Reklamsız Sözcü

Gıdıklamalar ve öfkenin dansı

Eric Métayer’in sahneye koyduğu Gıdıklamalar oyununu Andréa Bescond parmak ısırtan bir performansla oynuyor
06:494 Mayıs 2016
Gıdıklamalar ve öfkenin dansı
Eric Métayer’in sahneye koyduğu Gıdıklamalar oyununu Andréa Bescond parmak ısırtan bir performansla oynuyor

Haber: TİLDA TEZMAN

Tecavüz, pedofili… Yavaş yavaş ruhu çürütüyor… Dinmiyor… Gözlerinin içine yerleşiyor… Teninden kokusu geliyor… Yıkanıyorsun, bir daha yıkanıyorsun, bir daha… Derini kanatana kadar ovuyorsun… Ovdukça belki ruhundaki izini de silip atabilecek, yok edecekmişsin gibi… Kız, erkek, tecavüze uğrayan çocukların, dünyanın dört bir köşesinde içine fırlatıldıkları kâbus… Sanat, büyük bir insanlık utancını, tiyatroyla, sinemayla, kitaplarla dünyanın yüzüne vuruyor. Sanatçılar gerekeni yapıyorlar yani… İşte bunlardan bir tanesi, Paris'te her akşam, çığlık çığlığa vücudu ile, sesiyle, oyunculuğa hâkimiyetiyle, seyirciye bir tecavüzün hazin öyküsünü anlatıyor. Acıyı kuvvete dönüştürmek için, yaşadığı tüyler ürpertici tecavüzü dans ederek ve birkaç karakteri aynı anda oynayarak sergiliyor.

2

Eric Métayer'in sahneye koyduğu Gıdıklamalar oyununu Andréa Bescond parmak ısırtan bir performansla oynuyor. Andréa Bescond'nun, bu hikâyeyi yazmasındaki amacı, birçoğumuzun duymak istemediği ve reddettiği gerçekleri yüksek sesle haykırma arzusu. Çocuklara yönelik tecavüzden daha dayanılmazı var mı ki?

Bu oyun, tecavüzcüyü yargılamıyor, ama tecavüze uğrayan çocuk bedeninin ve ruhunun yaşama devam edebilmek, nefes alabilmek ve var olabilmek için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Oyundaki, tecavüze uğrayan Odette karakteri, mücadeleci… Bir yetişkinin, pamuklu külotunun içine elini sokmasıyla, çocukluğu lime lime parçalanan Odette, yaşam savaşı verirken, yıllar içinde, ruhundaki fırtınaları dindirmek için çabalıyor. Çocukken tecavüzcüye boyun eğiyor, önce susuyor ve gizliyor, sonra hatırlıyor, dışa vuruyor ve zalimi şikâyet edip, cezalandırılması ve başka çocuk bedenlerini kirletmemesi için var gücüyle savaşıyor.

Bu oyun, pedofili kurbanı bir çocuğun, bu utançla büyürken, yaşantısındaki zaman dilimlerini seyirciye aktarıyor. Odette, dile getiremediklerini dans ederek anlatıyor… Odette yaşamındaki bütün karakterleri de sırtlayıp oynuyor: Tecavüzcüden dans hocasına, annesinden psikoloğuna, babasından mahallenin ayak takımına, hayranı olduğu dansçıdan çocukluk arkadaşına kadar tam tamına on iki karaktere can veriyor… Her birinin çürümüşlüğünü, hastalıklı ruhunu, başarısızlığını gözler önüne seriyor. Oyunculuğu, mim yapma yeteneği ve dansıyla büyülüyor. Tekstin dinamiğini ortaya çıkaran reji sayesinde, seyirci çok derinden etkileniyor.

4

Diğer karakterler ortaya çıktıkça, Odette'in acısıyla bir başına, yapayalnız olduğunu, kimsenin onu ciddiye alıp gerçekten dinlemediğini fark ediyoruz. İnsanların, maalesef, tecavüz olaylarına gereken önemi vermediğinin dehşetiyle karşı karşıya kalıyoruz. Hatırladıklarıyla, acılarıyla, öfkeleriyle yüzleşiyoruz… Utanıyoruz. Annesi, kızının akli dengesinin yerinde olmadığını, ailesine zarar vermek için bunları uydurduğunu iddia ediyor. Babası, yakın arkadaşının böyle bir şey yapmayacağını savunuyor…

