Reklamsız Sözcü

Cumhuriyet davasında ikinci gün

Cumhuriyet davasının 2. günü İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Bugünkü ilk ifade veren isim gazetenin yayın yönetmeni Murat Sabuncu oldu. Sabuncu'nun ardından avukat Bülent Utku'nun savunmasına geçildi. Söz alan gazeteci Ahmet Şık ise, cezaevinde hak kısıtlaması olduğunu belirterek mahkeme heyetine haftalık aile görüş haklarını konusunda çözüm bulunması çağrısı yaptı. Duruşma yarın saat 13.30'a bırakıldı.

android-time 12:58 25 Temmuz 2017
Cumhuriyet davasında ikinci gün
Cumhuriyet davasının 2. günü İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Bugünkü ilk ifade veren isim gazetenin yayın yönetmeni Murat Sabuncu oldu. Sabuncu'nun ardından avukat Bülent Utku'nun savunmasına geçildi. Söz alan gazeteci Ahmet Şık ise, cezaevinde hak kısıtlaması olduğunu belirterek mahkeme heyetine haftalık aile görüş haklarını konusunda çözüm bulunması çağrısı yaptı. Duruşma yarın saat 13.30'a bırakıldı.

Gazeteciler Can Dündar, Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Musa Kart'ın sanıkları arasında bulunduğu Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarlarına yönelik 19 sanıklı davanın ikinci duruşması görülüyor.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, gazeteci Ahmet Şık'ın aralarında bulunduğu 12 tutuklu sanık getirilirken; çok sayıda avukat da duruşmada hazır bulundu. CHP'li milletvekili Mahmut Tanal, Can Dündar'ın eşi Dilek Dündar ile birlikte sanık yakınları ve çok sayıda yabancı basından temsilcileri de duruşmayı izledi.

Duruşmanın ikinci gününde ilk ifadeyi gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu verdi. Sabuncu savunmasına, “Bu dava bütün gazetecilere bir gözdağı davasıdır. Türkiye'de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmaktır” diyerek başladı.

İlk duruşmada Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, gazetenin Yayın Danışmanı Kadri Gürsel ve karikatürist Musa Kart savunmalarını yapmıştı.

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu

Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu

Savunmasını yapan Sabuncu şu ifadeleri kullandı:

Davanın başladığı gün gazetecilerin bayramıdır. Bizler bayram günü yargılanmaya başlanan gazetecileriz. Dün basın bayramıydı biz gazeteciliği, haberleri savunmak durumunda kaldık. Biz bugünü otosansürün yıkılması olarak kutlayacağız.

Bu davanın savcısı, bizi tutuklatan kişi FETÖ’den ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor ama tutuksuz. FETÖ şüphelisi savcı Murat İnam bize FETÖ iftirası atıyor. Müebbetle yargılanırken tutuksuz, biz dokuz aydır tutukluyuz.

4 yılda bin 400 manşet atılır. Bilirkişi içinden cımbızla çekip rapor yapıyor. İddianameyi hazırlayan savcılar adetaları çok seviyor. Adetalarla dolu adeta bir iddianame sayın başkan. Siz gazetenin %10’u dışında tüm gazeteyi, ailelerimizi dokuz aydır mağdur ediyorsunuz. Arkadaşımızın 5 yaşındaki çocuğunun mal varlığı bile sorgulanmış.

Türkiye’de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmak, cezaevine konmak ve savunma için 9 ay beklemek. Biz bunların hepsini yaşadık. Benim hiç MASAK raporum yok. Ama savcı ‘zengin göstersin diye’ iddianameye MASAK raporu da var diye eklemiş.

Utandım çok. 3 tanık Cumhuriyet Gazetesi’nden.

28 yıllık gazeteciyim. En son Cumhuriyet’te çalıştım. TGC ve IPI üyesiyim. Üyesi olduğum örgütler gazeteci örgütleridir.

Ben gazetede 2014 yılında çalışmaya başladım. Ama siz 2013 yılında vakıfta olanları bana soruyorsunuz. O tarihte vakıf çalışanlarını tanımıyordum. Çay içmişliğim yoktur.Tanımadığım insanlarla çalışmadığım gazetenin vakfını ele geçirmişim.

