Seçimler nedeniyle renkli oyunlarla perde açan yüksek sesli aktörleri izliyoruz. Başta günümüz AKP’li cumhurbaşkanının Anayasa ve yasa tanımazlığını afişlere taşıyacak kadar doruğa çıktığı görülürken, atadığı başbakanla yandaşları ve medya kesimi, ayrımcılığı sürekli körüklüyor, pompalıyorlar. Türkiyemiz, karanlık günler geçiriyor. Karalamalar, suçlamalar, gözdağları, baskılar, yalanlar, ölüme uzanan değişik saldırılar, haksızlıklar, adaletsizlikler, kayırmalar ve karşıtlıklarla doruğa çıkan aykırılıklar, sakıncalar toplumsal bedeni sarsıyor. Yadsınamaz duruma gelen parçalanma bölünme tehlikesi boyutlarını büyütüyor. Seçilmek, bir yerlere gelmek ne imiş ki kişilik değişikliklerine, dönüşlere, ödünlere varan sözde özverilerle önce aday, sonra seçilmek için ne kılıklara ve ne biçimlere girildi. Üzüntüyü ağırlaştıran yan, yarınlarda daha kötü durumlara düşüleceği olasılığıdır.
Balyoz Dâvası’nın geciken aklama kararları AKP-Cemaat ortaklığının, günümüz cumhurbaşkanının savcılığını üstlendiği soruşturmaların ne denli çürük olduğunu, amaçlı olduğunu, kumpaslarla yürütülerek dinsel düzene ulaşmayı öngördüğünü ortaya koymuştur. Bu tür dâvaları açtıranlar, açanlar, yargılamayı yapanlar (meslek ve kişilik onurlarını koruyup adaletsizlik yapmadıkları için görevden alınanlar, başka il ve ilçelere dağıtılanlar ayrı) karar verenler, kararları onayanlar hesap vermelidir.
YALNIZ DÂVALAR MI?
IŞİD’çilere bakım, “bakım” söylentilerine “destek” eleştirileri ekleniyor. PKK ve uzantıları ile DHKPC militanlarının, yandaşlarının eylemleri, askerî araçlara açılan ateşler de ürkütüyor. Asker kışlada polis karakolda seyirci konumunda tutuluyor. Seçim için devletin muslukları partinin elinde. Reklâmlarda parti ağırlığı açık. İktidar listesinde cumhurbaşkanının izleri belirgin.
Rektör seçimleri ve atamalarındaki tutarsızlık ortada. Öğretim üyelerine rektörlerini, dekanlarını seçtirmeyeceksiniz, hiç okuma yazma bilmeyen yurttaşa demokrasi adına milletvekilini, cumhurbaşkanını seçtireceksiniz. Çelişkinin ağırlığı çekilecek gibi değil. YÖK’ün iktidarcı tutumu üniversite özerkliğini kaldırdığı gibi cumhurbaşkanının gereksiz atama işlemi durumu daha da yıkıcı kılmaktadır. Muhalefet partilerinin seçim bildirgelerinde bu aykırılıkların giderilemez sözleri önem taşımaktadır. Yoksa sözde ve biçimsel demokrasi iktidarın başkanlık dayatmasıyla büsbütün ortadan kalkar.
VE...
Adaletin temeli olan savunmanın onurunu bağımsızlığı anlamlı kılar. “Adalet devletin, savunma da adaletin temelidir” sözümüz yabana atılacak bir değerlendirme değildir. Hukuk devletinin geçerliğindeki önemli öğe, vazgeçilmez koşul yargının bağımsızlığıdır. Bunun içinde ayrılmaz bölüm savunmadır. Baroların bağımsızlığı, avukatlığın ırası(karakteri)dır. Yasada öngörülen duruma karşın iktidarın arama buyruğu günümüz cumhurbaşkanının kişisel ve partici görüşlerine dayanmaktadır. Slovenya, Slovakya, Romanya’yı kapsayan 3 günlük gezisi sonunda yabancı liderlerle birlikte yaptığı konuşmada açıkladığı demokrasi görüşü de çağdışı tanımlardı. Kendisi Anayasa’yı hazmetti mi? Andına bağlı, Anayasa’ya saygılı ve uyumlu mu? Kuruluşlarını, yönetim organlarını bırakıp üyeleriyle Beştepe’de yaptığı konuşmalarda günlük siyasetten uzak kalıyor mu?
Avukatlara saldırı, hukuka, yargıya, insan haklarının en önemlilerinden savunma hakkına saldırıdır. Yasaları eylemli biçimde çiğnettikleri polislerin avukatlara yönelik sert sözleri ortada. Anlaşılıyor ki Anayasa’dan güçlü, Beştepe’nin “Babayasası” var. Hele HSYK işlemleri...
Ve daha neler neler... Oy için, iktidar için her yol ve her yöntem geçerli sayılıyor. Değerler, varlıklar, ilkeler, hukuk, adalet, eşitlik, insanlık, temiz inanç gözardı ediliyor. Demokrasiye, Türkiye’ye, hepimize kıyılıyor. Yazık!