Gazete manşetlerine yansıyan büyük yolsuzluğu tespit edenler genellikle perde arkasındaki görünmez kahramanlardır. Onlar, profesyonellik, mesleki özen ve dikkatle çalışır. Yaptıklarıyla konuşurlar. Öyle kendilerini manşetlere taşımak için çaba da göstermezler. Ağustos ayı başında basına yansıyan, parayla vatandaşlık konusundaki yolsuzluk ve vurgunun tespitinde de mesleki titizliği ve dikkati yüksek bir kesim olan Vergi Müfettişleri tam da bu tanıma uyuyor. Kamuoyunun gündemine dev bir emniyet ve istihbarat operasyonu olarak yansıyan 2.5 milyar liralık vatandaşlık vurgununun arkasında, Vergi Denetim Kurulu müfettişlerinin “değer artışı kazancı” incelemelerinde gösterdiği olağanüstü mesleki dikkat ve bürokratik titizliğin bulunduğunu biliyor muydunuz? 2026 yılının Ağustos ayı başında kamuoyu, Türkiye merkezli 16 ilde yürütülen ve sahte ekspertiz raporlarıyla usulsüz Türk vatandaşlığı kazandıran suç örgütüne yönelik dev operasyonla sarsıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda düzenlenen operasyonda 90 şüpheliden 72’si yakalanırken; 7 şirkete kayyum atandı, 1.045 gayrimenkul ile çok sayıda araç, yat ve banka hesabına el konuldu. Bir vergi incelemesinin gittiği nokta Soruşturmanın mali boyutu son derece çarpıcıydı: Ülkeye girmesi gereken yaklaşık 2.5 milyar liranın girişi sağlanmamış, gerçeğe aykırı para hareketleriyle 687 kişinin bu yöntemle usulsüz vatandaşlık kazandığı tespit edilmişti. İçişleri Bakanlığı’nın genel bilançosunda ise sahte değerleme ve güvenlik gerekçeleriyle toplamda 1.413 yatırımcı ve aile fertleriyle birlikte 6.134 kişinin vatandaşlık kararının iptal edildiği veya geri alındığı açıklandı. Kamuoyu bu devasa vurgunun güvenlik bürokrasisinin rutin istihbarat çalışmalarıyla çözüldüğünü sandı. Oysa süreç, VDK Sektör Analizleri Şube Müdürlüğü’nün 2022 yılında gayrimenkul alım satımından doğan “Değer Artışı Kazancı” beyanında bulunmayan mükellefleri tespiti ve dosyaların 11 Haziran 2024’te İzaha Davet Komisyonu’na aktarılmasıyla başladı. İzah değerlendirme komisyonundaki titiz vergi müfettişleri, önlerindeki dosyaların basit bir vergi beyan eksikliğinden ibaret olmadığını kısa sürede fark etti. Müfettişlerin ince ayrıntılarda yakaladığı muvazaa Sorgulamaları ve veri tabanı analizlerini derinleştiren müfettişler, fiktif çarkın nasıl işlediğini adım adım deşifre etti: Maddi açıdan zor durumda olan ya da emlakçılara vekalet veren sıradan vatandaşlar adına, kendilerinden habersiz birden fazla gayrimenkul alım satımı yapılmıştı. Alış değeri 300 bin ile 500 bin TL olan taşınmazlar, tapu kayıtlarında 5 milyon ile 10 milyon TL (bazı olaylarda 15 milyon TL) bedelle yabancılara satılmış gibi gösteriliyordu. Mükellef Bilgi Rehberi (MBR) ve banka hesap sorgulamalarında, adına işlem yapılan kişilerin hesaplarına tek bir kuruş dahi havale veya EFT girmediği belirlendi. Müfettişlerin gözünden kaçmayan en kritik ayrıntı ise taşınmazların hisselere bölünerek farklı yabancılara satılmasıydı; tek bir hisse tutarı vatandaşlık sınırı olan 250 bin veya 400 bin doları karşılamadığında, aynı yabancı şahsa aynı gün başka taşınmaz hisseleri satılarak toplam tutar tamı tamına limit sınırına denk getiriliyordu. Devlet ciddiyeti ve sorumluluk bilinci Vergi müfettişleri, konunun basit bir “vergi kaçakçılığı” olmadığını, devletin egemenlik yetkisine dayanan vatandaşlık hakkının fiktif işlemlerle satılmasına aracılık eden organize bir usulsüzlük olduğunu saptadı. Bize ulaşan bilgilere göre, 2024 Kasım’ında yazılan Görüş ve Öneri Raporu ile durumu VDK Başkanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ne resmi olarak bildirdiler. Müfettişler incelemeyi komisyonculuk yapan şahıslara genişleterek vergi tarhiyatı önerdiler ve adli/idari operasyonların fitilini ateşlediler. Ağustos 2026’da kamuoyuna yansıyan operasyonlar, işte bu görevini sadece vergi gözlüğü ile yapmanın ötesine geçerek devlet ciddiyetiyle yapan vergi müfettişlerinin dikkati ile başlamıştır. Sonrasında emniyet ve yargıda da ciddi istihbarat ve teknik çalışmalar yürütüldüğünü belirtmeden geçmeyelim. Çünkü bu tür işler bir ekip işidir. Adalet ve İçişleri bakanlıklarını da konu ile ilgili kutlamak gerekir. Ancak şunu da eklemek zarureti hasıl olmuştur. Özellikle son günlerde bu tarz operasyonlara sıklıkla şahit olmaya başladık. Daha önce de birkaç kez dile getirdiğimiz ve bu duruma da çok benzeyen “yabancıların öğrenci sıfatıyla Türkiye’de bir üniversiteye kaydettirilip özellikle hizmet sektöründe çalışma izni olmadan çalıştırılması” hususu ve bu alanda dönen çok yüksek paraların da mutlaka takip edilmesi ülke adına çok önemli olacaktır.