Bir gazeteci herkesle temas eder ama mesafesini korur. ‘Bylock’ kullanan 18.000 kişi varken 13 kişiyle görüşmüşüm. Bir gazeteci olarak binde birine bile temas etmemişim. Az olmuş. Cumhuriyet Vakfı Türkiye’nin en saygın isimlerinden oluşan ve tek amacı Cumhuriyet’i yaşatmak olan bir vakıftır.

Mehmet Ekinci ile konuştum. Odatv yargıcı idi. Ömürlerinden iki yıl çaldığınız, dokunanın yandığı arkadaşlarımızın görüşmecisi idim.

Biz ağır tecritteyiz. “Görmek istersen denizi yukarıya çevir yüzü” derdi Sabahattin Ali. Biz tecritte yukarıyı da göremiyoruz. Bizim gökyüzümüz deniz gibi değil Sn. Başkan.

Herkes Ahmet Şık’ın kitabı İmamın Ordusu’nun peşindeydi. Korkusuz 100 kişi tarafından basıldı. O 100 yayıncıdan biri de benim. Eskiden gazeteciler haberin ve tarihin tanığıydı artık meslektaşlarının yargılandığı davada tanıklıklar. Bu da tarihe geçecek.

İktidar temsilcilerinin, o gruba en ağır hakaretler eden gazetecilerin o zaman konuştuklarını buraya getirmeyi kendime yakıştıramam. 17-25 Aralıkta paralar, ayakkabı kutuları ortaya yayıldı. Abdullah Gül ABD’ye aracı gönderdi. Bunları yazmayana gazeteci denir mi? ‘Cumhuriyet 17 Aralık yayın yasağına uymayacak’ tweetinden darbeye destekle suçlanıyorum. Böyle bir suçu nasıl görmezdik?

Zaman zaman ailem ya da milletvekili arkadaşlar ‘Süreçte sana en ağır gelen neydi’ diye sordular. Evimin basılması mı? Terörle mücadelede bodrum katında bekletilmem mi? Çocuğu olan 47 yaşında bir adam olarak Silivri Cezaevi’nde pantolonumu çıkarmaya zorlanmam mı? Bir gazeteci olarak manşetlerin üstünden geçmem bana ağır geliyor. Burada yargılananlar 28 ile 60 yıl arasında gazetecilik yapmış kimseler. Cumhuriyet gibi laikliğin, demokrasinin savunulduğu gazetedeki insanlara FETÖ suçlaması yöneltilmesi bana zor geliyor.

Murat Sabuncu, mahkeme heyetine darbe girişimi sonrası (16 Temmuz) Cumhuriyet’i göstererek şunları söyledi: İddianameye girmeyen başyazıyı da göstereceğim. Darbe gecesi tüm çalışanlar biraradaydı. O gece 12.00’de uçaklar uçarken bizim başlığımız hazırdı. “Darbeye Karşıyız Çözüm Demokrasi”. Darbeciler gazeteleri basarken bekledik. Gelirlerse iki laf etmek için. Darbe sabahı basılan manşetimizi savcı dosyaya eklemedi.

6 milyon oy alan bir partinin olmadığı mitinge ‘Eksik Demokrasi’ demek suç mu? Yenikapı’ya HDP çağrılmadı diye ‘Eksik Demokrasi’ dememizi nasıl eleştirebilirsiniz?

Cihangir İslam, İbrahim Kaboğlu cadı avı mağduru değil mi?120 bin kişinin ihraç edilmesi cadı avı değil mi?

O gece 4 partinin vekilleri Meclis’teydi. O meydanda HDP de olmalıydı. Biz “Eksik Demokrasi” manşetimiz için suçlanıyoruz.

15 Temmuz’dan 3 gün önce bizim başlığımız “YAŞ”ta gündem” Star’ın manşeti “Feto’nun İşi Yaş”. Ne farkı var bizimkinden?

Gazetenin GYY odasının bir penceresinin mezarlığa diğeri Adliye’ye bakıyor. “Cumhuriyet’in hayatı bu arada geçti”

Mahkeme Başkanı Murat Sabuncu’ya soruyor:Terör örgütleriyle araya mesafe koyma kriteriniz nedir? Ara dönemde kim sorumluydu? “Devlet tarafından kaybedilmiş kişiler için analar 644 haftadır nöbet tutuyor” dediniz. Devlet kaybetti bilgisi sizde var mı?