Odette, henüz sekiz yaşında, aile yakını Gilbert adında bir adam, onu gıdıklamak için banyoya davet ediyor. Gıdıklamanın acı verebileceğini, tokat gibi suratına patlayacağını, küçücük kafası almıyor… Gilbert'in dokunuşları gıdıklamıyor, acıtıyor… Neye uğradığını anlamıyor; bedenini ve ruhunu kirleten bu adam, kimseye bir şey söylememesini de sıkı sıkı tembihliyor… Sekiz yaşından on iki yaşına kadar süren bu tacizler, ruhuna kazınan bu yaralar, aile fertlerinin vurdumduymazlığı ve saflığıyla büsbütün derinleşiyor. Korkuyor… Utanıyor. Ona yaşatılan travmanın altında eziliyor… Kendisinden nefret ediyor ve kendini yok etmeye gidiyor. Ama puzzle parçalarını yan yana koyunca, olaya farklı bir gözle bakmaya başlıyor. Çocukluğuyla barışması gerektiğini, o minnacık masum çocuğu affetmesi gerektiğini, ruhunda biriktirdiği o kirli anıları ortaya saçıp, hayat yolunda ilerlemesi gerektiğini idrak ediyor.

Andréa Bescond'nun, bu tek kişilik oyununda “dans” kurtarıcı öğe… Derin acılara bir merhem adeta… Odette'in dansları birebir doğaçlama, bazı anlarda transa girebiliyor. Odette'in dansı çok samimi; sözcüklerin yetersiz olduğu duygusal anlarda imdadına yetişiyor ve onu uçurumun kenarından kurtarıp başka tarafa yönelmesini sağlıyor. Odette'in acısı, yavaş yavaş öfkeye, kuvvete ve isyana dönüşüyor…

3

Bu piyes, tıpkı bir roman gibi kurgulanmış. Oyun, takip edeceği yolu biliyor. Bir saat zarfında, Odette'in tam yirmi yıllık hayatı sahneye konulmuş. Bu yirmi yıldaki zaman dilimleri flashback'lerle anlatılıyor. Andréa Bescond, farklı karakterleri canlandırırken, ses tonunu değiştirip, bazen anne, bazen baba, bazen tecavüzcü karakterine bürünüyor ve oyunculuğuyla harikalar yaratıyor. Bu karakterleri canlandırırken, ışık rejisi (Jean-Yves de Saint Fuscien) de döktürüyor. Andréa'nın danslarına eşlik eden müzik rejisi (Vincent Lustaud), Madonna'dan 2000'li yılların müzikal komedilerine başarıyla geçiş yapıyor. Seyirciler, perde indiğinde, boğazları düğümleniş, gözlerinde yaşlarla ayağa fırlayıp, dakikalarca durmadan, pes etmeden alkışlıyor.

Andréa Bescond, bu oyunla, Avignon Tiyatro Festivali'nde, iki sezon üst üste, en iyi kadın oyuncu ödülünü almıştı. Andréa konuşuyor, boks yapıyor, dans ediyor, on iki karakteri bir arada oynuyor… Oynamıyor, döktürüyor: Yaralı çocuğu, acılarını ve hepsinin üstesinden gelebilme yeteneğini, büyük bir dakiklik, hassasiyet ve zarafetle oynuyor. Jean pantolonu, lastik ayakkabıları, at kuyruklu sarı saçlarıyla efsane bir soloya imza atıyor. Paris Konservatuarının, klasik dans dalındaki başarılı öğrencisi, bu oyunda, hip-hop ve krump arasında gidip gelerek bu “öfke dansını” başarıyla sergiliyor. İnsanın kanını donduran, can yakan bu “öfke dansı” bir başyapıt…

O, sekiz yaşında bir kız çocuğu

O, bir aile yakını

O, bir genç kız

O, bir anne

O, bir psikolog

O, bir dans hocası

O, bir komedi müzikalinde dansçı

O, trenlerde, uçaklarda, otellerde, gece kulüplerinde turnede

O, pornografik bir klipte yönetmen

O, bir polis

O, duvarda asılı duran Rudolf Noureev posterinin canlanması

O, mahkemede davacı

Ve o, ruhundaki acıyan yaraları hatırlayıp dile getiren kadın.

Tek bir iskemlenin olduğu boş bir sahnede oynuyor ve oyunculuğuyla devleşiyor. Petit Montparnasse Tiyatrosunda seyrettiğim ve hala devam etmekte olan ve büyük yankı uyandıran bu oyun, umarım ülkemizde de sahnelenir. Kaçmamalıyız, korkmamalıyız… Bu insanlık utancıyla yüzleşip, sesimizi çıkartmalıyız, yüzlerine vurmalıyız.

Son güncelleme: 09:4204.05.2016
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet