Aile üyeleri cenazelerini Bagmati nehrine indiriyor.


Hindistan’ın en ilgi çekici ritüellerinden biri hiç şüphesiz, Hinduların Antyeshti dediği ölü yakma - kremasyon törenleridir. Hindu ritüellerinin en sonuncusu olan ve ölünün ruhunun öteki dünyaya iyi uğurlanmasını amaçlayan bu antik ritüelleri en yakından izleyebileceğiniz yerlerden biri olan, Katmandu’daki Pashupatinath tapınağına gidiyoruz bugün. Pashupatinath tapınağı, Hinduların kutsal kabul ettiği ünlü Ganj nehrini besleyen nehirlerden biri olan Bagmati nehri kenarında kurulmuş kutsal bir tapınak ve aynı zamanda bir ölü yakma mekanı. Bu tapınak çok önemli ve kutsal bir tapınak olduğu için, Hindu olmayanların nehrin tapınak tarafına geçişine izin verilmiyor. Turistler bu özgün ritüeli nehrin karşı kıyısında, yukarıda geniş bir terastan izleyebiliyorlar...

Cenazeler yakılmadan önce nehrin suyuyla kutsanıyor.


Sunuları tanrılara taşıyan

Dünyanın 3. büyük dini olan Hinduizm’e ait yüzlerce tapınağın bulunduğu Nepal’in başkenti Katmandu, ölü yakma törenini merak eden turistler için bir cazibe merkezi. Hinduizm’in 3 büyük tanrısından olan yok edici tanrı Shiva adına, 1600 yıl önce yapılan Pashupatinath Tapınağı’nda, aynı anda birden fazla ölü de sıklıkla yakılabiliyor ve böyle bir şeyi kolay kolay izleme imkanı olmayan yabancılar için çok etkileyici bir görsel şölene dönüşüyor…

Bagmati nehri kıyısındaki Pashupatinath tapınağında tören.


Hindular tarafından tüm sunulanları tanrılara taşıyan bir elçi gibi düşünülen ateş, bu son aşamada da bizzat insanı taşıyor. Kutsal basamaklara getirilen ölünün çevresinde, rengarenk giysileriyle toplanan aile üyelerine beyaz giysisiyle katılan en büyük erkek çocuk, geleneksel olarak törenin sahibi kabul ediliyor. Cenaze, sandal yağıyla yağlandıktan sonra saflığın simgesi beyaz renkli bezlere sarılarak bir süre bekletiliyor. Ölen kişinin kilosuna göre getirilen sandal ağacı odunlar, cesedin hem altına hem de üstüne diziliyor. Pandit adı verilen Hindu rahipler ölüyü yakmak için hazırlarken, tüm yakınları etrafında sessizce ritüeli izliyorlar. Cenaze sahibi en büyük erkek çocuk, baş tarafından odunları ateşe verme görevini üstleniyor. Tüm bedeni saran alevler saatler içinde küle dönüyor. Küllerin Ganj’a ulaşması istendiğinden, özenle Bagmati nehrine süpürülüyor…

Hindistan’ın kutsal kenti Varanasi ve Ganj nehri.


Hitit Krallarından Hindulara

Tarihteki en eski kremasyon örneklerini, Kuzey Mezopotamya’da MÖ 6. binyılın son çeyreği ile 5. binyılın ilk çeyreğini oluşturan dönemin neolitik kültürlerinde görüyoruz. Ölünün yakılarak defnedilmesi, çok eski zamanlardan beri bilinen bir uygulama. Bunun önemli örneklerini Hitit kraliyet cenazelerinde görüyoruz. Hitit kral ve kraliçelerinin yakılarak defnedilişini belgeleyen, on dört gün süren cenaze törenlerinin detaylı bir şekilde anlatıldığı çivi yazılı metinlere sahibiz. Geçmiş kültürlerde, ölülere gösterilen saygının göstergesi olan defin törenlerinde çok çeşitli uygulamalar görülüyor. Bu uygulamaların çeşitlilik göstermesinin sebebi, insanların öteki dünya inançları ile evren algılayışlarında ve genel olarak kültürlerindeki farklılıktan kaynaklanıyor. Cenaze törenlerinin amacı, ruhun bir an önce bedeni terk etmesini ve inanılan yüce varlıkla veya atalarla buluşmasını sağlamak. Eskiçağın görkemli ceset yakma ritüellerinin, tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla, insanların ölüm ve öteki dünya kavrayışlarındaki farklılıkla beraber sona erdiği de biliniyor.

Cenazeler odunların arasına yerleştirilip yakılıyor.


Ruhun serbest kalması

Hitit kraliyet cenazesinin birinci gününde ölünün ayak-ucunda yapılan sığır kurbanı, ölünün ruhunun öteki dünyaya geçişine kolaylık sağlamak amacını taşıyordu. Bu kültürlerde, birbirinden bağımsız olmakla birlikte ruh ve bedenin zorlukla ayrılan bir bütün olarak algılanışı söz konusu. Bu inanışa göre, beden adeta ruhun hapishanesi gibi görülmekte, o yok olmadıkça, ruh serbest kalamamaktadır. İnanışa göre kremasyon bu süreci hızlandıran bir uygulama. Hintlilerin ve Budistlerin bu yöntemi tercih etmelerinin altında yatan neden de aslında bu. Eski bir elbisenin atılıp yenisinin alınıp giyilmesi gibi, ruh da bedeni kremasyon sayesinde hemen terk edecek, yeni biçimini alacak ve kolaylıkla öteki dünyaya geçecektir...

Sabah saatlerinde Ganj nehrinde yıkanan Hindular.


Ağır bir kast sistemine bağlı olan ve kastlar arası geçişe izin vermeyen Hindistan’ın çok tanrılı kültürü, çağdaş dünyanın şaşkınlıkla izlediği, yer yer çok sert bazı uygulamalara da sahip. Hindistan’da savaşlarda ölen kocalarının ardından düşmanın eline geçmek istemeyen kadınların kendilerini ateşe atmalarıyla başlayan Sati geleneği, geçen yüzyıla kadar ölen kocasıyla birlikte eşlerin de yakılması olarak devam ediyordu. Geçen yüzyıldan bu yana çıkarılan yasalarla yasaklanmasına karşı, 1987 yılında gerçekleşen bir olay, ne yazık ki Sati geleneğinin hâlâ yer yer uygulanabildiğini gösteriyor...
4000 yıl geçmişin Hitit kültüründe 14 gün süren ölü yakma ritüellerinin, günümüz Hindistan’ında 13 gün sürmesi ve başka pek çok benzerlik taşıması, dünya kültürlerinin nasıl birbirlerinin devamı olduğu veya birbirlerinden etkilenerek geliştiğinin de bir göstergesi. Bu konuda son söylenecek söz de sanırım, çevre ve doğa korumayla ilgili olmalı. Dünyanın en kalabalık 3. dininin izleyicilerinin, her yıl milyonlarca insanın cenaze törenlerinde zaten kısıtlı olan orman kaynaklarımızı, hem böyle harcamaları hem de kullandığımız enerji kaynaklarının atmosferdeki CO2 miktarının aşırı yükselmesiyle hızlanan Küresel Isınma’nın yıkıcı etkilerini gereksiz yere artırmaları da mutlaka tartışılmalı ve çevreye, doğaya daha az zararlı bir yöntemle güncellenmelidir...

Hindistan bir renk cümbüşü.


Kültürler ve özgün özelliklerinin sonraki kuşaklara aktarılacak şekilde korunmaları önemlidir ama yaşayanların sağlığı, refahı ve mutluluğu her şeyden daha değerlidir...