Murat Sabuncu: 1 Eylülden itibaren atılan her başlık, yayın sorumlusu olan benim sorumluluğumdur. Ben üstlenebilirim. Hiç sorun değil. Ben cevap verebilirim…İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Musa Anter, Hrant Dink, Metin Göktepe’nin yolundan dönmeyiz. Vakıf yönetim kurulunun belirlediği çerçeveye göre bütün şiddet eylemleri terör olarak tanımlanır. FETÖ, PKK veya başka örgüt olsun. Bu konuda devletin bilgisi olmalı. Recep Tayyip Erdoğan da Cemil Kırbayır’ın annesi Berfu Anne’yi kabul etti, onda da bilgi vardır.

Ben Pensilvanya’ya hiç gitmedim. Gülen bana koku hediye etti, kalem hediye etti diyen gazeteci olmadım. Gülen’i öven tek yazım yok. Bizler namus ve şerefle gazetecilik yapmış; geçmişi belli geleceği de belli olan kişileriz…

Avukat Bülent Utku

Avukat Bülent Utku

“MURAT İNAM DEMEDİK”

Davanın öğleden sonraki oturumunda, duruşmaya çıkan Başsavcıvekili Hacı Hasan Bölükbaşı söz alarak “İddianameyi düzenleyen savcı olarak Murat İnam’ın ismi zikrediliyor. Oysa ki iddianame Mehmet Akif Ekinci ve Yasemin Baba tarafından düzenlenmiştir” dedi.

Savcının sözlerine karşı Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı avukat Akın Atalay, “Yanlış olmaması için hiçbir  zaman iddianameyi düzenleyen savcı Murat İnam demedik. Soruşturmayı yapan savcı dedik” şeklinde konuştu.

AV. BÜLENT UTKU’NUN SAVUNMASI:

Daha sonra avukat Bülent Utku’nun ifadesine geçildi.

Utku’nun savunması şu şekilde;

Bülent Utku, 2002’de AKP’nin iktidar olma şansını hazırlıksız yakaladığını ve Gülen’le hareket ettiğini söyledi.

Utku, “Meslek yaşantım boyunca, düzenlediğiniz tensip zaptı gibi bir metinle, sıkıyönetim mahkemeleri dışında pek az rastladım. Zamanın koşullarını, ruhunu sadece 15 Temmuz darbe girişimi ve bu darbe girişimine karşı alınan önlemlerle açıklamak yetersiz kalır.”

“Kısaca iddianameye inanmayın, beraatimi istiyorum diyebilirdim. Öyle yapmayacağım. Ancak düzenlediğiniz tensip zaptı, heyetinizin iddianameye inandığını gösteriyor. Erdoğan, “Hapisteki gazetecilere ilişkin “144’ü terör, 4’ü adi suçlardan içeride” dedi. Dosyamıza göz atılması her şeyi anlatıyor.”

Bülent Utku savunmasına devam ederken mahkeme başkanı, “Size yönelik suçlamalarla ne ilgisi var” dedi.

Utku: Sizin istediğiniz gibi yapayım?

Erdoğan “cezaevindeki 177 kişiden sadece 2’si sarı basın kartı sahibidir” diyor. Sadece bu dosyadaki 9 kişinin sarı basın kartı vardır.

NuriyeGülmen ve SemihÖzakça cezaevine konuldular. Açlık grevi günlerce sürerken tutuklanmayı haklı-makul görecek hiçbr mazeret yoktur. İnsanların “cesaret hakkı” vardır. Ben bu hakkımı sonuna kadar kullanacağım. Ama bazı kişiler için bu “HAK” bir “GÖREV”dir. Bu görevleri yerine getireceklerin başında da hukukçular ve gazeteciler gelir. Davetim onlaradır. “Cesaret hakkını” kullanmaktan çekinmesinler.

Cumhuriyet “cesur olma hakkını” kullanan gazetelerdendir. Çekinmeden sözünü söyler. Objektif, bağımsızdır.Çok bedeller ödemiştir. Cumhuriyet operasyonu 18/08/2016 tarihli “RESEN SORUŞTURMA BAŞLATMA TUTANAĞI” ile Savcı Murat İnam tarafından başlatılmıştır.

