Bölücü örgütün başı Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te, PKK’nın “silah bırakma ve kendini feshetme” çağrısından sonra örgüt, 12 Mayıs 2025’te “fesih ile silahları teslim etme” kararı aldı. 11 Temmuz 2025’te sadece 30 silah yakıldı, teröristler geldikleri yere döndüğünde kendilerine yeni silahlar verildi. Kimse teslim olmadı, silahlar bırakılmadı, kimse gelip devlete teslim olmadı.
Suriye’de ilginç gelişmeler yaşandı. Türkiye, birçok alanda belirleyici oldu. PKK’nın Suriye uzantısı olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) birçok alandan çıkarıldı. Gözlerde büyütülen SDG’nin kâğıttan kaplan olduğu anlaşıldı. Tabii Türkiye için tehlike geçmiş değil. Suruç ilçemiz ile Nusaybin ilçemizin hemen karşısında SDG’liler yani PKK’lılar var. Bunların orada rahat duracağı beklenmemeli. Türkiye’de bulunan milis gücünü harekete geçirmek için her yola başvurabilirler.
BOŞ DURMUYORLAR
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sınır güvenliği ve terörist ile mücadele harekâtı gereği Suriye’de kontrol altında tuttuğu Afrin, Racu, Bülbül, Cinderesi, Tel Abyad ve Resulayn gibi bölgelerden çekilmesi yönünde de isteklerde bulunulması sürpriz olmaz.
Suriye’deki gelişmelere paralel olarak topraklarımızda bölücü terör örgütünün istediği yönde karışıklık çıkarmak için yetiştirdiği milis kadroları var. Bunlar istenildiği zaman harekete geçirilebilir. Örgütün dağ kadrosunda eğitilmiş, kendini gizlemeyi başarmış yapıları da il ve ilçelerde bulunuyor. Onlar harekete geçirilebilir.
Diyarbakır son yıllarda huzur kenti olmuştu. Şimdi o huzuru bozmak için el yapımı patlayıcıları devreye koydular. Çok şükür can kaybı yaşanmadı. Örgüt mensupları, aldıkları talimatlar doğrultusunda yine harekete geçirilebilir.
BÜYÜK EYLEMLERİN PLANLAYICISI
Daha önce Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı’nda kritik daire başkanlıkları görevlerinde bulunan, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında üç silah arkadaşıyla birlikte darbecilere karşı mücadele veren emekli Tümgeneral Ali Demir, bölgedeki gelişmeleri yakından izleyen bir isim. “Suriye’de YPG/SDG terör örgütüne ilişkin yaşanan olay ve gelişmeleri, ‘Terörsüz Türkiye’ süreci kapsamında Türkiye’ye etkileri”ni sordum. İşte anlattıklarından bazıları:
- “Çukurca, Şemdinli, Derecik, Yüksekova İlçeleri mülki sınırları içerisindeki Samanlı, Serbest, Alan, Pirinçeken, Tekeli, Ortaklar, Gelişen, Umurlu, Hantepe, Gediktepe, Karataş, Ördekli, Haruna, Dağlıca, Üzümlü, Yeşilova sınır birliklerimize yapılan hain saldırılar sonrası 67 kahraman vatan evladının şehit edilmesinin planlayıcısı “Mazlum” kod adlı Ferhat Abdi Şahin’dir. Bu kişi hakkında Van, Hakkâri ve Şırnak C. Başsavcılıklarınca yakalama kararı çıkarılmasına istinaden Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığınca, 20 milyon TL ödüllü kırmızı renk kodlu liste ile aranıyor. Teröristin Suriye Savunma Bakan Yardımcısı ve Haseke Valisi olmasını engelleyecek şekilde askeri ve diplomatik girişimlerde bulunulmalı.
“STATÜMÜZÜ KORUYACAĞIZ” NE ANLAMA GELİYOR?
- Sayılarının 90 bin civarında olduğu belirtilen YPG/SDG’li teröristlerin ve ABD’nin bunlara vermiş olduğu açıklanan silah ve mühimmatın akıbeti belli değil.
- YPG/SDG’li teröristlerden Suriye Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine kademeli şekilde katılacaklar bireysel olarak mı yoksa bütünlükleri bozulmadan mı Şam yönetimine entegre olacakları belirsiz. Bu bağlamda, YPG/SDG bünyesindeki Arap kökenli haricindeki diğer teröristleri, Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin ile KCK’nın sözde yürütme konseyi üyesi Sabri Ok’un kontrol edeceği ve yönlendireceği dikkate alınmalı.
- Terörist Mazlum Abdi, 19 Ocak 2026 tarihinde, Suriye hükümeti ile imzalanan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasının ardından çatışmaların iç savaşa dönüşmemesi için çekilme kararı aldıklarını belirtti. ‘Kazanımlarımızı ve bölgemizin özel statüsünü koruyacağız’ dedi. Özel statülerini koruyacaklarını söylemekle ne kastettiği üzerinde durulmalı.
- Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında 18 Ocak 2026’de imzalanan 14 maddelik anlaşma ve bilmediğimiz başkaca mutabakat uyarınca, Ayn el-Arab (Kobani), Haseke ve Kamışlı gibi yerleşim yerlerine özel statü verilmesi halinde, gelecekte Türkiye Cumhuriyeti olarak Suruç ile Nusaybin ilçeleri sınır hattının bitişinde Irak’taki Barzani yönetimi gibi de facto bir durum ve yönetim ile karşı karşıya kalma ihtimalini akamete uğratacak şekilde milli güç unsurlarınca stratejik düzeyde tertip ve tedbir alınması şimdiden planlanmalı.
SINIR HATTINDA KİM OLACAK?
- Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında 18 Ocak 2026’de imzalanan anlaşmanın 4’üncü maddesi gereğince, Suriye geçici yönetimince, bölgedeki tüm sınır kapıları devralınacak ise de Türkiye sınır hattına bitişik konumdaki Türk askerinin karşısındaki Suriye egemenlik alanı içerisindeki Ayn el-Arab (Kobani), Dırbisye, Amude, Kamışlı ve Malikiye hudut hattı bölgesinde, özel statü planlaması gereğince, PKK/KCK/YPG/SDG’li teröristleri mi konuşlanacak ya da Türkiye-Suriye hudut hattının söz konusu bölümünde Şam yönetimi askerleri mi görev yapacakları kamuoyuna açıklanmalı.
Bölgede aniden değişen harita, ABD’nin İran’a saldırması halinde, Türk vatandaşlarının ikna edebilmek, desteğini alabilmek amacıyla mı planlandığı da akla geliyor. Türkiye, bu oyunlara gelmez.