündar ve Soner Yalçın, masamızın en şık beyefendileri. Sonra beyazlar içinde Necati Doğru giriyor içeri. Yeri gelmişken hemen belirteyim; İstanbul masasında kadro tamam değil. Ama katılamayan yazarlarımızın her birinin geçerli bir mazereti var. İstanbul masasının bir de sürpriz konuğu var. Biliyorsunuz Oray Eğin Amerika’da yaşıyor. Kalkmış gelmiş! Bu masada olmaktan aldığı keyif her halinden belli.

TİRAJLARIN EFENDİSİ'NDEN TİRAJ TÜYOLARI

İstanbul masasının ana gündem maddesi “Hırsızlar Haftası” değil, medya. Rahmi Turan, nam-ı diğer Tirajların Efendisi, gecenin en renk- li siması. Sanki bir zaman tünelinde medyanın yakın tarihine yolculuk yapar gibiyiz. Duayen yazar anlattıkça, en çok şaşıran isimlerin başında da Amerika’dan kalkıp gelen Oray Eğin var. Masamızın en genç ismi Orüy Eğin, geçmişteki gazete tirajlarını en yetkili ağızdan dinlemeye doyamıyor. Sordukça soruyor... Ama geceye damgasını vuran soru Uğur Dündar’dan geliyor: “Rahmi abi, sence bu Soner’den bir şey olur mu?” demesiyle masada öyle bir kahkaha tufanı kopuyor ki, sormayın gitsin!

DEĞİL KUTU, SAATLERİ BİLE YOK!

Sıra geldi fotoğraf çektirmeye. Kutuları yok İstanbul yazarlarının. Soner Yalçın; “Bilseydik biz de elbise askılarımızı getirirdik” diyor. Bakıyorum; hiçbirinde saat de yok! Hani olsa onları koyacağız masaya, sembolik bir fotoğraf çekeceğiz. Rahmi Turan halime acıyor. Sırf işimi kotarayım diye; “Bende bir Patek Philippe saat var. Ama çakma” diyor. “Hani” diye fırlıyorum yerimden! “Evde. Dubai’den almıştım 100 dolara” demesiyle yeni bir kahkaha tufanı yükseliyor masadan. Soner Yalçın atılıyor hemen, “Çakması bende de var, ama evde” diyor.

RAHMİ TURAN CEPLERİ BOŞALTINCA...

Diyorum ki; “Bu böyle olmaz. Boşaltın cepleri...” Restorandan para sayma makinesi getirmelerini istiyorum. İnanmayacaksınız ama kimsede para yok! İmdadıma Rahmi Turan yetişti. Her iki cebinde de ne varsa döküyor masanın üstüne: 4 adet 20 Türk lirası, 8 adet 10 Türk lirası, 15 adet de 5 Türk lirası! Anlayacağınız toplamda 235 lirası var duayen yazarın! Son sözü usta gazeteci Uğur Dündar söylüyor: “Getirin Türk Bayraklarını. Büyük Önder Atatürk’ün önünde bayraklarımızla çektirelim fotoğrafımızı. SÖZCÜ yazarları olarak vereceğimiz en güzel mesaj bu fotoğraf olacak.”