Tutanakta soruşturmaya resen başlandığı yazılı ise de kimse buna inanmasın. Savcı Murat İnam, herkesi kandırmaya kalkıyor. Savcı Murat İnam operasyon başlatmak için Aydın Engin’in yazısı dışında başka bir haber ve yazıyı gerekçe olarak göstermemektedir.

Dosyadaki 8 yazının PKK ile ilgili olmadığı görünüyor. Savcının FETÖ+PKK için operasyona başlama nedeni toplumda yaratılmak istenen algı. Cumhuriyet Gazetesinin FETÖ ile ilintili olduğu algısının yalnız başına yaratılması yeterli bulunmamış, buna PKK da eklenmiştir.

Matbaa, bastığı gazetenin her nüshasını savcılığa teslim eder, basın savcısı bakar, suç varsa dava açar. Böyle  açılan hiçbir dava yoktur. Daha önce suçlama konusu yapılmayan haber ve yazılar daha sonra suçlama konusu olunca sormalı, “şimdiye kadar neden dava açmadın?”

Görevin bu operasyon için atanan Murat İnam'a verilmesinin nedeni, müebbetle yargılanması nedeniyle iradesinin ipotek altında olmasıdır. Cumhuriyet soruşturmasının başlangıcı 18.08.2016 olsa da operasyon fikri 29 Mayıs 2015 tarihli MİT TIR’ları haberine dayanıyor.

İLGİLİ HABER'Cumhuriyet Davası'nda Kadri Gürsel, Atalay Akın ve Musa Kart'ın savunmaları'Cumhuriyet Davası'nda Kadri Gürsel, Atalay Akın ve Musa Kart'ın savunmaları
Utku, “Heyetinizce düzenlenen tensip zaptı iddianameye hemen inandığınızı gösteriyor. 33 yıllık meslek yaşantımda, heyetinizin düzenlediği tensip zaptı gibi bir metinle, yasaların, Anayasa’nın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS), hukukun temel prensiplerinin böylesine ihlal edildiğine 12 Eylül askeri darbesi sonrası katıldığım sıkıyönetim mahkemelerindeki metinler dışında pek az rastladım. Böyle bir tensip zaptı kanımca ancak üç halde yazılabilir. Siyasal iktidar heyetinize ya baskı yapmaktadır, ya baskı yapacağı yönünde kuşku vardır, ya da heyetiniz kraldan, yani siyasal iktidardan çok kralcıdır” dedi.

“HEYETİNİZİ REDDETTİM, UYGUN GÖRÜLMEDİ”

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ, “Bizi reddettiniz” deyince Bülent Utku, “Ediyorum. Heyetiniz bağımsız, tarafsız yargılama yapamayacağını düşündüğümden heyetinizi reddettim . Fakat İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi bunu uygun görmedi, karar kesinleşti” diye cevap verdi.

Utku savunmasında, AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte yaşanan sürece değinince Mahkeme Başkanı Dağ, “Kızgınlıkla, konu dışına çıkıyorsunuz” uyarısında bulundu. Utku ise “Kızgınlıkla ilgisi yok. Soruşturmanın bam teli burası. Bu iddianameyi zamanın koşullarından, ruhundan bağımsız olarak ele alıp değerlendirmek olanaklı değil” dedi.

“HEDEF ALINMAMIZIN NEDENİ MUHALİF KONUMLANIŞ”

Utku, “15 Temmuz’a gelene kadar, kişisel olarak hem ben, hem de Cumhuriyet Gazetesi, bu siyasal İslam-muhafazakâr örgütlenmeye muhalif yerde konumlandık. Bu konumlanış sadece yakın bir zamana tekabül etmiyor. Cumhuriyet Gazetesi’nin konumlanışı kuruluşundan itibaren böyle. Benimki de kendimi bildim bileli. İşte siyasal iktidar tarafından yargı yoluyla hedef alınmamızın nedeni bu muhalif konumlanıştır” diye konuştu.

“BU KOŞULLARI VE RUHU REDDEDİYORUM”

FETÖ’nün medya yapılanmasına ilişkin davada verilen tahliye kararları sonrası hakimlerin açığa alınmasına değinen Utku, şunları söyledi: “Hâkimler nasıl karar verecekler? Kararları beğenilmezse ne olacak? Beğenilecek şekilde mi karar verecekler? Beğenilmeyecek şekilde karar verirlerse akıbetleri ne olacak? Zamanın koşullarının, ruhunun bizleri getirdiği nokta budur. Bu koşulları ve ruhu reddediyorum. Kabul etmiyorum. Bu koşullara ve ruha karşı çıkıyorum, karşı çıkmaya devam edeceğim. İnsanların cesaret hakkı vardır. Ben bu hakkımı sonuna kadar kullanacağım. Elbette herkesten bu hakkı kullanması istenip, beklenemez. Ama bazı kişiler için bu hak ve bir görevdir. Bu görevleri yerine getireceklerin başında da hukukçular ve gazeteciler gelir. Davetim onlaradır. Cesaret hakkını kullanmaktan çekinmesinler. Cumhuriyet Gazetesi bu cesur olma hakkını kullanan gazetelerden biridir. Çekinmeden sözünü söyler. Objektif ve bağımsızdır. Aydınlanmadan yanadır. Aydınlanma ve söz söyleme uğruna çok bedeller ödemiştir. Bu uğurda mücadele eden Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok bu nedenle hedef alınmış ve katledilmiştir. Yakın zamanda da Cumhuriyet Gazetesi yazarları hedef olmaktan kurtulamadı.”

“OPERASYON AYDIN ENGİN’İN YAZISI İLE BAŞLATILDI”

Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyonun gazetenin yazarı sanık Aydın Engin’in “Cihanda Sulh Peki Yurtta Ne” başlıklı yazısı başlatıldığını da ifade eden Utku, “Aydın Engin’in köşe yazısı ile 15 Temmuz darbe girişiminde bulunanlar arasında ilişki kurabilmek, ancak yasa, hukuk ve de mantık ile bir irtibatın kalmamasıyla olanaklıdır. Bu yazının başlığının operasyona başlamaya neden kaynak teşkil ettiğinin iddianamede açıklanması gerekirdi” dedi.

BAŞSAVCIVEKİLİ: 45 DAKİKADIR İDDİANAMEYLE ALAKASIZ KONUŞULUYOR

Utku savunmasını yaparken Başsavcıvekili Hacı Hasan Bölükbaşı, “45 dakikadır iddianameyle alakasız konuşuluyor” dedi. Sanık avukatları savunmaya müdahale edilmemesini talep ederken Mahkeme Başkanı Dağ, “Savcı bey, esasa ilişkin şeyler duymak istediğini belirtiyor” dedi.

Bunun üzerine sanık Bülent Utku da savcıya, “Savcı bey savunmamda ‘Allahın sopası’ başlıklı bölüm var. Sizinle ilgili. Biz nasıl FETÖ’nin ipliğini pazara çıkardıysak, siz de Fethullah Gülen’i nasıl koruyorsunuz onu anlatacağım. Sabredin” diye cevap verdi.

Utku’nun avukatlarından Ergin Cinmen de “Müvekkilim 9 aydır tutukludur. Savunmasını nasıl yapılacağına müdahale edilmesin” dedi.

GÜRAY ÖZ SAVUNMA YAPTI

Verilen aranın ardından Güray Tekin Öz, Önder Çelik, Mustafa Kemal Güngör savunmalarını yaptı.

Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi sanık Güray Tekin Öz meslek hayatına 1970 yılında başladığını belirterek “Laik, demokratik bir Cumhuriyet için çaba gösteren gazetecilik ilkelerine ömrü boyunca sadık kalmış bir gazeteci olarak şeriatçı, darbeci terör yöntemlerini benimseyen örgütleri desteklediğim, ‘üye olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım ettiğim’ iddiasını şiddetle reddediyorum. Soruşturmayı açan savcının FETÖ ile ilişkili bir davadan yargılanıyor olmasını da iddianın mesnetsizliğinin önemli bir kanıtı sayıyorum. Hiçbir zaman bir terör örgütüne üye olmadım. Herhangi bir terör örgütüne yardım olarak sayılabilecek bir eylem içine girmedim. İddianamede terör örgütleri ile ilişkili olduğuma dair tek bir somut kanıt bulunmamaktadır” dedi.

İddianamede, bir ByLock kullanıcısıyla irtibat kurduğu iddiasına yönelik sanık Öz, “ByLock kullanıcısına telefon etmedim. Sözü edilen kayıt telefon numarasının benden önceki kullanıcısına aittir. 2015 yılından sonra abone olduğum numaranın eski sahibinin iletişimidir. Benimle hiçbir ilgisi yoktur” diyerek abonelik belgesini sundu. Öz, hakkında FETÖ’den  soruşturma yapılan bir kişiyle iletişim kurduğu iddiasına yönelik ise “Bu iddia birazdan fazla komiktir. İletişim kurduğum iddia edilen kişi Çankaya’da bir pidecidir. Ben arada bir pide ısmarladığım pidecinin hakkında soruşturma yürütülen bir kişi olduğunu bilme şansına nasıl sahip olayım. Arada bir, en son da doğum günümde bir pide ısmarlamışız. Tüm suçlamaları reddediyorum. Tahliyemi ve beraatımı talep ederim” diye konuştu.

“HER BASKI DÖNEMİNDE CUMHURİYET HEDEF ALINMIŞTIR”

Daha sonra Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu üyelerinden Önder Çelik’in savunmasına geçildi. Çelik, “Rejimler ne zaman temel değerlerinden uzaklaşsa, her baskı döneminde Cumhuriyet hep hedef alınmış ve hırpalanmıştır. Cumhuriyete 12 Mart’ta, 12 Eylül’de de baskılar uygulanmış, kapatılmış ve toplatılmıştır. Birçok yazarı öldürülmüştür. Çok yakın geçmişte Ergenekonculukla suçlanmıştır. Şimdi ise FETÖ’cülükle suçlanmaktadır. Cumhuriyet Gazetesi öncesinde olduğu gibi bugün de laik, çağdaş, demokratik hukuk devleti ve  Atatürkçü ilkeleri korumanın bilinci içerisinde yayınını sürdürmektedir. Cumhuriyet Gazetesi yayın hayatına başlamasından itibaren çok cesur bir gazete olmuştur, cesaretini her zaman için sürdürmüştür, sürdürecektir” diyerek suçlamaları reddetti.

AHMET ŞIK: AİLELERİMİZLE GÖRÜŞME HAKKINI KULLANMAK İSTİYORUZ

Bu arada gazeteci Ahmet Şık söz aldı. Şık, “Cezaevinde hak kısıtlması var. Bizim bu hafta ailelerimizle açıkgörüş hakkımız vardı. Ancak buradayız. Mevzuat diyor ki, haklı gerekçelerle bunu telafi edemiyorsa cezaevi bu sorunu çözer. Bunun için dilekçe yazdık. Olumlu yanıt alamıyoruz. Diyorlar ki ‘duruşmaya gitmeyin, burada kalın, o zaman görüş hakkınızı kullanırsınız’. Yani diyor ki ‘ya benimsin, ya 27. ağır ceza mahkemesinin’. Bu sorunu sizin çözebileceğinizi düşüyoruz. Önümüzdeki hafta ailelerimizle görüşme hakkını kullanmak istiyoruz” dedi. Bunun üzerine izleyiciler “Tahliye, tahliye” diye bağırdı.

“HİÇ KİMSE BU ABSÜRD İDDİAYA İNANMAZ”

Daha sonra sanık avukat Mustafa Kemal Güngör savunmasını yaptı. Güngör, “Ben 43 yıllık bir Cumhuriyet okuru olarak Fetullah Gülen’i 35-40 sene önce Hikmet Çetinkaya’nın yazılarından öğrendim. Öğrenmekle kalmayıp, Fetullah  Gülen’in hakkındaki yazılarla ilgili olarak Cumhuriyet Gazetesi aleyhine açtığı onlarca davada gazetenin ve Hikmet Çetinkaya’nın avukatlığını yaptım. İroniye bakınız ki, şimdi Cumhuriyet Vakfı’nın Yönetim Kurulu üyeleri olarak Hikmet Ağabey ile, yani kelimenin tam anlamıyla FETÖ’nün kitabını yazan Hikmet Çetinkaya ile birlikte FETÖ’ye yardım etmekle suçlanıyoruz. Türkiye’yi tanıyan, gazete okuyan, güncel olayları takip eden, objektif ve iyi niyetli davranan hiç kimse bu absürd iddiaya inanmaz” dedi.

Duruşma yarın saat 13.30’a bırakıldı.  Ajanslar

Son güncelleme: android-time 23:0225.07.2017
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more